Epik tiyatronun Türkiye’deki önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen ve Vasıf Öngören’in kaleminden çıkan Zengin Mutfağı, 1977 yılında Başar Sabuncu tarafından tiyatroya, 1988 yılında ise yine Başar Sabuncu tarafından sinemaya uyarlanmıştı. Ardından yine birkaç kez daha uyarlanan eser, Cumhuriyet tarihinin en büyük işçi hareketi 15-16 Haziran Olayları’nı içeriden bir bakış açısıyla konu ediniyor.

Diipnot olarak, Şener Şen’in ilk kez bu oyun ile tanışması 1978 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda gerçekleştiği ve 14 yıl gibi uzun bir aradan sonra usta oyuncu Şener Şen’i tekrar sahnede görebildiğimiz için ayrı bir önem arz ediyor. DasDas Sahne’de sergilenen oyunun yönetmenlik koltuğunda Şener Şen ve genç sanatçı Doğu Akal oturuyor.

Mekan tasviriyle paralel ilerleyen Zengin Mutfağı, içeriğini tamamen adından alarak kendi anlatısını tek bir mekan üzerinden sunuyor. Zengin bir iş adamı olan Kerim Bey’in köşkünün mutfağında geçen hikayeyi Lütfü Usta’nın (Şener Şen) anlatıcılığında izliyoruz.

Nam-ı diğer Pehlivan; Lütfü Usta, yıllardır aynı mutfakta kendi kızı gibi gördüğü yardımcısı (Gizem Ergün) ile birlikte çalışmaktadır. Çevresinde olan bitenler hakkında bihaber, ekmeğini kazanıp iki kadeh içkisini içerek günlerini geçirmektedir. Lütfü Usta gibi sınıf bilincinden habersiz bir karakterin değişim sürecini gözlemleyebildiğimiz oyunda, işçilerin sokağa dökülüşünün zengin mutfağına gelen yansımalarına tanıklık ediyoruz. Yardımcı kadının nişanlısı Selim’in de (Onay Kaya) yaşadığı anlık değişim, faşizanlığın kolay bulaşabilirliğine işaret ediyor. Ve ona öğretilen nefret onu öylesine besliyor ki, içerisinde sevgiye dair en ufak bir kıvılcım dahi kalmıyor.

“Yav, ben kime hizmet ediyorum? İnsan kime hizmet ettiğini düşünmeli.”

İlk önce işçilerin sokaklarda yürümeleri üzerine korkan patronların kaçışlarını ardından patronların koltuklarına kavuştukları anda yürüyüşe dahil olan işçilerin iş hayatlarına son verme evrelerini izliyoruz. Ancak bunlar minimal bir şekilde, kulaktan kulağa yayılırcasına aktarılıyor. Seyirciler, üst sınıfa mensup patronlardan değil de bir nevi o evlerdeki insanlarmış, halktan birileriymiş gibi hissediyor. Bu sebeple olacak ki Kerim Bey’i hiçbir şekilde görmüyoruz, yalnızca varlığını hissediyoruz.

Köşkün bekçisi niteliğindeki kurt, anlatının metaforu olarak lanse ediliyor. Ve bu kurdu en çok umursayan, ona en çok sinirlenen kişi ise hikayede en büyük değişimi geçiren Lütfü Usta oluyor. Onu zehirlemeye çalışması ancak bunun bir çözüm olmadığını fark etmesi, çünkü o gittiğinde yenilerinin geldiğini öğrenmesini göz önünde bulundurduğumuzda kurdun Faşizm’i temsil ettiğini kolaylıkla fark edebiliyoruz.

Şener Şen’i her zamanki gibi ustalık gerektiren bir performans ile izliyoruz. Lütfü Usta’nın birçok hareketine seyirci tepki veriyor ve bu sayede oyunun mizahi yönü güçlü bir şekilde korunuyor.

Selim’in değişimini başarılı bir biçimde aktarabilen Onay Kaya’nın performansı da başarılıyken, Kerim Bey’in şoförü olan Seyfi (Uğur Arda Başkan), oyun içerisindeki en bizden karakterlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Zengin Mutfağı’nın en başarılı noktalarından biri de şüphesiz ki dekoru. Dekor tasarımı kısmını Barış Dinçel’in üstlendiği oyunun zaten tek mekanda geçiyor olması oyunu mekan açısından kullanışsız kılabilirdi ancak bu durum aksine kendi lehine çevirilmiş.

Son olarak, finalde Lütfü Usta’nın sorduğu soru, oyunun oyun bittikten sonra devam etmesi için bizlere yöneltiliyor hissini veriyor. Bir saniyeliğine de olsa oturup düşünüyorsunuz, gitmek mi zor, yoksa kalıp onlarla çalışmak mı? Gerçekten tüm bu olanlara katlanmalı mıyız? Buna değer mi?

Yazıyı, 15-16 Haziran işçi direnişine dair ilk şiiri yazan Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiiriyle bitirmek istiyorum. Dayanışma ile!

“Kişi kişiye kul değil
Neden karanlık al değil
Yeryüzü uzun yol değil
Varılır gökler aşarak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak.”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın