George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair, 25 Haziran 1903’te Hindistan‘da dünyaya gelmiştir. Gençliğinin bir kısmını Fransa’da geçirmiş ve romanlarını yazana kadar yoksul bir hayat sürdürmüştür. Kitapta geçen baş karakterle kendisi fazlasıyla örtüştüğü için Paris ve Londra’da Beş Parasız adlı yazdığı ilk romanının otobiyografik olup olmadığı hala tartışma konularından biridir. İngiliz sömürgesi olan Burma’da bir süre geçiren Orwell, faşizme karşı duyduğu nefretin beslenişini orada bulunduğu süreçte gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda İspanya İç Savaşı’nda gönüllülere katılarak İspanya’ya gitmiştir. Gittiğinde gördüklerine inanamaz ve Sosyalizm’in hayalindeki yaşam alanını yarattığını fark eder. Bir süre geçtikten sonra bunun da etkisinin kaybolmasıyla belli sebeplerden ötürü Stalin’i de bu durumun suçlusu olarak görür. Gençken yoksulluk döneminde yakalandığı tüberküloz (verem) hastalığı bir ömür peşini bırakmaz ve ününü bile doğru düzgün yaşayamadan 46 yaşındayken; 21 Ocak 1950 tarihinde Londra’da hayatını kaybeder. Romanlarında adalet, maddi sıkıntılar, totalitarizm karşıtlığı gibi temalardan beslenen Orwell’ın en ünlü romanı 1984 ve Hayvan Çiftliği‘dir.

Yergi türünde dünya edebiyatında en iyilerinden biridir Hayvan Çiftliği. 1940’ların Sosyalizmini zeki bir biçimde eleştirir. Politik iğneleyici dili ve siyasi görüşlerinden katkı alarak yazdığı Hayvan Çiftliği, Bir Peri Masalı adlı alt başlığıyla beraber yayınlanmıştır. Peri Masalı olarak nitelendirmesi bazı yollara çıkmaktadır. Hayal edilen dünyanın sadece masallarda olduğu ve bu masalların çocuklara atfedildiği gerçeği vardır. Anlatılmak istenenin hayvanlar üzerinden yapılması -hayvanların metafor olarak kullanılması- ise George Orwell’ın daha ne kadar basit anlatabilirim düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir. Çünkü bu ona göre en basit temelinde bile gerçek bir olgudur.
  • Koca Reis (Domuz): Başlardaki karakteriyle sürekli çelişen bir domuzdur. Eskiden İngiltere’nin Hayvanları şarkısını çiftliktekilere o öğretirken zamanla şarkının sözlerini bile değiştirecektir. Sürekli bir şeyler vadeder. Hayvanların refahından bahseder. Her zaman daha fazlasını ister ve isteme nedeninin dahi halkın yararı için olduğunu söyler. Hayvanların çoğu ona saygı duymaktadır. Karl Marx ya da Vladimir Lenin‘e benzetilmektedir.
  • Snowball (Domuz): Bilgili ve zeki bir domuzdur. Hayvanların okumayı öğrenmesinde yardımcı olur. Herkesin rahat etmesi için bir değirmen yapılması gerektiğini savunur. Napolyon bu fikre karşı çıkar ve bir şekilde çiftlikten kovulmasını sağlar. İşin komik yanı ise Snowball gittikten sonra değirmeni yapma fikrini o da ortaya atar. Troçki‘ye benzetilmektedir.
  • Napolyon (Domuz): Sürekli Snowball ile uğraşmaktadır. Çıkarcıdır ve baskı yapma taraftarıdır. Josef Stalin‘i temsil ettiği düşünülüyor.
  • Bay Jones (İnsan): Çiftliğin eski sahibidir ve genellikle alkollü olarak ortalıkta dolaşır. Zaten fazlasıyla sarhoş olduğu bir anda hayvanlar çiftlikte devrim yapabilmeyi başarmıştır. Son Rus çarı II. Nikolay‘ı temsil ettiği düşünülüyor.
  • Bayan Jones (İnsan): Bay Jones’un karısı.
  • Mollie (At): İnsanlarla yaşamak istemektedir. Şımartılmayı sever. Hayvanlar özgür olduktan sonra tasma, kurdele vb. şeyleri takması yasaklanır fakat o kurdele takmaktan vazgeçemez.
  • Squealer (Domuz): Ben Squealer’ı haberlerde kullanılan tutum dolayısıyla televizyonlara benzetiyorum. Gözle görülebilecek boyutta olan gerçekleri hayvanlara öyle bir biçimde aksettiriyor ki herkes bihaber yaşamaya devam ediyor.
  • Boxer (At): Günümüzde emekli olmayı ve rahat nefes alacağı günleri bekleyen insanları andırmaktadır. Gece gündüz çalışıp bir gün emekli olacağını hayal eder fakat emekli olamadan ölür.
  • Clover (At): Diğer hayvanlara nazaran bilinçlidir. Zamanla devrimin değişen detaylarını fark eder.
  • Bay Frederick (İnsan): Pinchfield çiftliğinin sahibidir. Adolf Hitler’e benzetilmektedir.
  • Bay Pilkington (İnsan): Foxwood çiftliğinin sahibidir. Winston Churchill’e benzetilmektedir.
  • Bay Whymper (İnsan): Napolyon’un tuttuğu avukat.

Bay Jones Beylik Çiftliği’ni yönetmektedir. Çiftlikteki hayvanlara iyi davranmamaktadır. Hayvanlar bu durumdan oldukça şikayetçidir. Bu sebeple hepsinin aklında bir devrim düşüncesi uyanmıştır. Devrimin zeminini oluşturmaya çalışırlarken Bay Jones’un onlara yemek vermeyi unuttuğu bir gecede ayaklanmayı gerçekleştirirler ve ülke çapında haber olmaya başlarlar. Çiftliğin adını da Hayvan Çiftliği olarak değiştirirler. Yetkiyi ise en zekileri oldukları için domuzlar alır. Kendilerince koydukları Yedi Emir kurallarına tüm hayvanlar uymak zorundadır.

  1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
  2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
  3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
  4. Hiçbir hayvan yatakta uyumayacak.
  5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
  6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
  7. Bütün hayvanlar eşittir.

İngiltere’nin Hayvanları adlı şarkıları dillerinden düşmemektedir. Bu onların özgürlük türküsüdür. Fakat zamanla Koca Reis bulunduğu konumu lehine çevirmeye başlar. Klasik bir diktatör tiplemesiyle karşımıza çıkar. Halkına tonlarca şey vadeder. Fakat çoğunu yapmaz. Yaptığı şeyleri ise kendi çıkarına göre uygular. Yedi Emir’deki kuralları tek tek çiğnemeye başlar. Zamanla nefret ettiği şeye -insana- dönüşüne tanık oluruz. Kitabın son kısmında tam olarak bir insan haline gelmiştir. Hatta o sırada masada oturan kişilerin hepsi birbirine öylesine benzemektedir ki çiftliktekiler kimin kim olduğunu bile anlayamaz.

”Bütün hayvanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir.”

George Orwell’ın tıpkı 1984’te yaptığı gibi bu eserinde de geçmişimize ve geleceğimize -özellikle günümüze- seslendiğini anlamamak mümkün değil. Kahin desek absürt olmaz. Bu da onun ne kadar iyi bir yazar ve gözlemci olduğunun kanıtıdır. Eserleri öylesine kalıcıdır ki yüzyıl sonra da okusanız yadırgamazsınız. Bu yüzden Hayvan Çiftliği klasik bir eser haline gelmiştir.
Hayvan Çiftliği, 1954
Hayvan Çiftliği, 1999
Animal Farm adıyla İngiltere ve ABD yapımı olmak üzere iki kez sinemaya uyarlanmıştır. Ayrıca Hayvan Çiftliği, Pink Floyd’un Animals adlı albümüne ilham perisi olmuştur. Ülkemizde Erdal Beşikçioğlu’nun yönetmenliğinde tiyatro oyunu olarak gösterimi yapılmıştır ve birçok olumlu eleştiri almıştır. Türkiye’de kitabın çevirisini ilk yapan kişi ise Halide Edip Adıvar’dır.

Kitabı okuyan herkesin günümüzü sorgulaması dileğiyle, esen kalın.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın