Söz konusu yazının başlığına dikkatleri çekerek başlamak isterim sözlerime: “Yollarda bulurum seni’’. Başlıkla birlikte bu cümleye dikkat edenlerin aklına şarkısı geldi bile: Haluk Levent’in “Yollarda bulurum seni’’ adını taşıyan ve bugün de dillere pelesenk olan şarkı. Bu şarkının adını başlık olarak seçmemin nedeni de kuracağım şu cümlelerde yatıyor: Konusunu hayatı yollarda geçen bir roman kahramanı, Afrikalı Leo’dan alıyor. Bu kahraman, Amin Maalouf’un edebiyatımıza kazandırdığı “Afrikalı Leo’’ isimli eserde yer alıyor. Ömrü yollarda geçmiş, yollarda geçen hayatı boyunca uğradığı yerler, uğradığı yerlerde tanıdığı insanlar kendisine öğretmenlik etmiş. Başlığın adı “yollarda bulurum seni’’ fakat adını şarkıdan alan başlığa baktığımızda şarkının sözlerine de kulak vermekte fayda olacaktır:

“Takvimlerden çalarım seni
Dans ederim hayalinle
Yine de yaşarım seni’’

Bu sözlere baktığımızda Afrikalı Leo için şunları sormamız gerekiyor: Leo, takvimlerden neler çalmıştır? Kimlerin hayaliyle dans etmiş ve kimlerle yaşamıştır? Maalouf, yazdığı eserle Leo’nun bu öyküsünü bizlere anlatıyor. Bir nevi Haluk Levent’in şarkısını edebî gerçeklikte yoğuruyor desek yerinde olacak fakat ne derece yoğurduğunu ve bunda ne denli başarılı olduğunu yazımızın ilerleyen cümlelerinde göreceğiz.

Kendisini okuyuculara şöyle tanıtır Leo:

Ben, Hasan, tartıcıbaşı Muhammed’in oğlu, ben, Giovanni Leone de Medici; bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği ben. Şimdi Afrikalı diye anılıyorum, ama Afrikalı değilim, Avrupalı da Arabistanlı da değilim. Bana Granadalı, Faslı, Zeyyatlı da derler ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. “[1]

Bu cümlelerden sonra kendisini tanıtmaya şu şekilde devam ettiğini okuyoruz:

Benim Arapça, Türkçe, Kastilya dili, Berberi dili, İbranice, Latince, sokak İtalyancası konuştuğumu duyacaksın; çünkü bütün diller ve bütün dualar benim dillerim, benim dualarım.’’[2]

Cümleleri okuduktan sonra buradan şu düşünceyi rahatlıkla çıkarabiliyoruz: Afrikalı Leo, o yerli ya da bu yerli değildir; Afrikalı Leo, bir dünya vatandaşıdır. Onun bu yönü kendisine fazlasıyla bir şeyler katmıştır: Zekâsı Roma’da, tutkusu da Kahire’de gelişmiştir; Üzüncü Fas’ta, çocukluk saflığı ise Granada’da yaşamaktadır. Yolların oğlu olması, kendisinde bir hakikati sağlamlaştırmıştır:

Ben yalnızca Tanrı’ya ve dünyaya aidim ve yakında bir gün yine onlara döneceğim.’’[3]

Leo’yu tanıdıktan sonra biz, romanın kapısını açacak anahtar cümleyi de yine kahramanın kendini tanıttığı satırların arasından buluruz:

Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların beklenmedik olanı.’’[4]

Bu anahtarla romanın kapısını açarak Leo’nun yolculuğuna ilk adımı atmış oluyoruz. Kahramanımızın geçtiği yollar arasında Granada’yı, Fas’ı, Kahire’yi ve son olarak da Roma’yı buluyoruz. Sözünü ettiğimiz bu yollar üzerinde Leo, gittiği yerlerde takvimlerden bir şeyler çalmıştır. Kitabı incelediğimizde gittiği yerlerden adını alan bölümler (Granada, Fas, Kahire ve Roma) kendi içinde çeşitli zaman dilimlerine bölünmüştür. Örnek verecek olursak Granada Kitabı’nda Selma el-Hürre yılı, muskalar yılı, estağfurullah yılı, düşüş yılı, Mihrecan yılı ve ayrılış yılı vb. şeklinde çeşitli zaman dilimlerinde çeşitli olaylara tanıklık ediyoruz. Anlayacağımız üzere kahraman, yani Leo, söz konusu bölümler içinde, yani bu zaman dilimlerinde takvimlerden yaşamında iz bırakacak olaylar çalmıştır.

Takvimlerden yaşamında iz bırakacak olayları çaldığı ilk mekâna, Granada’ya uzanalım. Granada, Leo adlı kahramanımızın yani Hasan’ın doğup büyüdüğü yerdir. Biz, bu yerde ailesini tanırız, babası Muhammed ile annesi Selma’yı tanırız. Granada, çeşitli olaylara sahne olan, tarihsel açıdan pek çok şeye tanıklık eden bir şehirdir. Bu yönüyle şehir, insanların hayatlarında da pek çok dönüm noktası oluşturmuştur. Bu durumdan nasibini Hasan ve ailesi de almıştır. Hasan bize Granada’da yaşadıklarını anlatırken, bizler tarihin tozlu yapraklarını elimizle hafifçe temizleriz. Temizledikten sonra da biz Hasan’ın anlattıklarına kulak veririz. Şarkıyı hatırlayalım: “Yollarda bulurum seni’’. Granada yollarında biz Hasan’ı nasıl buluyoruz? Doğduğu şehri terk etmektedir Hasan çünkü vatanını Hıristiyanlar ele geçirmiştir. Ancak kahraman, bu ele geçirme sırasında yaşanan kötü olaylardan bahsetmemektedir. Bu detayı aklımızda tutmak kaydıyla sözlerimize devam edelim:

O dönemdeki her olayın ele alınması mümkün değildir. Ancak medeniyet tarihi yönünden İspanyolların alnına silinmez bir leke olarak kalan bir olay anlatılmamış. Gırnata 1492 yılında Arapların her türlü dini hürriyetlerine, can ve mallarına dokunulmamak şartıyla teslim olmuştu. Fakat Katoliklere göre “Kâfir Müslümanlar”a verilmiş sözün hiçbir önemi olamazdı. Aşağılık bir kardinalin verdiği emirle Gırnata şehrinin en büyük meydanında Müslümanlara ait 500.000 yazma kitap merasimle yakıldı. O yıllarda bütün Avrupa kütüphanelerinde olan kitapların sayısından fazla olan bu kitapları Müslümanlar 8 asırdan beri dünyanın her tarafından toplamışlardı. İnsanlık âlemi bu kitapların yakılmasından doğan boşluğu bugüne kadar dolduramamıştır. Buraya kadar okuduğumuzda yazarın da yazarın da projektör olarak kullandığı kahraman Hasan’ın, hümanist bir bakış açısıyla olaylara yaklaştığını gözlemleyeceğiz.

Granada’dan ayrıldıktan sonra kahramanımızı Fas çöllerinde buluruz. Kahramanımız Hasan, Fas’ta yaşadığı olayları anlatmadan evvel sözlerine şu cümlelerle başlar:

Senin şimdiki yaşındaydım oğlum. Granada’yı bir daha hiç görmedim.”[5]

Durumunu bu şekilde açıkladıktan sonra biz kendisinden bir şey daha öğreniyoruz. Öğrendiğimiz bu şey de onun yolların oğlu olduğunun itirafı niteliğindedir:

“…benim yazgım da değişikliklerle dolu olacaktı. Her vardığım limanda adıma ayrılmış olduğum topraklarla ilgili bir ad ekledi. ‘’[6]

Bunlar bir yana Fas, kahramanımızın hayatını yine farklı bir yönüyle etkileyecektir. Bu yönü şöyle tanıtalım: Hasan ve ailesi servetleriyle Fas’a gidiyor. Hâlbuki o dönemde İspanyollar, Arapların ve Yahudilerin bütün servetlerine el koydu. İspanya’da kalan ve Hıristiyanlığa geçmeyen Müslüman ve Yahudiler, meydanlarda odun ateşlerinde yakıldı. Bu esnada da Gırnatalıların Türklerden yardım istedikleri gerçeği vardır. Ancak böyle bir savaş için Türklerin Afrika’da üsleri yoktu. Bu görev daha ziyade Fas’taki Arap Merini İmparatorluğuna düşerdi. Buna rağmen Osmanlı Devleti Endülüs’te Müslümanlara yapılan zulmü cezalandırmak için Osmanlı donanmasını Batı Akdeniz’e göndermiş, İspanyol şehirlerini bombalatmış; Kemal Reis İspanyol zulmünden kaçan Yahudi ve Arapları gemilerle Türk veya Arap ülkelerine getirmiştir. Eserde din değiştirmeye zorlanıp yakılan veya kaçmaya zorlanan büyük insanlık felaketi üzerinde durulmamaktadır. Bu cümleden de anlayacağımız, yine söyleyeceğimiz üzere kahramanın bakış açısıyla yorulacak bir fikir olduğudur.

Bir sonraki durağımız ise, Kahire’dir. Kahramanımız bu menzile gelene kadar büyümüş, olgunlaşmış ve hatta hayatına bir kadın girmiştir. Bu kadın, Fas çöllerinde tanıdığı Hiba adlı bir köle kadındır. Fakat bu kadının ömrü, Hasan’ın hayatında fazla uzun olmayacaktır. Kahire’de Hasan’ın hayatına Çerkez asıllı Nur adında bir kadın çıkar. Biz, buradan Hasan’ın her gittiği yolda olduğu gibi Kahire’de de kendine bir şeyler bulduğunu anlıyoruz. Kahire’de karşılaştığı manzara, Mısır’da Osmanlı hâkimiyetinin kurulmaya başlandığı zamandır. Yavuz Sultan Selim, ordusuyla birlikte Mısır’a gelişi ve bununla birlikte gelişen olaylara kahramanımızın tanıklık etmesi anlatılır. Yalnız romanla ilgili yazılan bazı yazılarda Maalouf’un olayları tek taraflı bir üslupla anlattığına, Yavuz’un gaddarlığından, zulmünden dem vurulmasına atıfta bulunulsa da yazarın buluştuğu ortak payda şudur: Afrikalı Leo, bütün insanlara karşı eşit mesafede bulunan bir kahramandır. Leo’nun bu tavrı roman boyunca kendisiyle beraber olacak, hatta hayatının son demlerini geçirdiği Roma’da bile kendisine eşlik edecektir.

Roma’da kahramanımız artık Leo adını alır ve Roma yollarında bulduğumuz bu kahramanımızın karşısına Maddalena adlı bir kadın çıkar. Bu kadınla hayatını birleştiren Leo, Maddalena ile evliliklerinden olan çocuğuna Guiseppe adını verir ancak oğlunun adı Yusuf’tur. Kahramanımızın ağzından hayatının Roma’da süreceğini ve nihayetinde orada son bulacağını şu satırlardan okuyoruz:

“Ben Tanrı’nın sağ elini Mekke’de bırakmamış mıydım? Roma’da onun sol avucunda yaşayacaktım.”[7]

Diyerek Roma’daki öyküsünü oğluna anlatmaya başlayan Leo, sözlerini şu şekilde bitirir:

“Bana gelince, ben gezilerimin sonuna vardım. Kırk yıl süren yolculuklar adımlarımı yavaşlattı, soluğumu ağırlaştırdı. Bundan böyle aile yuvamda barış içinde uzun yaşamaktan öte bir dileğim yok. Ve bütün sevdiklerim arasında ilk göçen ben olmak isterim. En son yere, Yaradan’ın gözünde kimsenin yabancı olmadığı ülkeye doğru.”[8]

“Yollarda bulurum seni’’ diye başladığım yazımda, bulduğum, “insan’’dı. Tüm insanlara eşit mesafede olan, tüm insanları tek bir yerde kucaklayan insan, Hasan, namı diğer Afrikalı Leo idi. Yollarda bulduğum bu insanın macerası da yollarda geçiyor ve bu kahraman da gittiği her yolda, Granada’da, Fas’ta, Kahire’de ve Roma’da kendi yaşamında iz bırakacak şeyler buluyor ve o yollarda kendilerine eşlik eden insanlarla, kadınlarla karşılaşıyor. Karşılaştığı her kadın, kendisine bir şey öğretiyor. Fas’taki Hiba, ona hüznü; Kahire’deki Nur, tutkuyu ve Roma’daki Maddalena ise ona zekayı öğretmiştir. Şehirlerin de insanlar gibi olduğunu düşünürsek her şehir, aslında kendisine bir insan suretine bürünüp bir şeyler öğretmeye çabalamıştır. Bizim yollarda bulduğumuz kahraman, Leo, yollarda geçen hayatın değirmeninde öğütülmüş, hüznün, tutkunun ve zekanın hamuruyla yoğrulmuş bir kahramandır. Bizler de Leo gibi çeşitli yolculuklarda çeşitli kişilerle karşılaşıyor, hayatımızdaki kişileri yürüdükleri yollarda buluyoruz.

 

Kaynakça:

[1] MAALOUF, Amin,  Afrikalı Leo, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015, sf.11

[2] MAALOUF, Amin, a.g.e. , sf.11

[3] MAALOUF, Amin, a.g.e. , sf.11

[4] MAALOUF, Amin, a.g.e. , sf.11

[5] MAALOUF, Amin,  Afrikalı Leo, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015, sf.91

[6] MAALOUF, Amin, a.g.e. , sf.91

[7] MAALOUF, Amin,  Afrikalı Leo, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015, sf.300

[8] MAALOUF, Amin, a.g.e. , sf.373

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın