Sundance Film Festivali’nde Dram dalında adaylar arasına girmeye hak kazanarak ve Antalya Film Festivali Altın Portakal Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini toplayarak başarısını bir kez daha kanıtladı Sarmaşık.

Gişe Memuru’nda olduğu gibi bu filminde de Nadir Sarıbacak ile çalışan Tolga Karaçelik, bir kere daha ne kadar doğru bir seçim yaptığını kanıtlıyor. Bu kez de Nadir Sarıbacak başrolde yer alıyor. Nadir Sarıbacak’ın performansının yıl boyunca konuşulacağını düşünüyorum. 2016 yılında En İyi Erkek Oyuncu dalında ödül bırakmayacağı kesin. Film boyunca büründüğü karakter ve karakterin değişim evrelerini -kendi özüne dönüşünü- yansıtma biçimi adeta oyunculuk dersi verir nitelikte. Daha önce Barış Atay’ın Eksik filminde ana karakter olarak oyunculuğuyla dikkatleri üzerine çeken Özgür Emre Yıldırım da başroller arasında. Neden Tarkovski Olamıyorum’dan hatırlayabileceğiniz Hasan Karsak da Nadir karakteriyle karşımızı çıkıyor. Sarmaşık özellikle oyunculuk anlamında senenin en fazla bahsinin döneceği filmlerden biri olacak gibi duruyor.

Verdiği röportajlarda tek ya da iki mekanda yapılan filmlerin ona daha çekici geldiğini açıklayan Karaçelik, Sarmaşık’ta da tek mekanı tercih ediyor. Böylece kendi bahsettiği çekiciliği gözler önüne seriyor. Bize bol gerilimli ve psikolojimizi derinden etkileyecek bir film sunuyor.

Angola’ya sefere çıkan bir geminin sahibi olan armatör iflas edince gemi mürettebattan seçilen altı kişiyle denizin ortasında kalır. Alper, Cenk, Reis, Nadir, Kürt ve İsmail… Parası ödenmediği için limana giriş izinleri de yoktur. Pasaportlarına da el konulmuştur. Zaten gemici kurallarına göre olası tehlikelere karşı gemi tamamen terk edilememektedir. Aylarca sürecek olan bu süreçte mürettebatı zorlu bir zaman beklemektedir.

“Direkler eğik, burnumuz batmış suya
İnsan düşmanının sillesinden kaçar ya
Soluğunu ensesinde duya duya
Ve koşar başını hiç kaldırmadan
Gemi öyle koştu, rüzgar öyle coştu
Kaçtık güneye, hiç durmadan.”

Samuel Taylor Coleridge’in “The Rime of the Ancient Mariner”, Türkçe adıyla “Yaşlı Gemici” adlı şiir kitabının ilk kısmındaki dizelerle başlıyor film. Kitaptan üç bölüm kullanan Karaçelik, böylece filmi üç bölüme ayırmış oluyor. Her bölümde kullanılan dizeler, bir nevi gidişatın açıklaması gibi.

Film ilerledikçe güç savaşı ve buna karşılık hiyerarşiye başkaldırış başlıyor. Günlerce aynı gemide kaldıkları ve yapacak hiçbir şeyleri olmadığı için bilinçleri garip bir duruma bürünüyor. Kimisi delirmek ile delirmemek arasında ince bir çizgideyken kimisi uyuşturucu bulamadığı için gerekirse öldürmekten çekinmeyen birisine dönüşüyor. Belki de özüne ulaşıyor. Bir yerde düşmanken bir yerde birlik olma zorunluluğu, şartların acizliğini anımsatıyor bizlere. Bazı karakterlere verilmiş özellikler günümüz Türkiyesi’nin de belli bir profilini çizmiş oluyor. Cenk karakteri esrar kullanan, alkol içen, hırsızlık yapmaktan dahi çekinmeyen biriyken aynı zamanda da sadece bir repliğiyle dindar biri olduğunu iddia edebiliyor mesela. Olduğunu zannettiği ve aslında olduğu kişi ile arasındaki çelişkiler sunuluyor. Yaşlı Gemici’nin Albatros’u öldürmesiyle Cenk’in Kürt’ü öldürmesi birbiriyle bağdaşıyor. Gemiyi saran lanet ise o an başlıyor. Lanetin başlama zamanıyla neredeyse paralel ilerleyen ”salyangoz metaforu” psikolojik gelgitlerin zirve noktasına ulaştığı anda yadsınamayacak duruma geliyor. Tolga Karaçelik’e salyangoz metaforunun ne anlama geldiği sorulduğunda ise o bunu izleyiciye bırakmayı tercih ettiğini her seferinde dile getiriyor. Şahsi fikrim ise lanetin bir imgeleme şekli olarak salyangozun seçildiğini düşünüyorum.

Toplumsal konuları da göz ardı etmeyen Sarmaşık, Sulukule’deki evlerin yıkılmasını bir kısmını da konu ediniyor. Gemi hareket ettikten sonra Nadir’in eve geri dönme isteği aracılığıyla bunu açıklıyor:

-Sulukule Evlerini de yıkıyorlar beybaba. Bunlar her yeri yıkacaklar. Evimizi de yıkacaklar diye korkuyorum.

Önemsizmiş gibi görünen birçok davranışın ve eylemin aslında tamamen hikayeye hizmet ettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Beybabanın kamarasında sürekli olarak tamir etmeye çalıştığı saat ve kumanda buna örnek olarak verilebilir. Sulukule evlerinin yıkımı ile alakalı izledikleri haber sırasında, Nadir’in beybabaya evine gitme isteğini dile getirdiğinde beybaba elindeki kumandayı tamir etmeye çalışıyordur. Bu da yıkık olan bir şeyin onarılamayacağına ya da Beybabanın Nadir’in hayatına tıpkı televizyondaki gündeme kumanda ile hakim olmaya çalışan biri gibi hükmedebilmesine yorulabilir. Gemide uzun bir süre geçirdikten sonra ise daha ne kadar kalacaklarını sormak isteyen Nadir yine soluğu beybabanın yanında alır ve tam o sırada beybaba bir saati tamir ediyordur. Saati tamir etmeye çalışmasıyla zamana hükmetmeye çalışması benzeşmektedir. Aslında gemide bu kadar uzun süre kalmalarının sebebi yine beybaba’dır.

Nuri Bilge Ceylan’ın da çalıştığı görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki burada da karşımıza çıkıyor. Filmin renk düzeni ve kadrajlarıyla ortaya çıkan atmosfer birbirini tamamlayan iki yapboz parçası gibi bir araya geliyor. Karakterlerin psikolojik durumları ile örtüşen sinematografisi filmin kilit noktalarından biri olsa gerek.

Nadir Sarıbacak’ın Cem Karaca’nın Deniz Üstü Köpürür şarkısını söylerken salyangozların gemiyi kapladığı bir sahne var ki, yüzlerce kez izlemek istiyor insan! İzledikten sonra bu şarkıyı her dinlediğinizde Sarmaşık’ı hatırlayacağınıza eminim. Belki de Cenk kadar şanslı olup bir salyangoz orkestrası yönetebilirsiniz.

Son olarak, hepimiz bu geminin yolcusuyuz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın