Bir yazar seviyorsan ilk mektubuna tutunur insan. Hele bir de Erdal Öz gibi kendi derdini tüm dertlere değişen bir adamsa mektup yazan sadece özlemek geçmez satırlarda; davan, derdin ve tüm insanlıktır konu. Ve tabi uzun mesafeler sızladığı yerden bir mektuba tutunur. Yazmak her şeye iyi geldiği gibi özleme de şifadır. Erdal Öz de bunu keşfedenlerdendir. Ruh eşi, dert ortağı, dava arkadaşı Türkan İldeniz’de yazdıklarının toplamıdır; ‘Yaşamayı Nasıl Özledim Bilsen!’.

“Yaşayan, soluk alıp veren, konuşan,  gülen, sırasında ağlayan, mutluluğu özleyen, ama acı çeken, yalnızlıktan bunalan ve bunalmayan, deliceleri olan genç bir kız diye sevmiştim seni. Sonrası birdenbire denizdi işte; sesinden, kokusundan, bildiğim yoğun deniz. Denizleri hep sevdim ben, suları hep sevdim; seni denizler, sular gibi sevdim; sular ne güzelse seni öyle sevdim.”

Mektuplardan arta kalan birkaç aşk sözcüğünden çok daha fazlasıdır. Erdal Öz dileyen ile sohbet eder bir nevi. Bazen ‘sanatçı nasıl olur?’, bazen edebiyatçı dostlarının yaptıklarını anlatır eleştirili bir dille. Dostlarının karşı çıktıklarını dile getirip Türkan Hanıma dertlenir. Ve noktasının bittiği yerde sende yaz der hep. Yazar mı bilinmez devamındaki mektuplarda ama Öz asla bırakmaz anlatmayı. Ucunda bilemediği bir umut olsa da yazmayı sürdürür. Kimi zamanda yalnız bir sabah uyanışından, bir otobüse binişinden bahseder. Günlük yaşamına da dokunur.

“Hani uzun kış ayları vardır; bir karanlık dolar insanın içine. Hani tam alışmışızdır o boğunukluğa da, bir sabah, ama birdenbire bir sabah, deli dolu bir bahar gününü karşımızda görmek şaşırtır bizi. Hem sevindirir hem tedirgin eder. Bugün, birdenbire böyle oldum.”

Okudukları ile dolan Erdal Öz düşüncelerine de yer verir satırlarında. Mesela bir mektubundan kadınla erkek hiç bir olur mu der. Bunu öyle ince öyle kabul edilebilir anlatır ki; kelimeleriyle sarar Türkan Hanım’ı. Dünyaya mal olmuş sözleri ile yazdıklarına birçok ünlü isim konuk olur. Böyle okudukça neler neler katar insana. Mektubu bittiğinde dönüp bakılacak çok fazla altı çizili satır size kalır.

Artık okur Türkan Hanım ve Erdal Bey’in mahreminde savrulurken bir yerde kesilir sözler ve biter mektuplar. Sonrası bilinmez. Yalnızca son bölüme Türkan İldeniz fotoğrafları ve mektuplarını bulur. Kitap biter. Belki de Erdal Öz ve eşi düşüncelerin asılmadığı bir yerlerde kavuşmuşlardır. Kitabı tamamlayıp mektup yazmak içinden geçmeyen kalmaz. Daha fazla spoiler vermeden incelemeyi burada bırakıyorum. Bu değerli eser umarız yer bulur ömrünüz de. Ve ölmemek için birkaç tavsiye; çok sevin, mektup yazın!

“Ben, keyif almak için okurum; öğrenmek için değil.” -Erdal Öz

Okumak bizi kurtarır*

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın