implant dis fiyatlari
Search
EKİBİMİZ
bursa escort - bursa escort

Yaşam Gördüğünün Ötesinde

‘Yaşam Gördüğünün ötesinde’  Kitabın ismi bile tefekkür etmeye çağırıyor. Mesela kadın ve erkek deyince aklımıza ilk olarak ateş ve barut tabiri geliyor değil mi? Aşk geliyor? Peki ötesinde ne var bu aşkın? Hiç düşündünüz mü? Hiçlik! Yaradılıştan evvel hiçlik vardır ve bu sonsuz potansiyeldir diyor yazarımız. Öyle güzel kaynaklarla örnekler veriyor ki yazımın devamında belirttiğim üzere almış olduğu eğitimlerinde hakkını veriyor. Yazar alelade bahsetmiyor kelimelerden, bilgisi ve eğitimi olduğu birçok konu açısından ele alıyor kelimeleri. Her kelimenin bir hikayesi var kitapta. Mesela birlik kelimesi Çin kozmolojisinde “taiji” olarak geçiyormuş. Birlikten sonra zıtlık açığa çıkıyor, zıtlık ya da çiftleşmeye de Yin Yang deniliyormuş. Yin ve Yang’ın çoğalması milyarlarca varlığın oluştuğunu, hiçlikten insanın var olduğunu, sonra bu tek nefsin çiftleşerek kadın ve erkeği oluşturduğunu belirtiyor. Oluşan insan ise tek bir halde bulunmuyor.

“Hepimiz kendi dünyamızı yaratıyoruz” her ”hal”imizle ve ismin her ”hal”ine ihtiyacımız var. Çünkü bazen belirtmeli, bazen yönelmeliyiz, bazen bulunmalı, bazen ayrılmalıyız. Akışı değil yaşamın ritmini takip ettiğinizde hangi hal’de olacağınızı bilirsiniz. Eğer döngülere kapalıysa algılarınız ve başkalarının yönlendirdiği akışa kapıldıysanız bir “haller”de olursunuz ve ısrarla o “hal” de kalmak istersiniz ki bu “hal”den ne size ne yaşamınıza fayda gelir“ diyor sevgili Saba Melike Belkıs Doğar. Beni araştırmaya yönelten kitaplara bayılıyorum. Hal demişken aklıma İslamiyetteki “Vav” hali ifadesi geldi. Aslında verilmek istenen mesaj bir nevi aynı fakat yollar farklı.

Vav harfi insanın cenin haline benzemesi dolayısıyla özel bir harf. İslami kaynaklarda yazarın insanın ismin hallerinde bulunmasıyla ilgili benzetmesi ise şöyle belirtilir.“İnsan Vav şeklinde doğar bir ara doğrulunca kendini Elif sanır ama insan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.” ifadesi geçer. Bu da derin bir mana içerir ki ayrı bir yazı konusudur. Yazarın söylemine göre ise ölüm meleği transformasyonu, yani değişimi simgeler. Ölüm bizim inanç sistemimizde kafamızdaki dogmalardan dolayı olumsuz bir anlama sahiptir. Sevgili yazar devamında derki;

“Değişim bizden geçmişi ve acıları alan, yarını ve yaşamı hediye eden bir dönüşümdür. Kapıdan geçebilmek için insan yüklerini bırakmalıdır. Yükleriniz varken kapı size dar gelir, geçmişi ve kişiliğin keskin davranış şeklini-yargıcın insafsız eleştiri ve cezalarını, kurbanın çaresizliğini ve kendine acımasını, inanç sisteminin sabitliğini, körlüğünü bırakmadan dönüşüm gerçekleşemez.”

Bence İslam’da da insanın öldüğünde doğrulması olarak söylenmesinin sebebi ancak o zaman dünya yüklerini bırakıp saf ruhunu hissetmesi, akışa teslim olması, özüne dönmesi olabilir. İnsan dönüşüm için kendini sevmeyi öğrenmelidir. Bu kendini bulma meselesi bence tüm egolardan, nefisten ve küçükken dayatılan, toplumca dayatılan öğretilerden uzaklaşarak, araştırmak, bedenimizi dinlemek, ruhumuzu dinlemekten geçer. Hiçbir şey yapmadan öylece durup nefesini izlemek aslında düşüncelerini izlemektir. Mükemmel olma çabası zihnimizin ruhumuzu geçici bir süre de olsa tamamlanmış hissedebilmemiz adına kurduğu bir oyun. Bu sizi endişe halinden, panik atağın farklı hallerine kadar götürebilir. Bu yazıyı okuyorsanız deprem olmadan zihninizdeki artçı sarsıntıları dikkate alın ve ruhunuzla gerçekten ilgilenin. Taşıdığınız beynin işleyişini keşfedin. Önce bedeninizi tanıyın derim. Önce zihninizi izleyin. Çünkü zihin aslında yalancı benliktir. Bunu fark ettiğinizde, içinizdeki sesi kontrol edemeseniz de, bu olumsuz düşünceleri nehirden akan bir pislik gibi izleyin ve tutmayın. Zihninizden geçen düşüncelerden ibaret olmadığınızı öğrenmeye başlayacaksınız. Dünyamız bizim algılarımızla şekillenir. Biz beynimizi bir dünya olarak görüp düşünceleri de yer değiştiren gezegenler olarak görürsek, onların hangisinin zararlı bir gezegen olduğunu kavrayabiliriz.

Aslında her şeyi tersten yapıyoruz. Hayatı bazen akılla değil, kalple görmek gerekir. Kalbin gözüdür aklın yolunu aydınlatan. İnsanoğlu en önemli şeyi, sezgilerini unutmuş durumda. İletişim araçları çoğaldı ama iletişim azaldı. Özellikle en önemlisi, kendimizle olan iletişimimiz azaldı. Sevmek önce özümüzdekini bulmaktan başlıyor. Çünkü o her şeyin özünde.

Tolteklerin bilgeliği diyor ki:

“Bireysel özgürlük arayışında, kendinizi sevme arayışında yapabildiklerinizin en iyisini yaptığınızda aradığınız şeyi bulmak an meselesidir. Ayağa kalkın ve insaniyetinize saygı duyun. Bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin, iyileştirin. Bedeninizin kendini iyi hissetmesini sağlayın. Bu bedeniniz için bir Puja’dır. Bu, siz ve Tanrı arasındaki iletişimdir.”

Gelelim yazarın belirttiği hale kendimizi hep mükemmel olabilmek üzerine, her gün biraz daha tamamlanmak üzere programlamıyor muyuz? Halbuki insan halden hale giren bir yapıya sahiptir. İnsan ne zaman ölür? Yüreği hissedemediğinde, her sabah uyandığına pişman olduğunda, her gününü üzerine bir şey katamadan bitirdiğinde, kısacası ruhu yaşarken öldüğünde.

“Ruh ve beden hayat yolculuğunda kutsal evliliği ararlar, kendi kutupsallıklarında. Ruh dokunmak ister kendine ve yaşama, yaşamın her formunda. Yaşam sevgidir ve dokunmak ister.”

Öyleyse bu sefer bir çiçeğe farklı dokunun, tanımlamadan, canlılığını hissederek.

Bu kitap tam bir meditasyon kitabı. Okurken çok keyif veriyor. Zorlu bir kitabın yanında bile okunabilir. Yaşam ve insan üzerine bir şiir sanki. Yol ortasında duruyoruz, burası son mu yoksa başlangıç mı? diyor Saba Melike Belkıs. Bir kitabı okuduktan sonra mutlaka yazarını ve kitapla ilgili merak ettiklerimi araştırırım. Anlamsal bir bütünlük kurmaya, yazarın iç dünyasını, çıkış noktasını keşfetmeye, yazılarına yansıyan duygularının sebeplerini yapboz gibi birleştirmeler yaparak bulmaya çalışırım. Öncelikle yazarın ismi dikkatimi çekti. Çünkü her insan dünyanın bir minyatürüdür. Ve bir insanı keşfe çıkmak bir yıldızı keşfetmek gibidir. Yazarın deyimiyle öykücüydü her insan. Ben de bu öykücünün ismiyle araştırmaya başladım. Saba Melike Belkıs’tan, Kur’an-ı Kerim’de Sebe suresinde Sebe Melikesi olarak bahsedilir. Aynı zamanda mesnevi ve birçok kutsal kitapta da Hz. Süleyman’la olan hikayelerle geçmektedir. Günümüz Habeşistan ve Yemen topraklarında tarih öncesinde hüküm sürdüğü varsayılan Saba krallığının hükümdarı, İncil’e göre ise Güneyin kraliçesi. Rönesans ve Ortaçağ’daki tasvirleriyle de metaforik olarak kendini gösterir. Popüler kültürde ise ‘bu böyle ise bende Saba kraliçesiyim’ şeklinde bahsi geçen ifadeye inanılmaması anlamında da kullanılır. Yazar gerçekten de ismi kadar mitolojik ve mistik bir yaşama sahip. Bu kitap öylesine yazılmış değil, belli ki içselleştirilmiş öğretilerin içine sığmayan bir ışık gibi yayılmak istemesinden oluşmuş. Yazar esasen İngiliz dili ve edebiyatı mezunu. Fakat 1999 yılında her insanın hayattaki asıl amacı olması gereken kendini arama ve yaşamı keşfetme yolculuğuna başlayarak metafizik konulara yöneliyor. Douglas Forbes’tan insanın bireysel potansiyelini keşfetmesine yardımcı olan Human Pin Code sistemini sistemini öğreniyor. Tai chi, bioenerji, aile dizimi ve kuzey geleneği beden enerjisi uygulamalarını, Feng Shui master eğitimini, Çin Astrolojisi ve I Ching İmparatorların Kehanet Sistemi eğitimlerini ve daha nicelerini alarak 2012 yılında, Emei Qigong öğretilerini genel okuyucularla paylaşmak üzere Grandmaster Fu tarafından yazılan Şifa Sanatları kitabını yayıma hazırlamış. Bolluk Bereket isimli de bir sitesi var. Bu siteden yazarla ilgili birçok bilgiyi de edinebilirsiniz. Bu yazı yolculuğunuza bir cesaret verdiyse keyifli yolculuklar öyleyse. Yazarında dediği gibi:

“Kahramanların, öykülerinde yollarını bulabilmeleri için önce kaybolmaları gerekir.
Aydınlığa ulaşabilmeleri için karanlıktan geçmeleri,
İyiliği getirebilmek için kötülüğü tanımaları,
Yola çıkmayanın yolculuğu olamaz.”

Her yolculuk bir keşif öyküsüdür; aslında kahramanın kendini, amacını ve yaşamı keşfi. Yaşam yolculuktur. Yolculuk için cesaret, keşfetmek için yaşamı okuyabilmek gerekir.

“Yaşam Egregore’ye göre bir enerji nehridir. İyi ya da kötü yoktur. Sadece inançlar ve seçimler vardır. Yaşam her gün ve tekrar ne seçtiğinizi sorar.”

Hayatınızda birçok zorluk olabilir, benim sorunlarım gerçek sorunlar, düşüncelerimin ürettiği değil diyebilirsiniz. Peki onları düşünerek zamanınızı geçirmek sizi daha mı mutlu ediyor? Sizin varlığınız olmadığında onlarda yok olacaksa, onları olduğu yerde bırakıp, önünüze bakmak ve yaşamı güzellikleriyle, kötülükleriyle kabul edip, gerçekten elinizden geleni yapmak daha doğru değil mi? Sürekli mutlu olamayız belki ama mutsuz olmak zorunda da değiliz. Her andan, bize göre olumsuzluktan bile bir şey öğrenmek, onlara selam verip yola devam etmek ama yolluk olarak güzellikleri almak gerek. Çünkü bizi besleyecek olan onlar. Kitabın içinde birçok kitaptan alıntı da var, bu noktada yazar kitap önerileri sunarak spiritüel kitaplarla ilgili kütüphane oluşturmanıza vesile oluyor. Unutmayın her şey bir şeyle başlar. Siz değişirseniz dünya değişir ve enerjiniz dalga dalga yayılır. Bu amaçla faydalanmanız dileğiyle bu kitapları aşağıda belirtiyorum. Bütüne de şifa olması dileğiyle. Sevgiler.

*Ray Doss (İnanç Sistemi)
*Paulo Coelho (Simyacı)
*Robert Moss (Rüyalar, Tesadüfler, Hayaller)
*Osho (Martıları Seven Adam)
*Rudolf Steiner (Gizli Bilim, Dünya ve İnsan Evriminde Bugün ve Yarın, Duyuüstü Davranışlar Nasıl Kazanılır?)

Kaynakça; http://www.supermeydan.net/
http://www.bollukbereket.com/
,tr.wikipedia.org/wiki/Saba_Melikesi_Belkıs
1.Baskı 2012 , Sayfa sayısı 288, Pozitif Yayıncılık




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.