Michael Bay ile tanıştığımız Transformers serisinin ilk spin-off filmi olan Bumblebee aynı zamanda Michael Bay’in yönetmediği ilk film. Yönetmenliğini Travis Knight’ın yaptığı filmin başrolünü ileride çok fazla konuşacağımızı düşündüğüm Hailee Steinfeld üstleniyor. Bay filmlerine nazaran çok ama çok daha sakin olan Bumblebee, yılın en tatlı filmlerinden biri. Senaryosunda Christina Hodson’un olduğu filmde, kadın dokunuşu fazlasıyla belli oluyor. Klişeler, Hollywood dolayısıyla yine olsa da birçok şey değişmiş ve birçok beklenenin gerçekleşmediği film izleyene epey keyifli bir vakit geçirtecek türden.

Kısaca konusuna değinecek olursak… Cybertron, Decepticons tarafından istila edilir. Optimus Prime askerlerine kaçmalarını ve onu beklemelerini söyler. B-127’ye de kısmet, bizim dünyamız düşer. Buraya varmasıyla önce insanlar sonra Decepticon’lar ile mücadele eden B-127, yaralı ve yorgun bir şekilde beklemeye başlar. Ta ki Charlie onu bulana kadar. Charlie’nin dokunuşları ile kendine gelen B-127, Bumblebee adını da Charlie’den alır. Fakat onların huzurlu ortamı zamanla dünyaya gelen ve B-127’i arayan Decepticon’lar tarafından bozulacaktır.

Michael Bay’i biliyoruz; onun içinde olduğu her film devasa patlamalardan oluşur. Bay aradan çekilince ve senaryo kadın senariste teslim edilince ortaya izlemesi oldukça keyifli, eğlenceli ve oturaklı bir film çıkmış. Klişe sayısı da epey bir azalmış. 100 milyonluk bütçesi ile Transformers serisinin en az harcanan filmi Bumblebee, aynı zamanda ilk kadın başrolün olduğu filmdir. Daha çok, içerisine dünyayı yok etmek isteyen robotlarla savaşın serpiştirildiği bir arkadaşlık hikayesi olan Bumblebee, yer yer izleyicisini güldürecek zaman zaman da duygulandıracak sahnelerle dolu.

Film 1987’de geçiyor. 80’ler, Transformers serisinin doğduğu senedir. Dikkat ederseniz filmin başındaki savaş sahnesinde, özellikle Optimus Prime, daha çizgi roman tadında, 80’ler temalı bir görünüme sahiptir. Vosvos tercihi de 80’lerde dolayıdır.

Aksiyonu kırpılmış olmasına rağmen var olan aksiyon sahnelerin hepsi keyifli. Yine de bir Bay çılgınlığı hiç yok. Abartısız, yakın dövüş ağırlıklı bir film olmuş. Fakat senaryo, ne kadar sevimli hale dönmüş olsa da dikkatimi çeken 2 şey var. İlki yan rolün siyahi seçilmesi ve babanın en sevdiği şarkıcının siyahi olması. İkincisi de sona kalan Decepticon’un kadın olması. Özellikle yapılan bu tercihler artık Hollywood’un kendini politik-doğruculuğa kaptırdığının bir göstergesi. Death Note’da L karakterini siyahi yapmak yanında hiçbir şey olsa da gözümden kaçmadı.

Sözün özü… Haile Steinfeld’in oldukça güzel ve başarılı bir oyunculuk sergilediği; şans verilirse ileride adından çokça söz ettireceğini gördüğümüz bir film Bumblebee. Aksiyonu ve özellikle patlaması azalmış olan film ağırlıklı olarak bir arkadaşlık hikayesine dönüşmüş. Transformers serisinin öncesini anlatan film Bumblebee’nin herkesten önce nasıl orada olduğunu bizlere gösteriyor. Vaktim var diyen ve seriye aşina olan herkese önerebileceğim film senenin, bence, en tatlı ve en keyifli işlerinden biri.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın