Gözlerinizi kapatın, yabancı bir ülkeye gitmek zorunda kaldığınızı düşünün ve döndüğünüzde o ülkede gördüklerinizi sadece yazıya geçirerek neleri değiştirebilirsiniz? Aklınıza çok fazla bir şey gelmiyor olabilir. Ünlü Fransız yazar Voltaire tam da bu kişi. 1715’te 14. Louis’in ölmesiyle halkın hak ve özgürlükleri konusundaki kısıtlamalar kalkmıştı. Artık insanlar dilediği gibi konuşup yazabiliyordu. Ama Voltaire’in kalemi Orleans naibini kızdıracak kadar sert ve hicivliydi. 1725 de sivri dili tekrar başını derde soktu ve Bastil hapishanesine hapsedildi. 15 gün kadar burada kalan Voltaire, Fransa’da karşılaştığı haksızlıklara ve aşağılamalara duyduğu öfkeyle İngiltere’ye gitmek zorunda kaldı. İngiltere’de Bollingbroke Lordu sayesinde birçok ünlü yazar ve düşeslerle tanışır. İngiliz toplumu ve burada kişinin düşünce özgürlüğüne gösterilen hoşgörü Voltaire’i çok etkiledi. İngiltere izlenimlerini “lettres philosophiues” yani Felsefe Mektupları adlı eserinde topladı.

Özgürlüğe çok önem veren Voltaire, İngiltere hakkındaki görüşlerini eserde şöyle belirtiyor:

İngiltere’de yurttaşlarını zenginleştiren ticaret o yurttaşların özgürleşmesini sağladı. Bu özgürlük de ticaretin gelişmesini sağladı, şu anda İngiliz donanmasının 200 kadar savaş gemisi var. İşte İngiltere denilen bu küçük ülkenin pek bir zenginliği yok. Ülkede sadece birazcık kurşun, biraz kalay, kil ve işlenmemiş yünden başka bir zenginliği olmayan küçük bir ada ticarette en üstün konuma geldi ve 1723 yılında dünyanın 3 köşesine 3 filo gönderdi. Bunlardan bir tanesi ordularını korumak için Cebeli Tarık Boğazına bir tanesini Portobello’ya üçüncüsünü de Baltık denizine gönderdi.

Takdirvari bu sözlerinden sonra İngilizlerin ticarete sınıf farklılığına bakmadan ne kadar önem verdiklerinden bahsediyor;

Lord Townshend devlet bakanıyken erkek kardeşi bir şehirde tüccar olmaktan memnundur. O zamanlar İngiltere’yi Milord Oxford yönetiyordu. Onun küçük kardeşi Halep’te komisyoncuydu, oradan bir daha dönmek istemedi ve orada öldü.

Sert bir dili olan Voltaire, Fransızları ve Almanları İngilizlerle kıyaslayarak ticaret açısından acımasızca şöyle eleştirmiş;

Almanya’da herkes soylu: Aynı makamın 30 kadar majestesi, kibir ve armalarından başka bir şeyleri yok.

Fransa’da isteyen kişi markiz olur. Kim ki Fransa’nın derinliklerinden, taşranın içinden para harcamak için gelirse ve isminde “ac” ve “ille” eklerini taşıyorsa, “benim gibi bir adam benim niteliğimdeki bir adam diyebilir” (buradaki kişi taşradan gelen bizdeki toprak ağalarıyla özdeştir). Hatta tüccarın kendisi bile tüccarlık mesleğinin ve tüccarlıkla uğraşmanın aşağılayıcı olduğunu düşünür. Ben tüccarım derken yüzü kızarır. Ancak ben hangisinin bir ülkeye daha yararlı olduğunu bilmiyorum. Acaba oldukça pudralanmış bakımlı, kralın hangi saatte yatıp hangi saatte kalktığını bilen, bir bakanın odasında köle rolü oynarken büyüklüğüyle böbürlenen bir soylu mu? Yoksa ülkesini zenginleştiren ve Kahire’ye siparişler gönderen ülkenin ve dünyanın gelişmesine katkıda bulunan tüccar mı?

Hatta bir bölümde ekonominin kötü olmasında ve Savaie dükünün İngiliz tüccarlardan borç istemesinden de bahsediyor. Nitekim Voltaire ülkenin gelişmesinde ticaretin rolünü övüyor. Tabi ki bu ticaretin gelişmesinde İngilizlerin anlayışı önemli bir etkendir. Bu nedenle İngiltere Avrupa’daki komşularından 100 yıl önde bir yaşam sürmüştür. Gerek ekonomik gerekse siyasal olarak güçlü kalabilmiştir. Hatta örnek bile sergilemiş diyebiliriz. Ekonomik gelişmesi tabi ki sömürgelerini genişletmesine de bağlıdır. Fransızlar bunu örnek alarak ilerleyen zamanlarda sömürge rekabetine bile girmiştir. Siyasal olarak, 1685’te 14. Louis tarafından Nantes Fermanı feshedilince ülkedeki Protestanlar İngiltere’ye kaçıyorlar. 14. Louis ölünce yerine oğlu 15. Louis geçiyor, fakat yaşı çok küçük olduğundan dolayı ülkeyi vasisi Philippe D’Orléans yönetiyor, daha ılımlı ve özgürlükçü politika sergilediği için Protestanlar ülkeye geri dönüyorlar. Haliyle bu süreçte Protestanlar İngilizlerden etkilenmiş oluyorlar ve yönetimin değişmesini istiyorlar. O dönem İngiltere’de yarı parlamenter yarı özgürlükçü sistem vardır. Montesquieu de. İngiltere’deki Büyük Devrimin ardından (1688-1689) parlamenter monarşiye geçilmesiyle birlikte oluşan göreli özgürlük ortamını yakından izleyerek hayranlık duymuştur. Bu durumu da  edebiyatına yansıtmıştır. Fransa’nın devlet düzenine karşı eleştirel yazılar yazmıştır. Söz konusu etkiler altında kaleme aldığı ilk yapıtı İran Mektuplarıdır. Bundan başka çoğu ünlü Fransız yazar İngiliz yazarların düşüncelerinden etkilenmişlerdir L’Abbé Prévost’un çıkardığı <le pour et le contre> isimli gazetesinde Fransızlara İngiliz sistemini anlatması, Victor Hugo’nun Cromwell oyununun Sheakespeare’in oyunlarını çağrıştırması, Dumas Pére’in Sheakespeare’e Byron’a olan hayranlığı ve oyunlarındaki etkileri ile Fransızların İngilizlerden edebi konuda da etkilendiğini söyleyebiliriz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın