Nightcrawler ile sinemaseverlerin zihnine kazınan yönetmen Dan Gilroy’un Netflix iş birliğinde yaptığı yeni filmi Velvet Buzzsaw şüphesiz ki fragmanı ile bir süredir herkesi büyük bir beklenti içerisine sokmuştu. Yine Nightcrawler da birlikte çalıştığı Jake Gyllenhaal ve Rene Russo’nun başrollerini paylaştığı film, sanatı birçok farklı perspektiften inceleyerek mercek altına alıyor. İzleyiciye sorular yönelttiği ve ardından kendisinin kesik kesik yanıt verdiği film beklentimizi karşılayamasa da konusu itibariyle kendisini bir adım öne taşırken öte yandan da işleyiş biçimi ve didaktik üslubu ile orijinalliğine zarar veriyor.

“Biri ilk mağara resmi için kemikle ödeme yaptığından beri bu işler yürüyor.”

Sanat, varoluşumuzdan bu yana mağara duvarlarında insanların birbirleriyle iletişim kurabilmek, kendilerini biraz olsun ifade edebilmek amacıyla yapılan ilk eserlerden, belki de daha bilmediğimiz çok daha öncesinden beri varlığını devam ettiriyor. Sanatın icra edilme sebeplerinin temelinde yer alan iki fikir, toplumsallık ve bireysellik çerçevesi arasında yüzyıllardır devam eden tartışmayı da beraberinde getiriyor. İletişim kurmak, rahatlamak, kusmak, ifade etmek, sevme isteği, sevilme isteği, nefret, ölüm, katharsis, yalnızlık, acı, öfke, mutluluk, mutsuzluk ve binlerce sebepten ötürü kişileri sanata iten düşünce ve duygu durumu yaşam ile tanıştığımız ilk andan itibaren bizlerle var oluyor. Tüm bunları tarttığımız zaman ortaya çıkan karmaşık ve bir o kadar da saf yapı tam olarak mağaraya resim yapan o insanla, şu anda duvarlara spreyle öfkesini kusan sokak sanatçısının aslında aynı insan olduğunu gösteriyor. Bizleri farklılaştıran tüm detayları çıkarttığımızda elimizde duygularıyla hareket eden ilkel bir organizma kalıyor.

Velvet Buzzsaw, yola çıktığı bu fikir ile ilkel sanattan çağdaş sanata uzanan o büyük merdiveni tek el hamlesiyle birleştirmeye çalışırken alt metin ve temellendirme noktasında zayıf kalarak yola çıkış fikrini zedeliyor. Başlangıç kısmında büyük bir anlatım vaat edeceğini düşünerek izlerken, karakterlerin kendi içlerinde yaşadıkları yüzleşmelerin, çelişkilerin dayanaksız olduğu izlenimine kapılıyorsunuz. Birbirinden öfkeli ve rekabetçi yapıları, sanat dünyasının kendi içerisinde belli bir ticarethaneye dönüşmeye başladığı eleştirisini de sunmayı ihmal etmiyor. Ancak bu raddede karakterler yaratımı konusunda filmin gücünü yitirdiğini düşünüyorum. Birçoğunun geçmişi ve hatta doğumu yok gibi. “Rhodoro Raze” karakteri haricinde –ki kendisinin sanatçı ve çılgınca bir geçmişe sahip olması dışında elle tutulur bir şeyi olmasa da- diğer karakterlere ait bilgiler edinemiyoruz. Edinmek zorunda mıyız, bu da başka bir soru olarak sorulabilir. Senaryo yazarken her karakterin bir duygu durumundan ziyade bilinçsizlik içerisinde olsa dahi belli bir alt bilinç uzamında hareket ettiği hesaba katılarak yazılır. Hatta bu senaristin içerisinden gelen refleksvari bir harekettir. Başta Morf olmak üzere diğer kişilerin yalnızca agresif tavırlarıyla karşı karşıya kalmamız, onları bir kişi olmaktan ziyade bir duygu olarak sunuyor. Bu sebeple anlatım, hikayeyi oluşturan bireyler yüzünden filmi neredeyse halı saha maçına çeviriyor. Filmin tüm karmaşıklığı, metaforu niteliğinde olan Dev Küre ile özdeşleşebilir. İnsan, yalnızca belli duygularına karşılık bulmak isteyen bir et parçası.

“İnsanların sanata biraz farklı bir şekilde bakmasını umuyorum. Bir müzik parçasını dinler veya bir heykele, resim ya da filme bakarsanız arkasındaki sanatçıların, yaratıcı ruhu olduğuna inandığım şeyin işin içerisinde olduğunu anlıyorsunuz. Bana, bu biraz kutsal bir şey gibi geliyor ve sanırım bunu biraz kaybettik.”

-Dan Gilroy

Filmin bir kısmında “Biri görmedikten sonra sanatı icra etmenin ne anlamı var?” gibi bir soruyla karşılaşıyoruz, film boyunca gösterilen şey sanatın kendisinden ziyade sanatın halka açılarak belli bir popülariteye ulaşmasıyla ilgili. Sanat bir amaç olmaktan çıkıp bir araç olmaya başlıyor. İşin samimiyeti ise bu kısımda sorgulanabilir. Ki samimiyet aranan bir şey midir, bu da başka bir tartışma konusu. Yine önümüze sanatın kimin için olduğu, ne için yapıldığı gibi sorular çıkıyor. Temelindeki meselelerden birini yanıtlamaya çalışırken film, başka bir soruya gebe kalarak birine cevap veremeden diğerine yöneliyor. The Square filmiyle benzer yapı taşlarına sahip olan Velvet Buzzsaw onun yaşadığı bölünme sorununun benzerini birden fazla soruya cevap bulmaya çalışarak yaşıyor.

“Kolektif” ve “pop-art” kelimelerine yönelik yapılan eleştiriler, çağdaş sanatın geldiği nokta çerçevesinde kendi içerisinde yaşanan çelişkilerin özeti niteliğinde. Kolektif kelimesi altında gerçekleştirilen gerek ticari gerekse sınıfsal ayrımlar, sanat içerisinde onu kendi tanımından ayrıştırarak sadece bir etiket haline getiriyor. Bu güzel bir şey gibi görünmesi için sunulan bir çağrı teriminden ibaret hale gelmeye başladı. Öte yandan pop-art akımının kimi zaman dışlanmasına yönelik vurgulanan diğer eleştiri ise biraz öznel bir yorum olarak film içerisinde yer ediniyor.

Morf, insanların gözünde klasik bir “sanat eleştirmeni”. Birçok sanat eserini birbirinin kopyası olarak görüyor ve sanatçılara olumsuz eleştirilerini yapmayı hiçbir zaman esirgemiyor. Seslerle ilgili bir eserin olduğu odaya girdiği anda yaşadığı yüzleşme, mesleğini icra ediş yöntemiyle ilgili bir hesaplaşma niteliğinde. Günümüzde -özellikle çağdaş sanat dahilinde- sanat eleştirmeni kimliğiyle ilgili yaşanan problemlerin nezdinde yaratılan bu karakter, yine yaşadığı çelişkilerle belli bir kişilik tanımına sahip olamıyor. Kişilerin geçirdiği değişim evresi öylesine hızlı yaşanıyor ki, olaylara karşı bir ciddiyet takınamıyorsunuz.

Bahsi geçen ressamın bazı kısımlarda Caravaggio ile özdeşleştirildiği düşünülebilir. Vahşet denildiğinde akla gelen ilk ressam olduğunu düşündüğüm Caravaggio, filmin üzerindeki gizli bir perde gibi. Sanatçının Barokvari gizemli kimliğinin alt metni, Caravaggio’nun kişiliği ile yaratılmış hissi veriyor. Ancak bu yaratılmaya çalışılan gizem, yerini bir lanete bırakarak filmin türünü korkuya çevirmeye çalışıyor. Sonucunda da film kendi türünü kaybederek yapı taşlarını da kırmaya başlıyor.

Özetle Velvet Buzzsaw, özellikle fragmanı ile yarattığı beklentiyi gerek karakter yaratımında yaşadığı aksaklıklar gerekse temel meselesine odaklanmayarak kendisini parçalara bölmesi sonucunda karşılayamıyor. Fikir olarak oldukça sevmiş olsam da, filmin bir raddeden sonra türünü de kaynaştırmaya çalışması sonucunda yaşadığı değişimle kendisine verdiği zarar fark edilemeyecek boyutta değil. Yine de bazı söylemleri açısından izlenmesi gerektiğine inanıyorum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın