Günümüzün en ayrıksı yönetmenlerinden biri olan İsveçli Roy Andersson, İkinci Kattan Şarkılar (2000) ve Siz Yaşayanlar (2007) filmlerinin ardından 2014’te çektiği, 71. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazanan Yaşayanlar Üçlemesi’nin son filmi İnsanları Seyreden Güvercin ile seyirciyi yine kasvetli dünyasına hapsediyor. İnsanları mutlu etmek için garip oyuncaklar satmaya çalışan iki karakterin metafor ve envaiçeşit tuhaflıkla bezenmiş yolculuğuna odaklanan öykü, bizi o soğuk evreni gezdirerek Andersson sinemasının kürkçü dükkanı olan insan varoluşunun absürtlüğüne götürüyor. Bu çıkmazla baş etmekte her zamanki gibi zavallı çabalara ve sosyal ilişkilere dadanan karakterlerle mizah ve kasvet ustaca harmanlanıyor.

Filmin orijinal ismini Türkçe’ye çevirirsek “Bir Güvercin Bir Dala Oturmuş Varoluş Üzerine Düşünüyordu”. Andersson’un senaryo yazmaya çalışırken yaşadığı tıkanıklığa, gözüne ilişen bir güvercin son vermiş. Bu anekdot, İsveçli yönetmenin insanlara bakışını da anlatıyor aslında. Sahiden de onun insancıkları bir başka hayvan türü kadar uzak, anlaşılmaz ama bir o kadar da tanıdık, şefkate muhtaç. Sanki dile dökülmez bir dalgınlık, kırılganlık, tedirginlik var onlarda. (1)

Açılışta zombileri andıran yüzleriyle karakterler müzede içi doldurulmuş kuşlara bakar. Donuk hareketler ve fondaki müzik filmin gidişatını ilk andan vurgular. Sonraki sahnelerde ‘ölümle üç buluşma’ izleriz. İlk ölümde mutfakta şarkılar söyleyerek bulaşık yıkayan bir kadın ve kocasını görürüz. Masadaki şarabı açmak isteyen adam uzun uğraşlar sonunda kalp krizi geçirerek yere yığılır. Kadrajı sabitleyen Andersson “ölümün aniliğinden kaçamazsınız” der adeta. İkinci sahnede ölüm döşeğinde mücevher dolu çantasına sıkı sıkı sarılmış bir kadını ve çocuklarını görürüz. Çantayı cennete götürmeyi planlayan kadını, “cennette yeni mücevherlerin olacak” diyerek teselli etmeye çalışan oğlu ve boğuşmalar sırasında odanın ortasına kadar hareket eden yatağının üstünde direnmeye devam eden kadının inlemeleri sahneyi oldukça trajikomik yapar. Üçüncü buluşmada bir havaalanı restoranında karides salatası ve biranın parasını ödedikten sonra yere yığılarak ölen bir adam çıkar karşımıza. Görevliler adamın öldüğünü teyit ederken arka plandaki insanların tek meşguliyeti ise çağımızın en popüler eylemlerinden biri olan “izlemek”tir. Doğal olarak ölümün gerçekliği ve sarsıcı etkisinden bihaber buzullaşmış organizma müsveddesi kasiyer ablamız ise önündeki parası ödenmiş tepsiyi kimin alacağıyla ilgilenir. Neyse ki soğuk biraya alıcı bulunur.

İçinden çıkmakta zorlandığımız her türden yıkıcı rutini anımsatan uzun ve donuk dans sahnesinde hoca grubun performansından çok en öndeki adamı mıncıklamakla meşguldür. Film boyunca tekrarlanan, birileriyle telefonda konuşan karakterlerin “umarım iyisindir” cümlesi, yüzeysel samimiyetlerin sıklığını ve sıkıcılığını yansıtır.

Eğlence sektörünü ayakta tutmaya çalışan karakterlerimiz vampir dişi, kahkaha atan bir balon ve satılmasına en çok umut bağladıkları çirkin bir maskeyi pazarlamak için ellerinden geleni yapar. Sahte gülüşlerin, yüzlerin arkasına saklanan Andersson insancıkları buna mecburdur şüphesiz. Personanın sürekli yer değiştirmesiyle ayakta kalan ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda oluşan sosyal kimliklerimiz modern çağda tutunacak tek dalımızdır belki de. Filmde 1943 yılına geri gittiğimizde ise biraz olsun canlanan renklerle birlikte kafedeki askerlerin mutlu bir şekilde şarkı söyledikleri eğlenceli bir sahne izleriz. Ölümün griliğinden kurtulmuş kadraj, Andersson’un o yıllara duyduğu özlemi yansıtır belki de.

Oyuncak dükkanında vitrine asılmış çıplak kadın gövdesi ise günümüzde çokça alınıp satılan ve metalaştırılan pek önemi kalmamış vücutları, Godard’ın belirttiği gibi fahişeliğin önlenemez yayılışını vurgular. Yine de parası olmayan güvercinler bu hazdan mahrum kalmak zorundadır.

Hakan Günday, Daha romanında kitleyi “Kişiyi kendinden ve herkesten koruyan, muhteşem bir zırh” olarak tanımlıyor. Mutlu olmak adına balıklama içlerine atladığımız topluluklar sayesinde kurtuluyoruz şüphelerimizden. İnsanları Seyreden Güvercin’de de berber karakterinin neredeyse kameraya dönerek “Belki beni anımsıyorsunuzdur” demesi boşuna değil. Her cümlenin sonuna “aynen” ekleyen ve hiçbir şey hakkında en ufak fikri olmayan kopuk insan modelini sık sık yüzümüze vurur Andersson.

Kapanışta ateş altında döndürülen siyah kölelerle dolu dev bir kafes çıkar karşımıza. Cama yansıyan alevler içindeki kafes ve manzarayı izlerken şaraplarını yudumlayan beyaz insanların sakin yüz ifadeleri seyirciyi vicdan imhasına çağırır.

İçinde bulunduğu günü unutan, batının zoraki kuralcılığına bağımlı, kağıtlarla mühürlenmiş hiyerarşi kayaları altında ezilen bir toplum portresi çizer Andersson. İkinci Kattan Şarkılar filmindeki gibi geçmiş, ölüm döşeğinde, aklını kaybetmiş ve bir huzurevinde yalnızlığına terk edilmiştir. Gelecek ise yok yere kurban edilmiştir. (2) İki kuşak arasında bocalayan nesile ise sonsuz yalnızlığını ‘sessiz’ yaşaması salık verilir.

Filmin görüntü yönetmeni Istvan Borbas kesinlikle iyi bir iş çıkarmış. Düşük kontrastlı, fotoğraf gibi ince tasarlanmış mükemmel sahneler var filmde. Birçok sahne, aydınlatma açısından genellikle çok parlak ve merkezi simetride çekilmiş. Müzik kullanımı da filmin ritmini ustaca takip ediyor.

Ingmar Bergman, derin psikolojik dramalarıyla ünlüydü ve vatandaşı Andersson’un onun alter egosu olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Bergman, ölüm korkusuna, tanrı ya da kader gibi kavramların hissedildiği kaygıya tepki gösterir, umutsuzluk ve ıstırap ile düalite ve varoluşun saçmalıklarında gülecek bir şey bulur ve Andersson’un üçlemesinde gördüğümüz şey tam olarak budur. Bergman-Andersson’un ikilemi arasında hem hüznün hem de kahkahaların aynı kökü paylaştığını fark ederiz.

Sonuç olarak İnsanları Seyreden Güvercin, bana göre Yaşayanlar Üçlemesi’nin en iyi filmi olmasa da neye dönüştük sinemasının en iyi örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Keskin eleştiri oklarıyla niyetini net belli eden film, plan sekans sahnelerle içinden çıkamadığımız küçük rutin cehennemleri yaratıyor.

(1) Evrim Kaya, Altyazı – Ekim 2014 syf 42.
(2) @dykkbbatt – Twitter sayfasından

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın