2017 Tribecca film festivalinde prömiyerini yapan ve büyük bir beklenti ile başlayan The Sinner, Petra Hammesfahr’ın çok satan kitabının bir uyarlaması. Mr. Robot ve Law and Order gibi dizilerden tanıyabileceğimiz, çoğunluklu polisiye/gizem tadında diziler yapan USA kanalının son bombası da diyebiliriz The Sinner için. Başrolünü Jessica Biel’in üstlendiği ve ona Bill Pullman’ın eşlik ettiği dizide Nadia Alexander gibi de gizli bir yetenek var. Şayet True Detective’in ilk sezonunu izlemiş ve oradaki karanlık havayı beğendiyseniz The Sinner ilginizi çekebilir. Ağır ilerleyen, gizemi bol ve yer yer gerilimini arttıran oldukça merak uyandırıcı bir yapım.

Konusuna değinecek olursak: Jessica Biel, Cora Tannetti adında evli ve çocuklu bir anneyi canlandırıyor. Kendi içinde problemleri var. Birgün ailesi ile beraber gittiği sahilde Cora, durduk yere, birkaç plaj havlusu ötedeki adamı bıçaklayarak öldürüyor. Cora; adamı neden öldürdüğünü bilmiyor. Adam; Cora’yı daha önce görmemiş ki Cora da adamı tanımıyor. Acilen tutuklanan Cora mahkemeye çıkartılıyor ve Cora neden öldürdüğünü bilmemesine rağmen suçlu olduğunu söylüyor. Mahkeme ise bu duruma şaşırıyor çünkü ortada ne döndüğünü çözemiyorlar. Bu noktadan sonra davaya Bill Pullman’ın canlandırdığı Harry Ambrose giriyor ve olayı çözmek için çalışmalara başlıyor. Fakat Harry, bulaştığı şeyin içerisinde kaybolacağının farkında değildir.

The Sinner; ortaya oldukça büyük bir gizem atıyor ve bunu 8 bölümde çözmeye çalışıyor. Nedeni belirsiz bir cinayetin arka planındaki gerçekleri öğrenmek için 8 bölümlük bir yolculuğa çıkıyoruz. Cora’nın geçmişine bir şekilde bağlanacak olan hikaye bir yerden sonra zamanda bir ileri bir geri giderek paralel bir şekilde ilerlemeye başlıyor. Dizi; insan bedenini esrarengizliği ve insanların psikolojik sorunları üzerine odaklanıyor ve bunu da kocaman bir hikayeye çeviriyor. Bırakılamayan takıntılar, insan bedenine dışarıdan yapılabilecek müdahaleler ile oluşturulabilecek durumlar ve hastalığın insanların üzerindeki etkisi gibi birçok konu mevcut.

Başroldeki Jessica Biel, dizi için oldukça cüretkar rollere bürünmüş. Diziyi tek başına alıp götürdüğünü iddia etmek zor çünkü kardeşini canlandıran Nadia Alexander biraz kendisinden rol çalmış gibi. Bill Pullman’ın True Detective vari oyunculuğu ile dizi oyunculuk konusunda hiçbir sıkıntı yaşatmıyor. Dizinin renklerinin ve temasının bohem/karanlık olması karakterlere de yansıyor ve dizi boyunca suratı asık ve sorgulayan insanlar görmemize sebep oluyor.

Gelin görün ki hikaye ne kadar gizemli olsa da sonunu çok iyi toparlayabildiklerini iddia edemem. Hatta sanki hikayeyi harika kurmuş da sonunu bulamayınca “bari şöyle olsun” demiş gibi bir havaları var. Size belki mantıklı gelebilir ama bana tüm tantananın sebebi olan şey biraz basit kaçtı. Yine de dizi son bölüme kadar gerçekten sürükleyici bir dizi. Özellikle birinci bölüm sonunda ve 2. bölümde yaşanan bir olaydan sonra “dur şunu bi’ izleyeyim ben” diyorsunuz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın