“İnsanın büyüklüğü, yaptıklarından gelir, söylediklerinden değil.”   – Ralph Emereson

Sene 2000. Rusya’dan yola çıkan K-141 Kursk adlı bir denizaltı, denizin dibine daldı ve bir daha karaya çıkmadı. Geri döneceğinin sözünü vermiş olan 188 mürettebat, hayata veda etti. Denizaltı, suyun dibindeyken içeride yaşanan bir patlaması sonucu 23 kişi hariç herkes hayatını kaybetti. Kalan 23 kişi ise günlerce devletin onları kurtarmasını bekledi. Hal Rusya’nın başında olan Putin’in de daha 3. ayıdır. Fakat ne Putin ne de başkası; kimse mürettebatlar için adım atmaz. 23 kişi, kurtarılacağını düşünerek hayata veda eder. Bu olay, Rusya’da yaşanmış en büyük trajedilerden biri olarak adını kara harflerle tarihe yazdırmıştır.

Yönetmenliğini Thomas Vinterberg’in yaptığı Kursk; milenyumda yaşanmış büyük bir trajedinin dramatik tarafını anlatıyor. Mürettebatın nasıl yola çıktığını, patlamayı ve patlama sonrası içeridekileri neler yapabileceğine dair bir film. Fakat film sadece mürettebata değil, onları ölüme terk edenlere de odaklanıyor. Ya da odaklanmak istiyor diyelim. Kursk, tarihin en büyük facialarından biri. Filmin kendisi de bu faciayı oldukça ironik bir şekilde anlatmaya çalışmış. Çünkü nasıl o zaman Rusya hükümeti denizaltıdakileri kurtarmadıysa, aynı Rusya filmin de tam ve istenilen şekilde çekilmesine mani olmuş.

Bir facia filmi yapmak istiyorsunuz; olayı en ayrıntılı şekilde anlatmak istiyorsunuz ama sonra planladığınız çoğu şeyden vazgeçiyorsunuz. Ortaya çıkan film ne kadar izlenebilir bir film olsa da gerçekliğini film hakkında detayları öğrendiğinizde yitiriyor.

Film için ilk adım atıldığında çekim mekanının Rusya olması istenmiş. Fakat Rusya savunma bakanı, gizli bilgilerin deşifre olabileceğini düşünerek filmin Rusya’da çekilmesine engel olmuş. Bu sebeple film Belçika ve Fransa’da çekilmiş. Filmdeki karakterlerin hepsi Rus olmasına karşın oyuncular arasında sadece bir kişi gerçekten Rustur. O da ufak çocuk. Film zaten Rusça değil. Daha da ilginci; film, dönemin başkanı olan Putin’i de filmin içine koymak istemiş, hatta oynayacak kişiyi belirlemiş ama ardından filmin yapımcısı olan Luc Besson’ın “biz sadece denizaltıda olanları anlatalım” demesi üzerine Putin’in karakteri filmden çıkarılmış. İlk okuduğunuzda tırnak işareti içindeki cümlenin yalan olduğunu siz de anladınız. Denilene göre, ki öyledir, şirketler Putin’i filme sokarak başlarını belaya sokmak, hacklenmek istememiş. Gariplikler silsilesi devam ediyor… Film, Robert Moore’un kitabından uyarlanmış olmasınaa karşın yönetmen Thomas Vinterberg, birçok detayı, mantıksız olacağını bile bile sırf dramatik bir kurgu kurabilmek adına değiştirmiş.

Kursk, kendini izlettirmeyi başaran bir film. Hikayeyi bilmiyorsanız film boyunca mürettebatın kurtarılacağını düşünerek filmi izliyorsunuz. Fakat bir Buried gibi filmin sonu koca bir hüsran ile bitiyor. En azından Buried’de devlet yetkilileri Ryan Reynolds’ı kurtarmak için uğraşıyorlardı. Rusya hükümeti, hiçbir şekilde denizaltıyı kurtarmaya çalışmıyor. Peki neden? Birçok ülke, Rusya’ya yardım teklifi etmiş olsa da Rusya tekliflerin hepsini, gizli bilgilerin ortaya çıkmasından korktuklarından reddediyor. Çünkü devlet sırları, 23 masum insandan daha önemlidir.

Filmde, devlet eleştirisi ufak da olsa var fakat gerek korku gerek de teknik ekibin tercihlerinden çok başarılı, yıllarca hatırlanabilecek bir film olma ihtimali elden kayıp gitmiş. Sonuçta ortaya bir trajediyi öğrendiğimiz, tanık olduğumuz bir film çıkmış. Fakat yapmak istedikleri “dramayı” doğru yapamayan bir film var. Sanatçı korkusuzdur triplerine de girmeyeceğim. Karşınıza almak istemeyeceğiniz son insanlardan biri Putin’dir. O sebeple filmin çekilebilmesi bile başarıdır. Gerçek olayların beyaz perdeye aktarımlarını her daim çok sevmiş biri olarak Kursk’u da -öyle ya da böyle- beğendiğimi söyleyebilirim. O sebeple izlemenizi öneriyorum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın