Sadece isminden dolayı bile bir yapıtı merak edip o yapıtın bir an önce kitapsa eğer yayınlanmasını, filmse vizyona girmesini beklersiniz.  Önce haberi gelir çünkü. Kız Kardeşler mesela. Kız kardeşler olma durumuyla ilgili, konusu bu olan bir film yansıyacaktır beyaz perdeye. Nasıl yazılmıştır kim bilir; bir durumu betimlese bile, konusu tam olarak nedir acaba ya da kurgu nasıl yapılmıştır, nerede geçmektedir, kimler oynayacaktır vb…? Nasıl bir film beklemektedir bizi? Bazı yapıtlar böyledir. Bazıları ama. Ve daha da önemlisi; beklediğinize değecek midir?

Kız Kardeşler: Bir Dönüş Yolculuğu

Emin Alper’in Kız Kardeşler filmini benden büyük iki ablam olmasından dolayı; yani kız kardeşler müessesine bağlı biri olmam sebebiyle büyük bir merakla beklemeye başlamıştım. Çok sevdiğim Tepenin Ardında ve Abluka filmlerinin yönetmeni Emin Alper üçüncü uzun metraj filminde neler yapmıştı acaba? Üstelik film 8 yıllık bir aranın ardından Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülüne aday gösterilmiş, prömiyerini de Berlin’de yapmış, Saraybosna Film Festivali’nden En iyi Yönetmen ödülünü almış ve 38. İstanbul Film Festivali’nde de En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Müzik ödüllerinin hepsini birden evine götürmüştü.

Filmlerini tedirgin edici (fakat asla eşik atlatıcı değil) hikayeler üzerine inşa eden Emin Alper, Kız Kardeşler ile de sebebini asla bilemeyeceğimiz davranış, durum ve duygu dünyalarına bu sefer üç kız kardeş nezdinde bizi götürmekte. Reyhan, Nurhan ve Havva filmin birkaç yerinde masalsı tanımlara vurgu yapılsa da; tedirgin edici halleri, etleri ve  kemikleriyle hatta saç telleriyle korkunç derecede gerçeğin ta kendisi karakterler. Dönem olarak 1980’lerde geçen (araba modellerinden anlıyoruz) köylerinde yaşarken annelerini kaybeden, kasabaya besleme olarak gönderilen fakat başlarına gelen bir dizi olaydan sonra üçü de tekrar köyüne dönmek zorunda kalan üç kız kardeşin hikayesi hiç de bize anlatılan gibi veya göründüğü gibi değil.

Kazıyalım, Kazıyabildiğimiz Kadar

Evet, Kız Kardeşler üstü çok kazınması gereken, alta indikçe daha fazla kazıma eylemine girebileceğimiz türde bir hikaye. İlk görüntülerle birlikte bunu gayet iyi anlıyoruz çünkü, yönetmen Emin Alper’in bir araba içinden bizlere gösterdiği doğa, üzerinde bir tek bitkinin dahi olmadığı, aşağısı uçurum olan, bir aracın anca geçebileceği büyüklükte yola dikine inen devasa kayalardan ibaret. Böyle bir yolun üzerinde ilerleyen aracın arka koltuğunda bir kız çocuğu oturmakta. Bir arabanın (hareketin) içindeyken, hareketin olmadığı doğanın içinden geçmek altını kazıdıkça kazımaya başlayacağımız filmin ilk işareti.

Kız kardeşlerden en küçüğü Havva evine geri döner. Onu babası karşılar. Baba, Havva’ya  tepeden bakıp, bir otorite timsali olarak öpmesi için elini uzatırken Havva’yı getiren adama karşı iki büklümdür. Bir zamanlar başına neyin geleceğini bilmeksizin büyük umutlarla çıktığı evden içeri giren Havva’yı evde kimse karşılamaz. Reyhan ablası dışarıdadır. Nurhan ise besleme olarak gönderildiğinden evdedir. Bir tek o dönmemiştir köye. Henüz. Kız kardeşlerin en büyüğü abla Reyhan’ı toprağın üzerine sırt üstü yatırdığı bebeğini severken görürüz. İlk pozitif sahnedir bu; ilk aydınlık, ilk güzel sahne. Abla aylar önce eve geri dönmüş ve köyün çobanı, aynı zamanda meczubu da olan Veysel ile evlendirilmiştir. Doğanın içinde köyün tüm hayvanlarını yayan Veysel; işi doğanın içinde olmasına rağmen karanlıktan, rüzgardan, uğultudan ve en ufacık bir çıtırtıdan dahi korkar. Bu arada Nurhan da köyüne geri gönderilir. Baba Havva’yı nasıl karşıladıysa Nurhan’ı da öyle karşılar. Fakat Nurhan’ı getiren Necati Bey’e karşı daha bir iki büklümdür Şevket.

Besleme olarak gönderildikleri evlerden geri dönen kız kardeşlerin istedikleri tek şey kasabaya geri dönmektir. Birbirleri arasında geçen diyaloglardan, daha çok ettikleri kavgalardan bunu anlasak da besleme olarak neler yaşamışlardır, neden geri gönderilmişlerdir film boyunca net olarak telaffuz edilmez. Emin Alper köylerine gönderilmiş olmanın çaresizliği ile birbirleriyle çok az iyi geçinip, sık sık kavga eden, cinsellikten yayık ayran yaparken hiçbir yerde (kasabada ya da şehirde) bahsedilmeyecek derecede fütursuzca bahseden kız kardeşlerin yaşadıklarıyla ilgili sanki başka bir şeyi bize göstermek istemektedir!

Bu noktada ilk dönmemiz gereken kişi çoban Veysel. Doğadaki tüm seslerden korkan Veysel’i ilk tanıdığımız sahnede Veysel’in yanında ansızın iki adam belirir. Kimdir bu adamlar ve ne için gelmişlerdir? Veysel onları daha önce hiç görmediğine ve tanımadığına göre yabancıdırlar. Ve bu adamlar film boyunca köyün etrafında dolaşır. Sürüyü sorarlar Veysel’e (Bu sürünün çobanı o mudur, kaç büyük baş hayvan vardır vb…) ama adamların varmak istedikleri nokta hiçbir zaman netlik kazanmaz. Net olan tek şey çoban Veysel’in korkuyor olmasıdır. Bu yüzden kasabadan Nurhan’ı getiren Necati Bey’e bir rakı sofrasında açılır. Meczup cesaretiyle içinde ne varsa döker. Bu sürecin sonunda tüm iyiliği ve içtenliği ile en doğru şeyleri söylese de (Kendisi için değil Reyhan ve çocuğu için kasabada iş istemektedir) Necati Bey, Muhtar ve kayınbaba Şevket’ten dayağı yer. Çünkü köyde Necati Bey ile Reyhan arasında olup bitenler ve doğan çocuk ile ilgili dedikodular dönmektedir. Dedikodudan ibarettir, net değildir hiçbir şey fakat Veysel bunu da söyleyiverir işte. Emin Alper üç kız kardeşi hikayenin dinamiği olarak belirleyip kameranın önüne koysa da yaşananlarla ilgili başka bir şeyi bize göstermek istemektedir sanki Anadolu’nun falanca kasabasına bağlı olan, ücra bir köşede kalmış bu falanca köyünden…

Görüneni Ters Düz Etmek

Başladıkları yere gerisin geri dönmüş olsalar da ne istediklerini gayet iyi bilen, hayal etmeye devam eden kız kardeşler için isimleri gibi üzerlerinde taşıdıkları besleme sıfatı bir sıfattan ibaret sadece. Zira düşman köye gelen fakat hiçbir eylemde bulunmadıkları halde Veysel’in korkmasına sebebiyet veren iki yabancı gibi dışarıda değil bizim içimizde. Bu anlamda besleme olmanın boynu büküklüğü hayal kurmalarına ve ne olursa olsun kasabaya bir gün yine geri dönmelerine engel olmadığı gibi, korkmaların getireceği eceller de hiçbir şeye fayda etmemekte. Bu anlamda kız kardeşlerin beslemeliği bildiğimiz anlamıyla beslemelikten uzakken ve aslında kesinlikle birer kurban değillerken, çoban Veysel sandığımız kadar meczup, baba Şevket göründüğü kadar otoriter, Necati Bey de kurtarıcı değildir. Nasıl ve ne şekillerde gözükürsek gözükelim dışarıda kendi içinde ve etrafında dönen bir dünya var çünkü. Bu dünyayı Emin Alper köyün bir başka meczubu Deli Hatice üzerinden bize göstermek istemekte. Film boyunca toplamda belki de beş dakika bile gözükmese de kendine bayır aşağı yerler belirleyip takla üzerine taklalar atan bu kadın çoban Veysel ile birlikte filmin en önemli dinamik karakteri.

Kız Kardeşler göründüğü üzere, baba Şevket tarafından da dillendirildiği gibi “Üç nankör kızın masalı” değil yani. Film bir masal değil zaten. Hikayenin geçtiği dönem itibariyle (80’ler) ve genel anlamda bu coğrafya ve coğrafyanın yaratığı psikolojiler görmek istemediğimiz gerçeklerin ta kendisi. Emin Alper köy ile kasaba arasında koptu kopacak gibi olan incecik ipi bu sebepten dolayı asla koparmamakta. Ne olursa olsun gerçekler var çünkü; netlik kazanmayıp, telaffuz edilmeseler de orada bir yerde yaşıyorlar. Emin Alper sineması üzerine artık sinmiş olan bir tür hikaye anlatım tarzı bu. Orada bir yerde yaşadığınızı görüyorum demenin en çarpıcı ifade şekli.

Bir Emin Alper filmini daha beklediğimize değdi. Vizyondayken, sinemada izleyin lütfen.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın