Search

Tutunamayanlar’dan Poyraz Karayel

221

Aralık ayının gelmesiyle beraber birçok yerde Oğuz Atay’ı göreceğiz. Çünkü onun ölüm yıl dönümünün olduğu ay içindeyiz. Çok farklı yerlerde onun hayatıyla ilgili, eserleriyle ilgili yazılar yayınlanacak. Eserlerinden alıntılar sosyal medyayı sallayacak. Belki de öldüğü gün sevenleri tarafından onun için bir anma töreni düzenlenirse televizyonlarda göreceğiz…

Geçtiğimiz sezon adı da kendi gibi afilli olan bir dizi başladı: Poyraz Karayel. Daha ilk bölümleriyle benim gönlümü fethetti.

Başta durumu fark edememiştim. Birkaç bölüm ilerledikçe de henüz etrafımda izleyenler olmadığı için ve izleyenler Oğuz Atay’ı tanımadığı için durumdan emin olamamıştım. Ancak bir süre sonra baktım ki fazlasıyla haklıyım. Dizinin senaristleri tam bir Oğuz Atay hayranı ve bu hayranlığı kullanmaktan da geri kalmıyorlar. Gerek Hikmet Benol gerek Selim Işık, birden Poyraz Karayel’in içine kaçıveriyor.

Peki, nasıl oluyor bu durum?

Daha ilk bölümlerden göze çarpan Poyraz ve komşuluk ilişkilerine bakacak olursak Tehlikeli Oyunlar’daki Hikmet Benol’e selam edilmiş durumda. Hikmet 3 katlı bir evin orta katında oturan eşinden boşanmış bir adamdır. Alt katında bir oğlu askere gitmiş diğer oğluyla beraber yaşayan bir dul kadın vardır. Üst katındaysa meşhur albayımız vardır. Poyraz ise apartman kapısının hemen yanında birkaç haftada bir değişen şiirleriyle Oğuz Atay’dan başka Cemal Süreya ve Cahit Zarifoğlu gibi başka şair ve yazarlara da selam edilen bir apartmanda oturmaktadır. Ancak dul komşu ve albayın oturduğu katlar değiştirilmiştir. E, tabi, albay yaşlı merdiven inip çıkması zor oluyordur.
Poyraz’ın kitaplığında Oğuz Atay’ın kitapları olmazsa olmaz olarak göze çarpıyor. Poyraz, bu kitapların içinde para ya da önemli belgeleri saklıyor, canı sıkıldıkça bunları açıp okuyor. En çok da kendini yalnız hissettiği ve aklını kaybetmek üzere olduğu anlarda çok sevdiği Oğuz Atay’ın karakterlerine bürünüyor.

Dizinin ilerleyen bölümlerde esas kız ve esas oğlanın yakınlaşmalarında Poyraz’dan ezbere Oğuz Atay satırları duymak demekti belki de Oğuz Atay’a saygıda kusur etmemek:

“Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim.”

Poyraz bu pasajı sonuna kadar okumaya devam ediyor. Aysegül’ün gözlerinin içine baka bak yapıyor bunu. Ve seyirci dolmuş gözlerle seyrediyor o sahneleri.

Ayşegül’ün Poyraz’ın koyu bir Oğuz Atay hayranı olduğunu anladıktan sonra ona Poyraz’cım Karayel diye hitap etmesi; Poyraz’ın evinden çıkarken “Oğuz’cum Atay bana şans dile!” demesi; Ayşegül’ün kucağında acılarıyla boğuşan Poyraz’ın kendisinden “Tutunamayanlar’dan Poyraz” diye bahsetmesi bizi gülümseten şeylerden oluyor.
Poyraz Karayel’in en sevilen kısımları Poyraz’ın İsa’ya ödev yaptırdığı kısımlar oluyor. Seyirci bayılıyor bu sahnelere. Dizinin bölümü bittikten sonra bir İsa’nın ödev sahneleri bir de Zülfikar’ın fikri konuşmalarının olduğu bölümler fırtına estiriyor. Ancak bizim ele almamız gereken konu İsa’nın ödev sahneleridir. Seyirci bu sahnelere bayılıyor çünkü kendinden bir şeyler buluyor. Okullarda bize öğretilen kalıp bilgilerin dışında da gerçekler olduğunu öğretiyor. İsa’nın yaptığı Türkiye’deki iklim tipleriyle ilgili ödevde Poyraz’ın da dediği gibi “Kışlar yalnız ve gözü yaşlı geçer.” diye belirtiliyor. İnsanlar bunu biliyorlar, sevgilisinden ayrılan insanlar aşk acısının ve kışın karalık atmosferinden etkilenip depresyonda, yalnız ve hasretten gözyaşı dökerek geçiriyor bu mevsimi. Hikmet’in de yaptırdığı ödevlerde aynı durum söz konusu. Olayları olduğu gibi sıradan görmüyorlar, bir başka görüyorlar ve insanlara bunu öğretmek yerine farklı bir bakış açısını gösteriyorlar.

Dizinin olay örgüsü ve gidişatı hakkında fazla bilgi vermek istemesem de Poyraz’ın ölümcül bir yara alıp komaya girdiğini söylemek durumundayım. Çünkü o bölümde bana kalırsa Oğuz Atay en güzel şekilde anılıyor. Poyraz komadayken bir rüyanın içine düşüyor ve orada sevaplarıyla günahlarıyla sorgulanırken hakimin karşısına çıkıyor. Normalde bir adliyede, hakimin arkasında yazması gereken yazı “Adalet mülkün temelidir!” cümlesidir. Ancak Poyraz’ın o bölümde içinde bulunduğu ortamı en güzel özetleyecek olan cümleyi gene Oğuz Atay söylüyor:

“Hayattan çıkarı olmayanların ölümden de çıkarı olmayacaktır.”

Dizinin iyi takipçileri iyi bilirler Poyraz’ın delirme sahnelerini, mesela benim izlediğim son bölümde yani 33. bölümde Poyraz’ın neredeyse bir sinir krizinin eşiğine geldiğini gördük.

“Benim aklım acıyor Ayşegül.
Aklımdan öp beni.
Bilincin bilincime değsin.
Sonra uyuyalım.
Sabah olsun uyanalım.
Sonra sen beni öp.
Bir daha öp…
Bir daha öp…
Hep öp…”

Oğuz Atay okuyanlar bilirler ne kadar da Oğuz’cum Atayvari bir konuşma… Hikmet’in, Selim’in izlerini ne kadar da taşıyan bir konuşma. Oğuz Atay’ı hem bu kadar iyi tanıyıp hem de onun üslubuna yakın bir metin ortaya koydukları için de bence senaristleri tebrik etmek gerekiyor.

Dizi yayınlanmaya başladığı günden beri birçok yönde eleştiri aldı. Ancak belirli bir kesim Oğuz Atay meselesine takılı kaldı. Bir kısım dedi ki Oğuz Atay okuyan polis olmaz; polisi sempatik gösterme çabaları bunlar. Bir kısım dedi ki Oğuz Atay popüler kültüre yem ediliyor. Bir kısım dedi ki Oğuz Atay halka sevdiriliyor, halka aşılıyorlar.

Bana kalırsa Poyraz Karayel’in tutulmasındaki sebeplerden biri içindeki Oğuz Atay’dır. Çünkü Türk halkı alışık değil böyle şeylere. Biz Türk dizilerinde görmedik daha önce bu kadar edebiyat. Şimdiyse Oğuz Atay’ı bilenler diyor ki Oğuz Atay’a selam edildi, bilmeyenler diyor ki ne kadar farklı bir adam… Yani dizi tutunmak için her türlü Oğuz Atay’ın ekmeğini yiyor. İyi mi ediyor kötü mü ediyor diye sorulacak olursa bence iyi ediliyor…

“Tutunacak bir dalımız kalmadı, tutunamıyoruz.”

yazıyor dizinin son birkaç bölümünde Poyraz’ın kapısında. Oğuz Atay’a bu kadar düşkün senaryo ekibinin 13 Aralık’taki Oğuz Atay’ın ölüm yıldönümünü ele alıp almayacaklarını çok merak ediyorum.

Ruhun şad olsun Oğuz’cum Atay, bize şans dile…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir