Yönetmenliğini Jennifer Yuh Nelson’ın yaptığı, Stranger Things ve Arrival’ın yapımcılarının elinden reklamıyla çıkan The Darkest Minds, son zamanların ayyuka çıkan gençler savaşıyor temasının yeni bir örneği. Stranger Things ile kitleyi yakalamaya başaran bu süper güçler ve çocuklar teması sinemaya da sirayet etti ama sinemada bir Stranger Things başarısı bir türlü elde edilemedi. YA filmi olarak sayılan bu filmler, mesela Maze Runner ya da Hunger Games gibi filmler son dönemlerin en revaçta olan filmleri. Hunger Games’i bir kenara koyarsak, ciddi bir boxoffice başarısı var, bu tarz filmlerin nasıl tuttuğu ya da nasıl devamının geldiğini bir türlü anlamıyorum. Klişesi bol, efektleri kötü bu filmler nasıl oluyorsa bir şekilde izleniyorlar. Posterine önemli işlerin yapımcılarının ismi de eklenince insan tabii ki umutlanıyor. Fakat sonuçlar genel itibariyle aynı.

Konusuna değinecek olursak… Nerden ve nasıl geldiği belli olmayan bir virüs ya da ona benzer bir şey dünyadaki bütün çocukları tek tek ele geçirir. Çocuklar, geçirdikleri krizler sonrası çeşitli güçlere sahip olduklarını öğrenir. Tabii ki Amerika hükümeti kendisinden güçlü her şeyden korkar ve bu çocukları toplama kamplarında -zorla- toplamaya başlar. Çocuklar; özelliklerine göre renklere ayrılır fakat kırmızı ve turuncu olanlar ayrılmaz, anında öldürülür. Tabii ki baş kahramanımız olan kız basit renklerden biri çıkmaz ve onun hayatta kalması mücadele etmesi gerekir. Bunun için de ona sonradan gelen, nasıl kullanacağını bilmediği yeteneklerini kullanması gerekir.

Birçok önemli film sitesinin de yazdığı gibi başroldeki Amandla Stenberg filmin parlayan ismi. Onun gençliğin canlandıran Heaven Hightower da aynı şekilde filmin belkide tek güzel tarafı. Başrol görevini harika bir şekilde üstlenen Amandla Stenberg, ilk tanışmamızdan ötürü bende gelecekte başarılı bir kariyer sahibi olabileceği izlenimi uyandırdı. Başrol dışında filmde oyunculuk adına üst düzey bir performans yok, olmasına da gerek yok zaten.

Şunu paragraf başında belirtmek istiyorum. Bazı kitaplar, kitap olarak kalmalı. Alexandra Bracken’ın romanından uyarlanan film ne kadar fikir olarak başarılı olsa da uyarlanış şekli maalesef vasat. Bitmek bilmeyen klişeleri, tahmin edilebilir yanı, oldu bittiye getirilen sahneleri ile The Darkest Minds maalesef vasatı aşamıyor. Ben bu tarz filmler aile filmi olarak adlandırıyorum. Evde, televizyon karşısında izlemesi daha keyifli filmlerden biri. Sinemayı daha kaliteli filmler için kullanabilirsiniz. 

Sözün Özü… The Darkest Minds, posterinin vaat ettiği şeyi bize veremeyen oldukça vasat bir film. Bol klişeli, tahmin edilebilir bir seyri var. Başrolündeki Amandla ne kadar iyi iş çıkarsa da hikayenin vasatlığı filmin yükselmesine izin vermiyor. Halbuki konu olarak güzel bir bilimkurgu romanı olmasına rağmen yönetmen Jennifer Yuh Nelson ve senaryolaştıran Chad Hodge maalesef basit, çocuksu bir yol izlemiş. Hitap ettiği kesim belki de ben değilimdir, o da ayrı konu.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın