Yozgat Blues, Uzak İhtimal filmleriyle yerel sinemanın kodlarını yenilikçi anlatım biçimiyle harmanlayan Mahmut Fazıl Coşkun’un 75. Venedik Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü’nü kazanarak herkesi merak içinde bıraktığı Anons, son zamanların önemli yerli filmleri arasına şimdiden girdi. Diğer filmlerinden farklı olarak toplumsal ve politik bir meseleye parmak basan Anons’un başrollerinde ise Ali Seçkiner Alıcı, Murat Kılıç, Nazmi Kılıç ve Hayrullah Tarhan Karagöz yer alıyor.

Film, zamanında askeriyeden çıkarılan dört askerin bir gecede yapmaya çalıştığı trajikomik bir darbeyi konu ediniyor. Olayın sinematik zaman diliminde “bir gecede” gerçekleştirilecek olmasının verdiği acelecilik, profesyonellik dışı davranışlar, yaşanılan aksilikler vb. sebeplerle girdiği çıkmaz sokağa rağmen kişilerin bu durumu ciddiye almaması ise ilginç bir şekilde ironik. İnsan öldürmekten dahi çekinmeyen bu karakterler, kendilerine duydukları güven doğrultusunda harekete geçiyor. Ancak tüm bu güven duygusu darbeye elverişli gibi duran devlete de inceden bir dokunuyor. O zamanların devlet idaresindeki TRT İstanbul Radyosu’nun durumu ise bunun kanıtı niteliğinde.

Yönetmenin gerek konusu gerekse anlatısı itibariyle bu sefer daha farklı bir dile yöneldiğini gözlemlemek mümkün. Özellikle Aki Kaurismäki, Roy Andersson filmlerinde karşılaştığımız karakterler ve benzer seviyedeki diyaloglar Anons’un temel yapı taşı haline geliyor. Hayatı dolaylı yoldan salt bir biçimde ele alan İskandinav sinemasının absürt izlerini başarılı bir şekilde taşıyor. Türkiye’de böyle filmler yapılabilir mi, yapılsa sırıtır mı sorusunu –Albüm’ü izlemeyen biri olarak-  net olarak cevapladığını düşünüyorum. Ancak şöyle bir parantez açmak gerekir ki yaşadığımız kültürü incelediğimiz zaman aslında mevcut manzarayı benzer absürtlüklerle bağdaştırmamak olağan dışı görülebilir. Çevremizdeki binlerce karakter, kültürün de verdiği etkiye dayanarak trajikomik hikayelere ev sahipliği yapıyor. Soğuk iklimin soğuk insanlarının verdiği enerji ile sıcak iklimin sıcak insanlarının yarattığı ironi penceresinde ortaya çıkan tezatlığın uyumu için Anons’un kafamdaki tanımı diyebilirim.

Senaryosunu Ercan Kesal ile birlikte kaleme alan Mahmut Fazıl Coşkun’un kara mizahın kodlarını amaçlarına uygun kullanarak ortaya çıkardığı politik hikaye, Türkiye’nin yakın geçmişine ışık tutuyor. 1960 sonrasında yapılan darbe girişimlerinin kanıksandığı bir süreç söz konusu. Darbeler neye hizmet ederse etsin daima ardında yaralar bırakan bir dönemi de beraberinde getirir. Anons bu kısımda halkın bu tutumunu tiye alarak doğal bir durummuş gibi bir konuma eviriyor. Film boyunca herhangi bir başkan, bir parti vb. hiçbir kuruluş ve kişiden söz edilmiyor. Buradan yola çıkarak ideolojik çerçevesi içerisinde ise tezlerini sunarak cevabı izleyiciye bırakmayı tercih ediyor denilebilir. Sinemanın kimi zaman en sevdiğim özelliklerinden biri olan “söylemeden göstermek” bu noktada devreye giriyor. Filmin apolitik tavrı, beraberinde bir tartışmayı daha getiriyor. Bahsi geçen apolitikliğin alt metninde herhangi bir ideoloji yer alıyor mu? Bu büyük bir tartışma konusu olabilir evet ancak ben meselenin daha farklı bir kısma yönelik olduğunu düşünüyorum. Burada önemli olan nokta siyasetten ziyade şahısların kendisi.

Tercih ve imkanlar doğrultusunda genel planların çok fazla olmamasının herhangi bir dezavantaj sağlamamakla birlikte soğuk atmosferine gittiğini dahi düşünüyorum. Dönem filmi gözüyle bakarak abartıya kaçmaktansa yapım tasarımındaki sadelik 60’ların ruhunu taşımasına yardım ediyor.

Dev bir prodüksiyon yapmadan da dönem filmi çekilebilir tezini doğrular nitelikte bir tavır sergileyen Anons’un büyük bir hikayeyi minimalize ederek kullandığı dil, oyunculuk performansları ve anlatısındaki ölçülü kara mizahıyla Türkiye’de yeni bir sinema anlayışına teşvik etmesi dileğiyle.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın