Search

Tiyatrodan Arşa: Savaş Dinçel

303

Soğuk bir Aralık akşamının sonsuzluğa bağlandığı sıralarda bir iç kanamayla ağladı tiyatro sahneleri. Son oyununun perdesini kaderin sahnesine sarıp oynadı Savaş Dinçel ve ağlattı tüm sevenlerini. Ardında miras olarak bıraktığı bir sürü dost, yüzlerce fikir ve ölümsüzlüğünü belgeleyen birçok eserle daha huzurlu bir dünya gayesi bizlere yol göstermesinin bir şekliydi sadece. Dünyaya gelme amacını çoğu insandan farklı yorumlayıp, insanların bu paslı ve yaralı dünyaya yeni çiviler çakma amacına karşın sanatla ışık tutmayı ve dünyayı daha yaşanılabilir bir yer haline getirmeyi amaçlayan güzel bir kalple var olmuş bu diyarda. Diğer insanlara çok iyi benzeyebilen onlar gibi olup aralarına girebilen bir adam olduğundan oyunculuğu ödülle tescillenmiş bir insan aynı zamanda.

“Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilecek bir yer hep
vardır ve çizecek bir yer.

Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da
resim olurlar senin gibi kazına kazına…”

Başrol olmak oyunculukta önemlidir elbette ama asıl önemli olan rol ayırt etmeden verilen görevi ustalıkla yapabilmekte ve yan rollerde de ölümsüz olabilmektedir ki bunu başarabilen ender insanlardan biridir Dinçel. Filmleri karikatürleri tiyatro oyunları, oynadığı diziler, canlandırdığı karakterler, yazdığı ve yönettiği oyunlar, Nazım’a olan sevgisi, dostluğu kısacası her şeyi ile bu dünyaya iyi ki gelmiş denilebilecek kadar çok hediye bırakarak ayrılmış aramızdan. Yaşamının büyük kısmını kendi olmadan ya da tüm hayatı boyunca yüzlerce benlik kazanarak yaşayan bir adam Dinçel, yüzünü eski bir dizide görmek, anımsamak hatta dost sohbetlerinde bile ismini söylemeden oyunculuğunu övmek mümkün olan, gerçek adı unutulsa da Hababam’ın beden hocası, ekmek teknesinde ki Nusret  ya da Hacı abi olarak hafızalardan asla silinmeyecek.

“O zaman ölmek gelmişti içimden, geberip gitmek! Bu aralar yine olyor ama… Kimse yok ki. Kimi kaybediyorum? Niye yine böyleyim, bilmiiyorum…”

Sanatın özgürlüğü kısıtladığı bir dünyada sanatı ve sanatçıyı seven ve bu yüzden çokça canı yanan bir insan olan Dinçel, Nazım sevgisi nedeniyle oyun yazması, karikatür çizmesi gereken ellerini kelepçelere kaptırmış zamanında hem de kelepçenin diğer ucunda çok yakından tanıdığı ve ortak paydaları sanat olan dostu Müjdat Gezenle. Bir süre karanlık ve rutubetli bir hayata hapsolmuş olsa da bu acı olaylarla pes etmeyim sanata daha sıkı tutunmuş. Yaşamı üzerine yazılıp çizilecek birçok cümle olsa da çektiği çilelere ve zorluklara rağmen pes etmemesi ve ülkemizin sanat insanı olarak yetiştirdiği özel insanlardan olması nedeniyle minnettar olup, çok özleyerek anıyoruz kendisini.

“Kitap, deniz ve çikolata varsa, nerede olsa yaşarım.”

Umarım gittiği yerde Nazım’a dost, insanlığa yoldaş olmaya, kitap okurken denizi izlemeye ve çikolata yemeye devam ediyordur.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir