La Casa de Papel’in yaratıcısı olan Alex Pina, 2018’de öyle büyük bir işe imza attı ki senelerce konuşacağız gibi. Dizide birçok kişi aslında ön plana çıktı, kendini bize sevdirdi ama profesörü canlandıran, her işin altından rahatlıkla kalkabilen Alvaro Morte, bir tık daha öne çıkmış, seyirciyi alabilmiş gibi. Öyle olsa gerek ki Alex Pina, yeni dizisi The Pier’de Alvaro Morte’yi tekrar baş role koymuş. Ama bu sefer karşımıza profesör olarak değil, oldukça amatör ve kafası karışık bir aşık olarak çıkıyor. Ve bu sefer, planlı bir banka soygunu yerine; plansız, karmakarışık bir aşk hikayesi izliyoruz.

Kısaca konusuna değinecek olursak… Alejandra bir sabah, kendisini deliler gibi seven kocasının arabada intihar ettiğini öğrenir. Aslında intihar edecek biri olmamasına rağmen sırlarla dolu bir ölüme yelken açmıştır. Alejandra, kocasının eşyalarını karakoldan almaya geldiğinde, kocasının 2 telefonu olduğunu öğrenir. Ve ikinci telefonda, kocasının, başka bir kadınla, başka bir yerde deliler gibi seviştiğini, aşk dolu bir hayat geçirdiğini öğrenir. Oscar, aynı anda iki kadınla yıllarını geçirmiştir ve Alejandra bunu hiçbir şekilde fark edememiştir.

The Pier, hemcinslerimi ne kadar etkiler bilmiyorum ama kadınların neredeyse her bölümde ağlayabileceği kadar güçlü ve duygusal bir dizi. Etik olarak birçok kişinin tartışabileceği bir hikayesi olmasına karşın dizi, anlatıyı öyle bir kuruyor ki, her şey normale iniyor, hatta dizide haksız kimse kalmıyor, herkese bir noktadan sonra hak vermeye başlayıp onlar adına üzülmeye, acılarını paylaşmaya başlıyorsunuz. Bütün karakterlerin dostu oluyor, yeni oluşan bütün o arkadaşlık bağının içinde kaybolup gidiyorsunuz. Duygusal açıdan ve oluşan samimiyet açısından dizi çok başarılı, sizi içine çekmeyi başarıyor.

Oscar, aslında hepimizin içindeki gizli kişi. Netflix’in 2017’de yayınlandığı Gypsy dizisini hatırlatan Oscar, hem düzgün, düzenli bir hayata sahip olmak istiyor; hem de bir taraftan düzenin dışına çıkıp, karşı çıkmak, aldatmak, yaşamak istiyor. İnsan, bana göre tek eşli olabilecek bir tür değil. Oscar, başta benim gibi düşünmüyordu. Bunun farkında bir karakter bile değildi. Karşımıza ne yaptığını bilen biri olarak da çıkmıyor. Hayatı boyunca düzene uyan Oscar, bir gün tanıştığı bir kadına karşı içinde karşı koyamadığı duygularına yeniliyor ya da onları kabulleniyor diyelim, bir keşfe çıkıyor ve aynı anda hem düzeni hem de düzensizliği yaşamayı tercih ediyor. Evliliği, aynı insanla aynı yatakta yatmayı, kalkmayı, onunla bir düzen kurmayı, anılar biriktirmeyi, yaptıklarınızla beraber gururlanmayı hepimiz isteriz. Ama insanın içerisindeki bir nokta, bazen, gördüğü bir insanla o an, bir an, herhangi bir anda düzenin dışına çıkıp bir şeyler yaşamak isteyebiliyor. Etik olarak ya da modern toplumda hoş karşılanmayacak bu yaklaşım bazen içimizde canlanabiliyor. The Pier, bu tarif edilemez tehlikeli duygunun dizisi. Ekşın yok, çözülecek bilmeceler yok, soygun yok; sadece, karmakarışık ilişkiler ve anlık mutluluklar var.

Diziyi beğendiğimi söylesem de bazı sıkıntıları var. Mesela dizi yer yer amacından kopuyor. Yan karakterler, bazen ana hikayeyi bozuyor. Oscar’ın 2 kadın arasında kalma hikayesi bazen yan karakterler yüzünden unutuluyor; yan karakterler “öğüt” vermek adına kullanılıyor. Kimi yerlerde aşk üzerine öğütler alıp terapi oluyoruz ki gerek yok. Keza, ilk bölümde Oscar’ın ölümü ile oluşturulan gizem, maalesef düzgün kullanılmıyor çünkü kullanılacak bir şey yok. Bir bilmece olduğu havası oluşturulsa da bilmece üzerine hiç odaklanmıyoruz. Boşuna oluşturulan bu merak da son bölümde giderilmeye çalışılıyor. Ve bence ikinci sezon fikri de yanlış. Böylesine bir dizinin tek sezonda olup bitmesi, damakta bir tat bırakıp gitmesi gerek.

Sözün özü… The Pier, insan denen varlığın düz bir çizgide gidemeyeceğinin dışarı vurumu niteliğinde. Hem düzeni hem de düzensizliği istediğini ama sonunda düzene geri döndüğünü anlatıyor. Bizi düzensizliğe çıkaran şey de bazen bir sohbet, bazen bir an, bazen bir beden olabiliyor. Alejandra, kariyer peşinde koşan ve birçok insanın düzene girmek isteyeceği bir insan olmasına karşın Veronica, bir bakışıyla bile tüm duvarları yıkabilecek bir kadın. Alejandra’nın yatakta Veronica’ya baktığı sahne, bir insanın ondan etkilenmemesinin imkansız olduğu gerçeği üzerine. İzlerken siz bile, kadın ya da erkek olun, Veronica’nın cazibesine kapılacaksınız. Hele ki kendisinin sevişme sahnelerinde…

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın