Joshua Oppenheimer, ses getiren ilk çalışmasının ardından ikincisi ile geri döndü. The Act of Killing, kesinlikle kan donduran ve insanın ufkunu genişleten bir belgeseldi. Endonezya’daki komünist katliamının yıllar sonraki yankılarını videoya aktaran belgesel, kamera karşısındaki kişilerin rahatlığı ve yaptıklarından pişman olmayışı hatta yaptıklarını, katliamlarını ballandırarak anlatması ile gerçekten ürpertmişti. Konuşulan herkes o zamanlar öldürdükleri insanları bir daha bulsa bir daha öldürecekmiş gibi konuşuyor, hatta bunlar ile dalga geçiyor, nasıl yaptıklarını kamera karşısında canlandırarak bir taraftan da gülerek anlatıyorlardı. The Act of Killing, esasında hiçbir şeyin değişmediğinin, katillerin hala yaşadığının ve bunu isterlerse gene yapacaklarının gerçeğini yüzümüze vuruyordu. Oscar adayı olan belgesel Oscar’ı alamamış olsa da seyircide bıraktığı etki ile ödülü alan Twenty Feet from Stardom’dan daha çok akıllarda kalacaktır. 2012’den tam 3 sene sonra Joshua Oppenheimer yepyeni bir Endonezya belgeseli ile karşımıza çıktı. İlk belgeselde pişkinliği tüm gerçekliği ile gösteren yönetmen ikincisinde utancı, yobazlığı ve insanların neler çektiğini göstermeyi tercih etmiş.

Adi Rukun, kömünist katliamların döneminde öldürülen Ramli Rukun’un kardeşidir. Adi’nin kardeşinin öldürülmesi, öldürülen birçok kişinin ailesi ve gene öldürenler ile geçirilen 2 saatlik bir belgesel The Look of Silence. Adını da, belgeselin sessizliğinden alıyor çünkü ilk belgeseldeki gibi şen şakrak bir durum yok ortada. Herkes köşesine çekilmiş, herkes susmuş, çoğu unutmuş ya da unutmak istemiş. Adi tek tek aileleri gezerek yaşlılara gözlük yapıyor, gözlük yaparken de bir taraftan katliamları hatırlatarak ağız yokluyor. Kimisi açılan konulardan rahatsız olurken kimisi de istemsiz bir şekilde yemi yutarak sohbete devam ediyor. Böylece gene gerçekler ortaya çıkıyor. Fakat bu sefer işin içine din de karışıyor. Müslüman olduğunu iddia eden yaşlılar yaptıklarının günah olmadığına inanıyorlar.

The Look of Silence da ilk belgesel gibi Oscar adayı oldu. Sessiz ve ağır temposundan olsa gerek çok etkilendiğimi söyleyemem. The Act of Killing, surata tokat gibi bir belgeseldi. Kişilerin yüzsüzce ve pişkince “evet yaptık” demesi insanın zoruna gidebiliyor. The Look of Silence ise işin biraz pişmanlık tarafında. Kimileri yaptıklarından pişman fakat özür dilemek istemiyor. Kimileri ise elini kaldıramayacak kadar yaşlı olmasına rağmen hala tehditler savurup kandan bahsedebiliyor. Belgesel adı gibi sessiz olduğundan ve ilk belgesele göre aşırı çarpıcı olmadığı için çok etkilemedi beni. Oscar adayı olması kesin gözüyle bakılıyordu fakat Oscar’ı Amy karşısında kaybedeceğini düşünüyorum.

Belgesel olduğun için çekim tekniklerinden ya da renklerden bahsetmek sanırım gereksiz olur. The Act of Killing’i izlemediyseniz, izleyin. İzledikten sonra da The Look of Silence’ı izleyin. İzlediklerinizi üstün körü izlemez, biraz düşünerek izlerseniz büyük ihtimal şok olacaksınız. İnsanlar ne hallerde yaşıyorlar. Zamanın katilleri, ellerini kaldıramayacak kadar güçsüz durumdalar. Pişman değiller. Yine olsa yine yaparlar. Cahillik sokaklarda terör estiriyor. Kan, resmen o kişilerin içeceği olmuş gibi.

Sözün özü… Ufkunuzu genişletmek ve Endonezya’da zamanında yaşanan komünist katliamı hakkında bilgiler edinip günümüzde ne durumda olduklarını öğrenmek istiyorsanız, buyrun ekrana. Sizi şaşırtması ve şoke etmesi muhtemel de bir belgesel. İçerdiği bilgilerden çok kişiler ve anlattıkları sizi hayretlere düşürebilir. Filmlerdeki o katillerin ruh hallerini anlamak istiyorum diyorsanız, gerçekleri The Look of Silence’da var.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın