Bu senenin en merakla beklediğim dizilerinden biri, Hulu’nun yayınlandığı The Act dizisiydi. Gerçek bir hikayeden yola çıkan 8 bölümlük dizi, kadrosunda geleceğin yıldızlarından Joey King, Chloë Sevigny ve tanımakta güçlük yaşayacağınız Patricia Arquette gibi önemli isimleri barındırıyor. Blanchard ailesinin gerçek hikayesini anlatan dizi, dramatize etmek adına bazı sahnelerle oynasa da, kayıtları izlediğinizde kimi sahnelerin birebir çekildiğinizi görebilirsiniz. Diziyi izlerken, rahatsız olacağınızın ve yer yer sinirleneceğinizin garantisini veriyorum. Çünkü dizi, yaşanmış en ruh hastası olaylardan birini anlatıyor.

Gypsy Rose Blanchard, Dee Dee Blanchard’ın kızı olarak dünyaya gelir. Ama Gypsy diğer çocuklardan biraz farklıdır. Doğuştan birçok hastalığı vardır. Aynı anda birkaç hastalığı birden yaşayan Gypsy, hayatını tekerlekli sandalyede geçiren, yardıma muhtaç bir kızdır. Neyse ki yanında annesi vardır. Onu çok seven annesi ile beraber gerek maddi gerek ülke şartları sebebiyle şehirden şehire seyahat eden Blanchard ailesinin son durağı Springfield olur. Gypsy, hastalıklar bir yana, zeka geriliğine de sahiptir. Beyni çocuk kalmıştır. Kuruluşlar, Gypsy’nin bu durumuna çok üzüldükleri için Dee Dee’ye, yani Blanchard ailesine sürekli para yardımı yapmaktadır. Böyle böyle geçimini sağlayan ikili, ev-hastahane arasında zorlu bir hayat sürer.

Fakat gerçekler, yukarıdaki paragraftaki gibi değil. Hikaye de burada başlıyor. Dee Dee Blanchard’ın Facebook hesabından atılan ilginç bir paylaşım, komşularını rahatsız eder. Bu paylaşımdan işkillenen komşular polisi çağırır. Dee Dee Blanchard, 14 haziran 2015’te evinde ölü bulunur. Kızı Gypsy ise kayıptır. Facebook mesajının atıldığı yeri tespit eden polisler baskın yapar ve Gpysy ile sevgilisi Nick Godejohn’u gözaltına alır. Gerçekler de bundan sonra ortaya çıkar.

Gypsy’nin aslında hiçbir hastalığı yoktu. Tekerlekli sandalyeye de ihtiyacı yoktu, yürüyebiliyordu. Tüple yemek yemek zorunda değildi. Zeka geriliği de yoktu. Annesi, onu hayatı boyunca hasta olduğuna inandırmış, hasta kalması için her şeyi yapmıştı. Yaşı 23 olmasına rağmen 16 deyip onu kandırıyor, koca bir eczaneye yetecek kadar ilaçları ile Gypsy’ye yanlış tedaviler uyguluyordu. Hastahaneye gittiğinde hiçbir şeyi çıkmayan Gypsy’nin eve gittiğinde kriz geçirmesinin de sebebi hep buydu. Munchausen by Proxy sendorumu olan anne, kızını hayatı boyunca istismar etmişti. Neden? Çok sevdiği için.

Dizi, Gypsy’nin bir doktor kadın sonrası aslında hasta olmadığını fark etmeye başlaması ve komşusu sayesinde gizlice girdiği arkadaşlık sitesinde tanıştığı bir erkekle olan ilişkisini anlatıyor. Anne, kızını zorla hasta etmeye çalışırken Gypsy, geceleri annesinden gizli bir şekilde sosyalleşiyordu. 23 yıl boyunca evin dışını göremeyen, arkadaş edinemeyen, tehditler ile tekerlekli sandalyeye maruz kalan çocuk ruhlu Gypsy, doğasını keşfetmeye başladı. Hayatı boyunca erkeklerle yakınlaşamayan Gypsy, internetten tanıştığı Nick ile ilişkisini ilerletir. Öyle ki, Nick, Gypsy için annesini öldürmeyi kabul eder.

Munchausen by Proxy sendorumu birçok yerde rastlanılan bir çocuk istismarı sorunudur. Çocukları sevgi adı altında hasta edip kendine muhtaç eden anneler, istedikleri zaman da onları öldürebiliyorlar. Kayıtlara göre, çocuğuna tüp ile köpek dışkısı enjekte eden manyaklar bile var. Yakalanmaları ise çok zor oluyor. Çünkü bu sendroma sahip kadınlra, genelde ya hemşire eskisi ya da başarısız tıp öğrencileridir. Önce kendilerini hastahanelerde yardıma muhtaç olarak tanıtıp herkesin güvenini kazanırlar. Ardından da gizli bir şekilde çocukların tedavileri ile oynamaya başlarlar. İşlerini bildikleri için de, doktorların fark etmesi çok zordur. Dee Dee de bu sendroma sahip kadınlardan sadece biri. 23 yıl boyunca kızını zorla hasta edip onun üzerinden kuruluşlardan para alan, kendini tatmin eden bir kadındı. Gypsy’nin uyanışı ise ölümüne sebep oldu.

Joey King’in ve Patricia Arquette’in muhteşem oyunculuklar sergiledi dizi, bu süreci harika bir şekilde anlatıyor. Gypsy ile Dee Dee’nin ilişkisi, Gpysy’nin uyanışı, sekse olan merakı ve ardından kaçıp yakalanması 8 bölümde anlatılıyor. İçerik ise gerçekten ürkütücü. Patricia Arquette, deli bir kadını o kadar güzel oynamış ki izlerken sinirlenmemek elde değil. Her dakikası başarılı bir şekilde işlenmiş olan bu diziyi şiddetle öneriyorum. Dizinin özellikle on birkaç bölümü büyük bir başarı ile işlenmiş. En başta evinde zorla hapis tutulan ve kendini keşfeden ufak bir kızı izlerken; evden kaçmasından itibaren gerçek dünyanın kuralları ile karşılaşan ve bunu kaldıramayan bir kıza şahit oluyoruz. Evinde, kötü muamele görse de el bebek gül bebek yaşayan Gypsy, sokağa çıkmasıyla beraber aslında hayatın evinden ibaret olmadığını anlıyor. Joey King’in oyunculuğu burada gerçekten de mükemmel.

The Act sağolsun, gerçek hayatın, kurmaca dünyadan çok daha korkunç olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın