Yazı, dizi hakkında yer yer keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) barındırıyor olabilir. 

Netflix’in The Haunting of Hill House dizisinin ardından, fazlasıyla sevdiğim bir diğer dizi olan Sex Education, şüphesiz ki platformun son zamanlardaki en iyi dizilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Kate Herron ve Ben Taylor tarafından yönetilen serinin yaratıcısı ise yeni bir isim: Laurie Nunn. Kendisi, Sex Education’ın 1980’lerdeki John Hughes’un filmlerine, The Breakfast Club ve Pretty in Pink gibi filmlere bir saygı duyuş niteliğinde olduğunu dile getiriyor. Bu bakımdan dizinin özellikle atmosferinin açıklamasıyla uyuştuğunu fark edebiliyoruz.

Dizinin gerek değindiği noktalar, gerek dozundaki mizahı, gerekse her birini yakından tanışıyormuşuz hissi veren karakterleri ön plana çıkıyor. Samimi bir anlatı ve zekice diyaloglar kuran dizi şimdiden izleyicisi tarafından oldukça sevildi. İzleyen herkesin memnun olmasının yanı sıra, reklam çalışmaları konusunda Netflix’in kendisini biraz geride bıraktığını düşünüyorum. Biraz daha fazla reklam çalışması yapılsa büyük ihtimalle her yer “Sex Education!” diyen izleyicilerle dolardı.

Konusuna değinecek olursak; Sex Education, adından da anlaşılacağı üzere cinselliği yeni keşfetmek üzere olan genç bir neslin psikolojisine odaklanıyor. Okullarda aldıkları derslerle birlikte cinsellik üzerine de eğitim almaya çalışan gençler, en az matematikleri kadar kötü olan seks hayatlarını iyileştirmeye yönelik bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar. İşin tezat kısmı ise bu desteğe ihtiyaç duyduklarından dahi bihaberler. Kabaca klasik bir bilinçsizlik durumu diyerek tanımlanabiliriz. Bu noktada asıl karakterlerimiz devreye giriyor. Onları diğerlerinden farklı yapan detay ise burada yatıyor. Başta Meave (Emma Mackey) olmak üzere ana karakterler, diğerlerine nazaran kendilerini daha iyi tanıyorlar, bilinçli bir birey olma yolunda ilerliyorlar. Tabii ki tam anlamıyla tanımak gibi bir durum söz konusu değil. Keza hiçbir insan kendisini tam anlamıyla tanıyamaz. Kıyasladığımız zaman onların bu kısımda daha önde oldukları fark edilebilir bir gerçek. Elbette kendi içlerinde yaşadıkları birçok çelişki, tanıyabilmek için çabalar ve keşifler de söz konusu. Özellikle Adam (Connor Swindells) ile Eric (Ncuti Gatwa) arasında yaşanan durum, keşif olarak görebileceğimiz örneklerden.

Otis (Asa Butterfield) ile seksolog annesi Jean’in (Gillian Anderson) arasındaki ilişki, yakından incelendiğinde içerisinde belli çelişkiler ve ironiler barındıran bir bağa sahip. İnsanların cinsel problemlerine çözüm bulan, onları bu konularda rahatlatmaya çalışan bir anne, kendi oğlunun özel alanına kimi zaman saygı duymayarak büyük bir hataya düşüyor. Ve bunu yaparak oğlunu daha büyük bir çıkmaza sokuyor. Tüm bunların sonunda ise aralarındaki bağın zayıflamasına sebep oluyor. Bu noktada karşılıklı bir şekilde “terzi, kendi söküğünü dikemez” diyebileceğimiz bir durum ortaya çıkıyor. Herkesin sorunlarına çözüm bulabilen Otis’in kendi çözümleri karşısında çaresiz kalmış olmasının en büyük sebebi şüphesiz ki ailesi: Geçmişte yaşayıp unutamadığı anlar ve annesinin bir türlü onu bir birey olarak tanımıyor oluşu.

Sex Education’da en sevdiğim karakterlerinden biri olan Maeve’i ele almak istiyorum. Son zamanlarda izlediğimiz en özgün karakterlerden olan Maeve, dizinin Feminizm anlatısını şekillendiren asıl karakter diyebiliriz. Erken yaşta kendi kendisine yetmeyi öğrenmeye çalışan Maeve, aslında çok zeki bir genç. Kaleminin kuvvetli oluşu, küçük yaştan itibaren okumaya başladığı yazarlar gibi detaylar onu çevresindekilerden biraz daha farklı bir yere konumlandırıyor. Virginia Woolf, Sylvia Plath gibi kadın yazarlara Maeve üzerinden atıf yapılması onun ilerideki sezonlarda iyi bir yazar olabilme ihtimalini doğuruyor. Ancak makus talihi buna izin verebilecek mi, bu da başka bir çatışma. Zaten onun en büyük problemi kendi ailesinin ona bıraktığı kader. İlerleyen bölümlerde Maeve’in bu sorunu aşabileceğini temenni ediyor ve karakterin alt metninin sağlam bir şekilde doldurulduğunu düşünüyorum.

Dizinin en ilgi çekici kısımlarından biri zaman ve mekan kavramlarının ilerleyiş şekli olsa gerek. Bazı kıyafetlerin retro bir biçimde seçilmiş olması, dizinin geçtiği tüm mekanların 80’leri andıracak şekilde tasarlanması, buna karşılık MacBook gibi bir bilgisayarın kullanılması biraz da olsa dizinin hayali bir zaman aralığını temsil ettiğini gösteriyor.

Zekice yazılmış diyaloglar, alt metni doldurulan karakterler, çatışmayı destekleyen birçok tezat durum, doğal oyunculuklar; Sex Education’ı başarılı yapan detaylardan. Netflix’in son zamanlardaki en başarılı dizilerinden biri olduğunu düşünmemin yanı sıra, karakter tasarımı açısından güncel diziler arasından sıyrılabileceğine inandığım dizi, sizi aynı zamanda eğlendirecek de.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın