Gün geçmiyor ki 2019 senesi bitmeden yine bir film ağzımızın tadını kaçırmasın. Fakat bu sefer ciddi manada hazırlıklıydım. Önceki seferlerde edindiğim deneyimlerden dolayı filme karşı hiçbir beklenti ile girmedim ve bunun sonucunda hayal kırıklığına uğramadım.

Ülkemizde 7 Haziran Cuma günü itibariyle beyaz perdede izleyicisi ile buluşan Dark Phoenix; serinin son filmi olarak ne yazık ki eleştirmenlerden ve izleyicilerden gerekli ilgiyi ve beğeniyi toplayamadı. Böyle olmasının birkaç temel sebebine yazının ileriki kısımlarında değineceğim.

Konusuna kısaca değinmek gerekirse film; 1992 yılında NASA’nın gerçekleştirdiği bir uzay operasyonunda meydana gelen kaza sonucu, ekibimizin ABD Başkanı’nın ricası üzerine olaya dâhil olması etrafında kurgulanıyor. Bu kazaya sebebiyet veren kozmik ışımalar, ekibin kurtarılmasında büyük pay sahibi olan Jean Grey’i hedef haline getirir ve seyircinin de anlayabileceği üzere bir şeylerin ters gitme zamanı gelmiştir.

Film başlı başına, koca bir soru işareti olduğu algısını seyircisinin zihnine işlerken hiç efor sarf etme ihtiyacında bulunmuyor. İlk 50 dakikalık kısımda ne olup bittiğine dair fast-forwardlarla ilerleyen bir takım olaylara şahit oluyoruz. Bu birtakım olaylar içerisinde, amaçları ve karar aşamaları belli olmayan baş roller ve sırma saçlı engelli profesörler mevcut.

Filmi nezdimde daha kötü hale çeviren bir başka olay ise, ortaya senaryo adı altında hiçbir şeyin koyulmamış olmasıdır. Gerek dünya dışından gelen, motivasyonlarına ve amaçlarına bir türlü anlam veremediğimiz yaratıklar olsun; gerekse filmin adına dahi konu olabilen “Dark Phoenix” kavramının güç hususunda yansıtabildiği tek şeyin günümüzde iyice moda olan “mommy/daddy issues” konusu olması tatları iyice kaçırıyor.

Film konusunda yapabileceğim en olumlu yorum ise; yıllar geçse bile Magneto karakterini izlerken hala çocukluk zamanlarım aklıma gelir ve sahip olduğu mantalite karşısında kendimi etkilenmiş bulurum. Bazı okuyucular abarttığımı düşünebilir bu noktada ama şuna değinmeden geçemeyeceğim: Galiba Magneto karakteri, sahip olduğu geçmiş ve karakter orjini açısından o denli başarılı hedefler ve motivasyonlar içeriyor ki, Marvel markası adı altında ortaya konulan filmler göz önüne alındığında bu seviyeye ancak Thanos’un yaklaşabildiğini düşünüyorum. Neyse, kısa bir hayranlık paragrafından sonra filme geri dönelim.

Dünya çapında yapılan eleştiriler göze alındığında kimileri bu filmi “X-Men” franchise’ının en kötü filmi olarak lanse etseler de, bence yapılmış veya yapılacak hiçbir film Apocalypse adlı fiyaskodan kötü olamayacak. Tabii gidişat bu halde olunca insan az da olsa büyük konuştuğu kanısına varabiliyor.

Yazıyı toparlamak ve bir sona varmak amacında hareket etmek gerekirse; 2019 senesi bizler için sinema ve dizi başlıkları adı altında pek hayırlı bir yıl oldu diyemeyiz. Benzer sektördeki büyük markalar, yıllardır devam ettirdikleri projelerini sonlandırma konusunda ne yazık ki pek de başarılı olamadılar.

Günümüzdeki bu meta ­akıma kapılan son üyenin Dark Phoenix filmi olduğu bence oldukça aşikar. Eğer serinin fanlarından iseniz bu filme yüksek ihtimalle gideceksiniz. Sizlere yapabileceğim tek öneri beklentilerinizi olabildiğince düşük tutmanız olacaktır. Eğer izleyeceğiniz ilk süper kahraman filmi, barındırdığı güçlü isimlerden dolayı bu film olacak ise, lütfen hemen yargılamayın. Çok daha iyileri bu janra adı altında mevut. Umudunuzu yitirmeyin.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın