İngiltere’nin en meşhur hanedanlarından biri de Tudor Hanedanı’dır. Dönemin kralı VIII. Henry’nin Anne Boleyn’le evlenmek için koskoca ülkenin dinini değiştirişi ve bunun için yaptıkları ayrı bir meseledir. Ancak Henry bunu başarmış ve Anne ile evlenmiş, bu evlilikten de tüm dünyaya nam salmış Elizabeth doğmuştur. Belki Elizabeth deyince başlı başına bir şey ifade etmemiş olabilir. Ama şöyle söylersem hemen tanıyacaksınız: Bakire Kraliçe Elizabeth!

Elizabeth, 7 Eylül 1533’de Londra‘da doğdu. Teninin fazla beyaz olması nedeniyle doğduğunda hayalet olduğu söylendi. O yıllarda böyle şeylere inanmak ve insanları bu nedenle idam etmek oldukça kolaydı. Ancak kraliçe olmak için her şeyi göze alan bir kadının kızıydı Elizabeth. Anne’nin bu halleri kızını kurtarmaya yetti ama 3 yıl sonra kendisini kurtarmaya yetmedi. Anne’nin erkek çocuğu olmadığı için VIII. Henry, Anne Boleyn’i ensest zina yaptığı gerekçesiyle idam ettirdi. Hem de kafasını keserek!

Anne Boleyn ölünce VIII. Henry Jane Seymour’la evlendi ve nihayet Edward adında bir oğlu oldu. VIII. Henry ölünce de doğal olarak tek oğlu Edward tahta çıktı.

VIII. Henry öldüğünde Catherine Parr ile evliydi. Henry ölünce Catherine, Thomas Seymour ile evlendi. Prenses Elizabeth’i de yanına aldı. Catherine öldükten sonra dedikodular ayyuka çıktı! Çünkü Thomas Seymour ve Elizabeth arasında bir ilişki olduğu iddia edildi. Thomas anında idam edildi. Ancak Elizabeth bir prenses olduğu için idamı o kadar kolay değildi. Zaten Elizabeth böyle bir ilişki olmadığına dair kutsal kitaba defalarca el bastığı için sorun ortadan kalkmıştı.

Kral Edward ölünce önce VIII. Henry’nin gösterdiği veliaht olan Prenses Mary yerine tahta Jane Grey geçti. Jane Grey tahta geçer geçmez potansiyel tehlike olarak gördüğü Mary ve Elizabeth’i yandaşlarıyla beraber kuleye kapattı. Orada günlerce kaldılar. Ancak Jane’nin tarafını tutan askerler kısa süre sonra doğal veliaht olduğu için Mary’nin tarafına geçtiler ve Jane Grey devrilip, Mary tahta geçti.

Mary kraliçe olarak tahta geçtiği andan itibaren babasının meşrulaştırdığı Protestanlığı savunanları yok etme peşine düştü. Bir cadı avı misali, Protestan olduğunu duyduğu herkesi idam ettirdi. Belki böyle söyleyince Marry size daha tanıdık gelecektir. Çünkü yapmış olduğu Protestan avı ona Kraliçe Mary adının yanı sıra bir isim daha kazandırdı: Kanlı Mary – Bloody Mary!

Bütün bu siyasi işlerin yanı sıra Mary bir veliaht dünyaya getirmek istiyordu. Aslında onun da sebebi gene Protestan karşıtı oluşuydu. Çünkü kendisinden başka geride kalan veliaht yani Elizabeth bir Protestandı. Eğer o ya da onun soyundan biri tahta geçerse Protestanlık yayılmaya devam edecekti. Ama kendi soyundan bir çocuk Protestanları ortadan tamamen kaldırabilirdi. Bu yüzden de Mary’nin dünyada en çok istediği şeyin bir çocuk olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Mary maalesef anne olamadı. Defalarca hamile kalmasına rağmen her birinin sonu düşük oldu, böylece ölümü hızlandı. Mary ölünce de tahta geçen isim Elizabeth oldu.

Böyle bir entrika ağının ortasında nihayet kraliçe olan Elizabeth döneminde İngiltere’nin altın çağı yaşadığı söylenir. Hem siyasi hem de sosyal ve kültürel olarak.

Kraliçe Elizabeth devlet yönetiminde başarılı olduğu kadar sanatta da başarılıydı. Özellikle tiyatroya fazlasıyla önem veriyordu Kraliçe Elizabeth. Saraya özel oyunlar oynanıyordu. Yazarlar, şairler, oyuncular kısacası sanatçıları himaye ediyordu. Shakespeare ve Christopher Malowe onun himayesinde olan sanatçılardandır. Bu iki büyük isim aynı zamanda da kraliçenin dostlarıdır. Shakespeare’in oyunlarının sarayda kraliçeye ve yakınlarına özel olarak sahnelendiği tarihsel bir gerçektir.

Bazı araştırmacılar İngiltere Rönesans’ının Elizabeth’le başladığını savunur. Rönesans bir tek onunla sınırlı kalmaz ama büyük ölçüde Elizabeth etkisi vardır. Hatta Elizabeth ölüp I. James tahta geçtikten sonraki 50 yıllık dönem bile Elizabeth Çağı diye adlandırılır.

Elizabeth’in kendisi de bir sanatçıydı. Yazmış olduğu birçok şiiri vardır. Hatta döneminin önemli şairleriyle şiir atışmaları da yapardı. Tabii ki bunlar karşılıklı ağız atışmaları şeklinde değildi. Ulakların getirip götürdüğü mektuplar şeklinde devam eden atışmalardı.

Elizabeth’in şiirlerinden bazıları Gökçen Ezber tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Türkçeye çevrilen bu şiirleri de Cumhuriyet gazetesinin yıllara meydan okuyan eki Cumhuriyet Kitap’ta Cevat Çapan kendine ait köşesinde yayımlamıştır.

Bu şiirlerden birinde evlenmeyişinin ve asla evlenmeyecek olmasının altını da defalarca çizmiştir. Bunlardan en belirgini “Genç ve Güzel Olduğum Günlerde” adlı şiirindedir.

“Gidin, gidin, başkasının peşinden koşun, artık isteyip durmayın beni.”

Elizabeth’e bakire denmesinin birçok sebebi vardır. İlki Bisley Hikayesi olarak da bilinen folklorik bir hikayedir ve Elizabeth’in aslında bir kadın değil de erkek olduğuna dayanır.

İkincisi, babası VIII. Henry’nin annesi Anne Boleyn’e olan ihaneti sebebiyle erkeklere karşı güvensizleşmesi olduğu düşünülebilir.

Üçüncüsüyse, baştan sona Robert Dudley’dir. Robert ve Elizabeth çocukluk arkadaşıdır. Bu arkadaşlık zaman içinde aşka dönüşmüştür. Ancak Robert’in evli olması bu aşkı engellemişti. Üstelik Robert de Elizabeth’i istiyordu. Bunun sebebinin saf aşk olduğunu iddia edenler olduğu gibi Elizabeth’in makamı olduğunu iddia edenler de vardır. Elizabeth kraliçe olup tahta geçtikten kısa bir süre sonra Robert’in karısı merdivenlerden düşerek ölür. Artık günahı boynuna, Elizabeth’e kavuşmak için bir cinayet mi işlendi yoksa kadıncağız bir şekilde o merdivenlerden düştü mü, bilinmez. Sonuç olarak Robert’in evlilik mesuliyeti ortadan kalkmıştı.

Robert artık bekar bir erkekti. Elizabeth de dünyaya hükmeden bir kraliçe! Ama Elizabeth’in dünyaya hükmetmesi kendi danışmanlarına hükmetmesini kolaylaştırmadı. Robert’le evlenme isteğinin devlet için iyi olmayacağını söylediler ve bu evliliğe asla müsaade etmediler.

Evlenemeyen Elizabeth de çareyi Robert’i saraya aldırmak da buldu. Elizabeth’in ölümünden bir süre sonra ortaya Arthur Dudley diye bir genç adam çıktı. Bu genç adamın tek bir isteği vardı: tahttaki hakkı. Çünkü Arthur iddiasına göre Elizabeth’in Robert’ten olan gayrimeşru çocuğuydu! Yani yılların bakire kraliçesi aslında bakire değildi!

GENÇ VE GÜZEL OLDUĞUM GÜNLERDE

Genç ve güzel olduğum günlerde ve talih yüzüme güldüğünde,
Peşimde koştu pek çokları, evlenmem için kendileriyle.
Fakat hepsini de tersleyip, şöyle dedim,

“Gidin, gidin, başkasının peşinden koşun, Artık isteyip durmayın beni.”
Ne kadar gözyaşı döktürdüm, kederle yanıp tutuşan gözlere;
Gösteremem ki iç geçiren yürekleri size. Ama ben daha da kibirli oldum ve şöyle dedim,

“Gidin, gidin, başkasının peşinden koşun, Artık isteyip durmayın beni.”
Sonra konuştu Venüs’ün oğlu, o gurur ve utku dolu çocuk,
Ve şöyle dedi:

“Güzel hanımefendi, madem
nazlısınız bu kadar, Yolayım ki kuş tüylerinizi, demeyin eskisi gibi”,

“Gidin, gidin, başkasının peşinden koşun, Artık isteyip durmayın beni.”
Söyledikten sonra bu sözleri, bir şeyler değişti yüreğimde
Ve o günden beri, bulamadım huzur ne gündüz ne gece.
Ve sonra, ah, pişman oldum söylediklerime,

“Gidin, gidin, başkasının peşinden koşun, Artık isteyip durmayın beni.”

Finis 
Elizabetha Regina

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın