Mitolojideki Eski Tanrılar ile Yeni Tanrılar’ı yakından tanımamıza fırsat vermesinin yanı sıra modern topluma dair yaptığı eleştiriler, dikkate değer hikayesi, anlatım dili, muazzam sinematografisiyle izleyicisini her açıdan tatmin etmeye çalışan American Gods’ın uzun süredir beklediğimiz yeni sezonu sonunda bizlerle buluştu!

İkinci sezon boyunca izleyeceğimiz Eski Tanrılar ile Yeni Tanrılar’ın savaşının temelleri birinci sezonun sonlarına doğru atılmaya başlanmıştı. Büyük savaşın adım seslerini duymaya başladığımız ilk bölümde Eski Tanrılar’ın toplanmalarını izliyoruz ve ardından tahmin ettiğimiz üzere Mr. World en acımasız hallerinden biriyle karşımıza çıkıyor; ayrıca başka bir yeni Tanrı ile tanışıyoruz. İlk sezonda en sevdiğim detaylardan biri her bölüm karşımıza çıkan yeni bir Tanrı ve onun hikayesine ortak oluyor oluşumuzdu. Bu sezon özellikle tanışacağımız Yeni Tanrılar dünyasındaki isimleri merakla ve heyecanla bekliyorum. Mr. Wednesday’in Odin olduğunu dile getirmesiyle kendi safında oluşturduğu gruba nazaran şimdilik Yeni Tanrılar biraz daha az bir sayıda görünüyor. Güç gösterilerinin yanı sıra akıl oyunlarıyla bol bol karşılaşacağımızı düşündüğüm ikinci sezonun ilk bölümü diğer sezondaki bölümlere nazaran biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Ancak dizinin yükselişe geçeceği konusunda emin olduğum için içim rahat bir şekilde diğer bölümü bekliyorum.

Yeni Tanrılar Cephesi

“Ölü kemiklerinin konulduğu yer, O’nun külleri ile dolup taşacak.”

Mr. World ve Technical Boy’u birlikte gördüğümüz ilk sahnede, savaş kısmında aslında ne kadar yalnız olduklarını gözlemliyoruz. Başta bilinçli bir şekilde böyle bir izlenim sunulmuş olunabilir ancak finalde yaptıkları hamle ile asıl güçlerini göstermeye başlıyorlar. Yeni Tanrılar’ın devasa güçlerini küçümsemememiz gerektiğini bir nevi hatırlatıyorlar. “En iyi satıcım olmadan savaş satamam,” cümlesi asıl beklediği Tanrı olan Media’ya yapılan ince bir atıf. Mr. World, Mr. Wednesday’e nazaran hazırlık aşamasını daha ince eleyip sık dokuma taraftarı olduğunu da gösteriyor. Keza final sahnesindeki sürprizi durumun özeti niteliğinde.

The House on the Rock’a Giriş 101

“Büyüsü olmadan büyülü bir krallık yarattı.”

Wisconsin’de yer alan, 1959’da Alex Jordan tarafından tasarlanıp açılan yer için dizide bir anlatı içerisine yerleştirilmiş ince bir eleştiri yer alıyor. Alex Jordan, tıpkı her “Amerikan erkeği” gibi bir mülk ediniyor, orayı kendince tasarlıyor ve insanların merakını giderme karşılığında ise onlardan para almaya başlıyor. Amerika’da mülk edinip yeni bir fikir bularak bundan finansal bir çıkarım sağlayan nesil 1950’lerde vuku bulmaya başlamıştı. Bunun eskiden yeniye geçiş aşamasında küçük bir temsil olduğu söylenebilir. Bu temsilin ince bir hatırlatmasının yapılması ve Tanrılar’ın burada toplanmasının elbette başka sebepleri de var. Yerin sosyolojik varlığından ziyade Tanrılar ile alakalı inanç kavramı üzerinden mistik bir bağı da söz konusu.

Shadow ve İnanç Meselesi  

“Bir noktada kim olduğumu bile unuttum. Işığımı kaybettim. Annem böyle derdi. Fakat Wednesday, Odin; hatırlamama yardım ediyor. Bana, bir zamanlar annemin duyduğu bu sarsılmaz inanca layık biri olma fırsatı sunuyor…İnsanlara kim olduğunuzu hatırlatması için yardım edin.”

Dizinin başından beri savunduğu asıl meselelerden biri inancın gün geçtikçe daha da yitiriliyor oluşu. Temelinde Yeni Tanrılar, inançsızlığın temsili gibi. Onlar popüler kültür, teknoloji vb. durumların düzenini sağlayan bir yönetici niteliğinde. Eski Tanrılar ise ortaya çıkan bu inançsızlık fikriyle savaşacaklar. Shadow’un sahnesinden çıkarım yapacak olursak bireyler inançlarını kaybettiğinde kendilerini de unutmaya başlarlar ve savaş işte tam bu sebeple yapılmalıdır.

 “Her son, yeni bir başlangıçtır.
Şanslı sayın yok.
Şanslı rengin ölü.
Parola: Babası neyse oğlu da odur.”

Norse mitolojisinde karşımıza çıkan Nornlar mitolojide daima epey güçlü karakterler şeklinde tasvir edilir. Onlara danışılarak kehanet alınan kısımda Shadow’a çıkan yazı başta anlamsız görünse de gidişattaki geleceğine yönelik tahmin edilebilir bir açıklama olarak yorumlanabilir. İnançları doğrultusunda Shadow’un şekillenen kaderi onu ummadığı bir yola da sürüklüyor olabilir. Kısa bir süre sonra kendisinin “rehber” kimliğiyle tanınacağını da düşündüğümü es geçmek istemem.

Yeni Tanrı ile Tanışın: Mama-ji!

Motel Amerika’da garson görünüşüyle karşılaştığımız Mama-Ji, bir Hindu savaş Tanrıçası. Savaş Tanrıçası olmasına rağmen savaş karşıtı görünen kimliğiyle akıllarda şimdiden yer ediniyor. Gücü konusunda başlangıçta bilgisiz olsak bile bilgelik kısmında kendisi aktif bir rol izleyebilir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın