Netflix, 2018 yılında filmlerde pek başarılı olamasa da dizileriyle epey bir kendinden söz ettirdi. Başarısını perçinlemek isteyen Netflix, 2019 yılında ciddi bir bütçe arttırımına gitti DC’nin süper kahraman dizilerini arttıracağı sene Netflix ve Amazon da süper kahraman dizilerine yöneliyor. Amazon, The Boys ile karşımıza çıkacakken Netflix, Dark Horse Comics’in çizgi romanı olan The Umbrella Academy ile karşımıza çıktı. DC ve Marvel dışında bir çizgi roman uyarlaması görmek de aslında güzel. Fakat bunu nasıl yaptıkları da önemli.

Kısaca konusuna değinelim… 1989 yılında, 43 kadın durduk yere hamile kalır. Tabii bu sansasyonel olay haberlere konu olur. Sir Reginald Hargreeves adında bir milyarder, bu 43 çocuktan 7 tanesini evlat edinir. Ve onlara babalık etmeye başlar. Fakat bu 7 çocuk, sıradan çocuklar değildir. Hepsinin özel güçleri vardır. Hargreeves, bu çocukları güçlerini keşfedecek ve kullanabilecek şekilde yetiştirir; ardından da sokağa, adaleti sağlamaya çıkarır. Fakat zamanla çocuklar aileden tek tek ayrılmaya, kendi hayatını kurmaya başlar. Gün gelir hepsi ayrılır. Taki babaları ölene kadar. Baba Hargreeves ölünce, bütün kardeşler, en azından hayatta olanlar eve geri döner.

The Umbrella Academy’nin yazarlığını Gerard Way yapıyor. Meşhur ve şahsımın bayıldığı bir grup olan My Chemical Romance’in solisti olan Gerard Way. Çizgi romanın orjinalini okumadığım için dizi ile roman arasındaki farkları tam olarak sayamayacağım. Ama değişiklikler olduğu ve olacağı aşikar. Mesela politik doğruculuk dokunuşları ile meşhur olan Netflix, tabii ki The Umbrella Academy’de bazı değişiklikler yapacaktı. Çizgi romanda beyaz tenli olan Söylenti, dizide siyahi bir karaktere dönüştürülmüş. Gibi gibi.

Dizi; ilk bölümüyle aslında güzel bir başlangıç yapmasına rağmen sonraki bölümlerde bir diğer Netflix dizisi olan The Haunting of Hill House süper kahramanlı versiyonuna dönüşüyor. Hikaye, süper güçlü karakterlerin süper güçlerinden çok bir aile dramasına odaklanıyor. Yani süper güçler, maalesef hep arka plan. The Haunting of Hill House’da korkunun arka planda kalması gibi. Sürekli birbiri ile iletişime geçen, tartışan barışan karakterlerin olduğu; bitmek bilmeyen diyalogları dinlediğimizden ötürü de dizi, bir yerden sonra çekilmez hale geliyor.

Reklamında tuhaflığa ve garipliğe vurgu yapan Netflix’in tuhaf dediği süper güçleri ön plana çıkarmaması da ilginç. Çünkü aile dramının hiçbir tuhaf yanı yok. Ortada gezen takım elbiseli maymun Pogo’dan bahsediyorsak o başka. İleride gerçekleşecek bir kıyameti durdurma hikayesinin anlatıldığı dizide kıyamet bile bazen ikinci planda kalıyor. Hazel ve Cha-Cha da olmasa dizide aksiyon adına hiçbir şey olmayacak. Sadece, birbiri ile barışmaya ve tartışmaya çalışan 6 farklı karakterde kardeş izleyip duracaktık ki öyle de oldu diyebiliriz.

Kardeşler arasında en ünlü ismin Ellen Page olması ama kendisinin kardeşlerine nazaran hiçbir gücünün olmaması hatta ezik bir karakteri oynaması, aslında finalde neler olacağına dair bir ipucu veriyordu. Sezon ortasında itibaren finalde tam olarak neler olduğunu anlayabiliyorsunuz ki bu seyir zevkini bayağı bir düşürüyor. Üstüne çekilmez diyaloglar ve romantizm eklenince dizi gerçekten de katlanılması zor bir hale bürünüyor. Her bölümde müzik eşliğinde tasarlanan sahnelerin de artık bir yerden sonra baymasıyla, The Umbrella Academy, Netflix’in bana göre en kötü dizilerinden biri haline geliyor.

Sözün özü… Süper tuhaf bir ailenin reklamı yapılmasına karşın süper güçleri geri planda kalan, kardeşlerin birbirleriyle didişmesi ve yüzleşmesinin anlatıldığı, sevgili Mary J. Blige olmasa hiçbir aksiyonun dahi olmayacağı bir dizi Şemsiye Akademisi. Finali tahmin edilebilir, zamanda yolculuk ya da paralel evrenler eklenince izlettireceği zannedilen bir yapım. Ellen Page ve Mary J. Blige haricinde övebileceğim hiçbir yanı olmayan bir dizi. O yüzden hepinizden özür dilerim. İzlemek tercihi sizin; ben izlerken bayılmamak için zor durdum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın