Search

Süha Arın’ın Tahtacı Fatma’sı

236

Fâkir misin? Beş tane kitap yutsan cahilsin. Var mı pulun? Cümle alem gulun. Yok mu pulun cehennemdir yolun.

Süha Arın, bu ülkenin en güzide yönetmenlerinden biri olmasına karşın kendisini tanıyan kişi sayısı çok azdır. Öyle ki kendisinin bu muazzam belgeselini bile insanlar ancak – özellikle arada gösterdikleri için- İz TV’de izleyebiliyoruz; ancak o zaman haberleri olabiliyor insanların. Süha Arın, belgesel denen filmin ne olduğunun bilinmediği yıllarda ülkeye belgeseli getiren, yegane insandır.

Türk belgesel sinemacılığının yüz akı ve büyük ustası” diye tanımlanan Süha Arın, özellikle Safranbolu’da Zaman ve Tahtacı Fatma belgeselleri ile tanınır. Çektiği Tahtacı Fatma belgeseli günümüzde bile etkisini sürdüren, dönemine çok ciddi bir bakış atmaktadır. 1979 yılında Uluslararası Çocuk Yılı vesilesiyle çekilen 28 dakikalık belgesel, Toroslar’da, 2 bin metre yüksekte tahtacılık yaparak yaşamaya çalışan insanların geçim zorlukları 12 yaşındaki Tahtacı Fatma ve ailesi nezdinde anlatmaktadır.

Süha Arın, Tahtacı Fatma belgeselini borç ile çektiğini söylemiştir. Hatta bu meşhur belgeselin çıkış yolu tam olarak şöyledir:

Ailecek, büyük tehlike altında çoluk çocuk kadın erkek hepsi bir arada çalışıyorlar. Çok iyi eğitilmiş gibi görünüyorlar. Çok açık fikirliler. Sorulara çok net, açık yanıtlar veriyorlar. Dünya görüşleri benim tahmin ettiğimden çok çok ileride, çok farklı bir düzeyde. Beni çok etkiledi bunlar. Fatma’yı o zaman gördüm. 12 yaşında bir kız çocuğu ve hayalleri var. Ama ailesiyle birlikte dağa çıkıp ağaç kesme zorunluluğunu duyuyor, onlara yardımcı oluyor. Dedim ki, ‘ilk fırsatta tahtacılarla ilgili bir film yapacağım.

Süha Arın’ın belgesel hakkındaki görüşlerini ve dönem hakkında daha detaylı bilgi için OdaTV’nin yazısını okuyabilirsiniz:

https://odatv.com/34-yil-sonra-odatvye-konustu-2304131200.html

Aslında belgeseli izlediğinizde konusu olsun ya da olmasın çok ciddi okumalar yapabiliriz. Bunlardan biri, Tahtacı Fatma’nın babası Ali Şimşek’in bahsettiği: Tahtacılık mesleğinin hor görülmesi, küçümsenmesi. Toplumun en büyük problemlerinden birini dağda yaşayan ya da yaşamaya maruz bırakılan Fatma ve ailesi yaşamış. Sofrasına gelen yemeği yemekte beis görmeyen insanlar, bu yemeğin soframıza gelmesine sebep olan insanları dışlaması günümüzün en saçma yanlarından biridir. Sokakların tertemiz olmasını isteyen insanın çöpçüyü ezmesi, çok büyük bir anlam karmaşasıdır. Tahtacılık da, döneminde ucuz bir meslek olarak görülmüş, Ali Şimşek bunu hiç çekinmeden dile getirmiş.

Tahtacı oldukları için hor görüldüklerini dile getiren emekçiler, her şeye rağmen işlerini severek yapmışlar. Sonuçta her şey bir sanattır ve Ali bey de aynen bunu diyor: Yaptığımız iş bir sanattır. Belgeselin en çarpıcı yanı, herkesi etkileyen ana etken, Fatma’nın 12 yaşında çalışmak zorunda olmasıdır. 12 yaşında bir çocuğun aile geçindirmek denen şeyi bilmesi, gelir kapılarından bahsetmesi, şehir-orman arasındaki farkları tartışması günümüz çocukları için korkunç bir ütopya. 79’da Fatma, bunları bizzat yaşamış, hayatını kazanmak, ailesine bakmak için tehlikeli denilen tahtacılığı yapmış.

Belgeselde bir diğer dikkat çeken konu: Eğitim. Ülkemizin, geri kalmış olmasının en büyük sebebi eğitim eksikliğidir. Köy enstitülerinin kapatılması başlı başına bir skandal iken, okumak isteyen çocukların okuyamaması da ayrı bir skandaldır; eksikliktir. Fatma, abisi ve onunla beraber diğer ağaç kesen emekçiler; hepsi okumak, var olmak istemişler. Fakat gelin görün ki belgeselde yer alan kimse okuyamamış; istediği mesleği yapamamış. Fatma’nın abisinin bahsettiği konu ise manidar: Okumak için para yok, okusak iş yok. Bunu diyen çocuk liseye gidecek, gidemiyor.

78’de Motel devleti adıyla başa gelen Ecevit hükümeti 79’da sonlanır. Tahtacı Fatma, günümüz Türkiye toplumunun neden şuanda ülkeyi yöneten hükümeti seçtiğinin çok ciddi tezlerinden biridir.

“Hastayım guzum ben üzerinden ırak. Di böyle tirtirtirtirtir, belimde bir agrı. Geçiremedik. İlaç parasını da kendim veriyom. Muayene parası iki yüz lira para veriyom ben. Bakmıyo! Dövlet böyle beş kuruşluk bi şey almıyo da vermiyo da bi defa bakmıyo da. Yatarsam işte yatak parasını almıyo… Ona yalan yok.”

Hükümet, dönemin şartlarının da kötü olmasından ötürü maalesef insanları görememiş. Göremediği için de insanlar belgeselde olduğu gibi yakınmışlar, isyan etmişler. Ama isyan etsen kaç para, sonuç itibariyle çalışmak zorundalardı. Eğitim imkanlarının çok düşük olduğu; özellikle “isteyip” de okuyamayan gençlerin olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Eğitimini alamamış gençler üstüne devlet tarafından yeterince desteklenmeyince, tabii ki onlara ilk el uzatanlara sarılır.

Tahtacı Fatma, hala hayatta. Belgeseli izlediyseniz, sizi kendisiyle röportaj yapılan bu videoyu izlemeye davet ediyorum:

Tahtacı Fatma hala hayatta ve  bize o dönemden bu döneme kadar yaşadıklarını bir bir anlatıyor. Fakat ben en çok şuna takıldım: Fatma, bilinçli bir insan olarak yetişmiş. Günümüze ayak uydurmuş, durumun farkında olan biri. Çocuklarına iyi bakmış, dönemler arasındaki farkı biliyor. Bir lafına takılıyorum: “Bizim zamanımızda bilgi alacak kimse yoktu. Şimdi internet var, açıyorsun her şeyi öğreniyorsun. O zamanlar insanlar kendi kendilerini yetiştirirdi.”

Röportajda annesinin de hala hayatta olduğunu görüyoruz. Annesine kendisi bakıyor. Olay şu ki annesi hala hasta fakat bu hastalığa devlet yardım ediyor. İşte burada, biraz politik de olsa dananın kuyruğu kopuyor. Tahtacı Fatma ve ailesi, zamanında göremediği muameleyi artık görüyor. Varın siz tahmin edin kime oy attıklarını.

Süha Arın, belkide kendi de bilmiyordu ama Türk tarihinin belkide en önemli işlerinden birine imza atmış. İçinde onlarca konunun olduğu, saatlerce tartışılabilecek bir belgesel. Şimdiki yönetim, alsa bu belgeseli bir milat olarak meclise koysa, dese ki o zamandan bu zamana ne oldu; fazlasıyla bilgi verir, ölçüt olur

Tahtacı Fatma’nın yaşıyor olması gerçekten mutluluk verici. 79’da tabii ki dünyada değildim fakat o zamana ait bir kahramanın hala yaşıyor olması insanı sevindiriyor. Keza belgeselden sonra kendisinin günümüzde neler düşündüğünü hep merak etmişimdir. Video her şeyi ortaya koyuyor. İyi analiz yapabilirseniz, ülkemiz adına bir çok şeyi öğrenebilirsiniz. Her zaman dediğim gibi: Türkiye, imkan tanınsa çok daha güzel bir yer olabilirdi. Dış mihrak komedisi değil bu dediğim; ne Tahtacı Fatma’lar var bu ülkede, okumaya aç, çalışmaktan korkmayan, aklı başında olan. Hiçbiri okuyamıyor. Sonra ülkemiz neden böyle diye hayıflanıyoruz.



mm

Sinema Teröristi... Senaryo Canavarı... Dergi Yazarı... Avan-Gardist... Çok Feci Bir Beşiktaş Taraftarı...


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir