Yazar: Özge Şenses                                     

 23 yıl, 68 gün ve yaklaşık 2 saat.

Ölürken insanın gözlerinin önünden tüm hayatının geçtiğini söylerler. River Phoenix de 31 Ekim günü soğuk taş zeminin üzerinde titrerken geçmişte yaşadığı tüm o güzel ve kötü anları mı düşünüyordu? Yoksa aklı kardeşleri ve sevgilisinin endişe dolu seslerinde miydi? Belki de düşündüğü tek şey, gözlerini diktiği gökyüzünde parıldayan yıldızlardı.

Her ölüm erkendir ama bazı insanlar vardır ki, biraz daha kalmalarını umarsınız. Bu insanların ayak sesleri kendilerine duyulmaz gelse de dinleyenler için Dünya’nın en güzel melodisi gibidir. Yüzlerinde her zaman hem mutluluk hem de hüzün vardır. Kendilerini tanıyan her insanın hayatlarına usulca dokunurlar. Kendilerini yetersiz, çoğu zaman da yanlış hissederler. Bu yüzden günün yarısında kendilerini geliştirmeye çalışırken diğer yarısında sessizce acı çekerler. İçlerinde doruklarda mutluluk ve doruklarda üzüntü vardır. Yetenekli, cesur, dayanıklı ve en önemlisi de iyi kalplidirler. River Phoenix de bu az sayıdaki insanlardan birisiydi.

Benim River ile ilk karşılaşmam yaklaşık altı yıl önce “İnterview with The Vampire” filmini ilk izlediğimde olmuştu. Filmi o kadar çok beğenmiştim ki, hakkında araştırma yaparken Gazeteci Daniel Molloy karakterini, ölmeseymiş River Phoenix adında bir oyuncunun canlandıracağını öğrenmiştim. Film de Phoenix’e adanmıştı.

Resmini gördüğümde, bu kadar güzel bakan bir insanın genç yaştaki ölümü içimi acıtmıştı ama o gün gördüğüm bu yüzü ertesi gün unutmuştum; ta ki bir sosyal medya sitesinde yeniden kendisine rastlayana kadar. Bu sefer bazı şeylerin daha çok farkında olarak araştırma yaptım ve tanıdıkça River Phoenix’i, olduğu haliyle çok sevdim. Evet, tüm o dışarıdan gözüken mükemmelliğinin altında kusurluydu. Pek çok yarası vardı ve bir şeyleri yoluna koymaya çalışırken zorlandığı belliydi. Zaten çok farklı hayatlarda olsak bile özümüzde hangimiz öyle değiliz ki?

Bu yazı, tüm River Phoenix hayranlarına, kendisini hatırlamak ya da tanımak isteyen herkese ve en çok da parmak uçlarında sessizce(!) yürüyen insanlara ithaf edilmiştir.

   “Biz hepsini hak ettik, adamım. Milyonlarca gezegeni ve yıldızları ve galaksileri ve evreni… Hepsini hak ettik.” – River Phoenix

Orta halli bir ailenin kızı olan Arlyn, evden kaçan John Bottom ile 1970’de evlendi. İkili, aileleri ile görüşmeyen gezgin hippilerdi. Aynı yıl hamile kalan Arlyn, 23 Ağustos 1970’de doktor ve ilaçlar olmadan tam üç gün boyunca sancı çekerek ilk çocuğu River Jude Bottom’ı doğurdu. Çift, oğullarına River ismini, Hermann Hesse’nin romanı Siddhartha’daki ‘River of life’ tan etkilenerek, Jude ismini ise The Beatles’in “Hey Jude” şarkısından esinlenerek koymuştu. Çocuklarının doğumuyla yerleşik hayata geçmek isteyen aile, “Tanrının Çocukları” isimli bir tarikata katıldı. Güney Amerika’dan Texas’a taşındılar fakat burada da fazla kalamayıp misyoner olarak gezginliğe devam ettiler. Tanrının Çocukları tarikatı, pek çok skandala konu olmuş ve her üyenin cinselliği fazla rahat yaşadığı bir oluşumdu ve yeni yetişmekte olan River için ailesi uygun bir ortam sağlayamıyordu. River, cinsellik ile çok küçük yaşlarda tanışmıştı ve zamanla bunun yanlış olduğuna karar verip uzaklaşacaktı. Ayrıca Bottom ailesi, tarikatta misyoner ve başpsikopoz olmalarına rağmen hiçbir maddi destek görmüyorlardı. Babaları da rahatsızlanıp çalışamayınca River, kardeşleri Rain ve Joaquin ile sokaklarda şarkı söyleyip para kazanmaya başladı. Sokaklarda şarkı söyledikleri o yıllar, çocukların çevrelerinde oluşan dinleyici kalabalığını polisin gelip ayırması gerekiyordu.

Zamanla tarikatın kötü yönlerini iyice anlayan Bottom çifti, yaşadıkları yeri terk ettiler; ama yaşam standartları çok düşüktü. Geçimlerini sağlayamıyorlar hatta yiyecek yemek bulmakta bile zorlanıyorlardı. Sonunda karar verip yaşadıkları sahilden ayrıldılar. Amerika’ya giden bir gemiye kaçak olarak bindiler ve yeni bir hayata ilk adımlarını soy isimlerini değiştirerek attılar.

Küllerinden doğan anka kuşunun ismini soy isim olarak seçen çift artık Phoenix’ler olarak tanınacaklardı.

Çeşitli yerlerde şarkı söylemeye devam eden çocuklar (artık beş kişilerdi; River, Joaquin, Rain, Summer ve Liberty), annelerinin NBC’de sekreter olmasıyla televizyon dünyasına adım attılar. Çocuklarının ünlü olmasını bekleyen Phoenix çifti, bu sayede rahat bir yaşama kavuşacaklarını düşünüyorlardı. Çocuklar çeşitli reklam ve dizilerde oynamaya başladılar.

9 yaşında oyunculuğa başlayan River’ın asıl büyük çıkışı ise 1985 yapımı Stand By Me filmi ile birlikte oldu. Kardeşlerinden çok farklıydı. Çoğu kişi tarafından erken yaşta ölen ünlü oyuncu James Dean’a benzetiliyordu. Sevimliliği ve yeteneği ile bir anda insanların gözdesi haline gelmişti. Fakat erken yaşta gelen bu şöhret, geçmişte yaşadıkları, on dördün üzerinde ev değiştirmeleri ve ailesinin sorumlulukları River’a fazla geliyordu. Küçük yaşlarda sigara ve uyuşturucu kullanmaya başladı. Bunun yanı sıra farklı bir aileden geldiği için çevresine çok kolay uyum sağlayamıyordu. Ailesinin yaşam tarzı nedeniyle insanlara sürekli açıklama yapmak zorunda kalıyordu. 1991’de verdiği bir röportajda 11 yaşında ismini Scott olarak değiştirmeyi düşündüğünü söylemişti. Ayrıca vejetaryendi.

River, yaşı ilerledikçe oyunculukta yükselirken bir yandan da aklındaki diğer işlere odaklanmak istiyordu. 1987’de kardeşi Rain ve üç arkadaşı ile Aleka’s Attic isimli bir müzik grubu kurdu. Alternatif Rock tarzında müzik yapan grup, sahne almaya başladı ve turnelere çıktılar. Gitar da çalan River, şarkı yazmayı ve söylemeyi çok seviyordu. Müziği, hobi olarak gördüğünü söylese de arkadaşları onun bu bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi hakkında “Bazen uyumazdı ve tüm geceyi şarkı sözü yazıp gitar çalarak geçirirdi” diye açıklardı. Hem çeşitli yardım kuruluşları hem de kendi oynadığı filmler için şarkılar yazıp grubu ile seslendirdi. Grup, kısa sürede albüm hazırlıklarına başladı. Nitekim planları düşündükleri gibi ilerleyemeyecekti. İsmini “Never Odd Or Even” ya da “Zero” koymayı planladıkları albüm hiç yayınlanmadı ama günümüzde pek çok şarkıları internet üzerinden dinlenebilmekte.

Ayrıca River sıkı bir insan hakları savunucusu ve doğa aşığıydı. PETA’ da gönüllü olarak çalışıyor, aynı zamanda çeşitli vakıflara bağışlarda bulunuyordu. Yağmur ormanlarına karşı büyük bir tutkusu vardı ve yazdığı neredeyse her mektubu “Love and Peace – Aşk Ve Barış” diyerek bitiriyordu.

Yaptığı bir röportajda muhabirin:

Eğer şimdi sadece bir şansa sahip olsan ne yapmak isterdin?” sorusuna,

Bir aktivist olmak ve insanlara yardım etmek isterim. Aslında şimdi de bir şekilde bunu yapıyorum ama kastettiğim, sadece bunu yapmak isterdim. Gerçi bunun için artık çok geç” demiştir.

Bir başka röportajında ise,

 Ütopik dünyamda sanayileşme ya da çevre kirliliği öncesi tropik bir adada yaşıyor olurdum. Karlarla kaplı bir dağ yamacına doğru uçabiliyor ve sonra da eski bir kütükten kızak yapıp, suya dalabileceğim, yüzebileceğim ve bir grup arkadaşımla buluşabileceğim bir yere doğru dağdan aşağıya kayıyor olurdum… Peter Pan gibi uçabilseydim hayat daha güzel olurdu…”  diyerek doğaya hayranlığını dile getirmiştir.

Kimsen o olmalısın ve başlangıçta ne istediysen o ol; çünkü eğer içindeki bir şeyleri gömersen, seni tırmalayarak çıkmasına engel olamazsın”  – River Phoenix

River Phoenix’in karakteristik pek çok özelliği vardı. Yönetmen Joe Dante bir söyleşisinde River ile ilgili şunları söylemişti:

“Mizacında hep bir dışlanmışlık vardı. Bence bir şekilde öyle hissediyordu, çünkü ailesi ve ismi alışılmışın dışındaydı. Explorers’ın setinde onun için her şey özel olarak yapılırdı. Özel bir öğle yemeği vardı; ailesi deri ya da ona benzer şeyleri giymesine izin vermezdi. Her zaman çevresine karşı ailesini savunmak zorunda kalırdı. River ve bence tüm çocuklar, hızla büyümek istiyorlar. O da çocuk olma fikrini sevmeyenlerdendi.”

Yönetmen William Richert ise River ile ilgili anılarından ikisini şöyle anlatmıştı:

“Bir gün River ile o zamanki kız arkadaşı Sue’yu ziyarete gittik. Bu bir süprizdi; çünkü o gün Sue’un doğum günüydü. River başına bir torba geçirdi. Ortama gizlice girdi; sonra kendisini gösterdi ama kafasındaki torbayı çıkarmadı. Ta ki herkes ‘orada kafasında torba ile oturan çocuğu’ unutana kadar. Torbayı çıkarmadan önce üç-üç buçuk saat öyle kaldı”

“Eski eşim ve ben ayrıldığımızda onun 6 yaşında bir oğlu vardı. River, yılbaşı için ona ilk bisikletini vermişti çünkü çocuğun teselliye ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. O sırada eski eşim ve ben hayatlarımızla ne oluşturuyorduk? Bu 22 yaşındaki oğlan, böyle şeyleri düşünebiliyordu”

Sky Sworski ise River’ın karakteri ile ilgili,

River kesinlikle erken yaşta büyüyenlerdendi. Onunla 30 ya da 40 yaşındaymış gibi konuşabilirdiniz” demişti.

River; bir gün arkadaşı, yönetmen Gus Van Sant’a, dokuz yaşına kadar espri anlayışı olmadığını ve şimdi de sıradan esprileri sevmediğini söylemişti. Van Sant, bunun beklenmeyen bir şey olduğunu düşünmüştü ve bir röportajında River ile ilgili:

Bilirsin: Bir fil ve bir su aygırı bara giderler. Tanıtılan bir şey vardır ve vurucu bir son sahne. Ardından River ‘Evet, e sonra ne oldu?’ der gibi bakardı” demiştir.

Kendisine has davranışları içerisinde River, bazen utangaç bazen ise oldukça cüretkâr ama çoğu zaman neşeli gözüken, rahat bir insandı.

Oscar ödül töreninde bir sunucunun kendisine, “Bu gece en çok kiminle tanışmayı umuyorsun?” sorusuna, “Bunu hiç düşünmedim. Sadece en kısa sürede tuvaleti bulmak istiyorum” diyecek kadar kendi halinde ve cevapları çarptırılabilir sorular soran bir gazeteciye karşı da “Hey, senin sorularını çok sevdim. Sorulardan nefret ederim ama seninkilerden hoşlandım. Birlikte takılalım. Hadi birlikte enginar (gazetecinin sorusuna hitaben) yemeğe gidelim” diyecek kadar da rahattı. Bunun yanı sıra sürekli yaptığı başka bir şey de vardı: röportajlarda küçük, pembe yalanlar söylemek. Bunu yapmasının nedenini ise şöyle açıklıyordu:

“Bu ters psikoloji yapmak. Ben bir yalan uyduruyorum. Onlar gerçekleri yazıyorlar”

Bir keresinde de “Cevapların çok iyi” diyen muhabire yanıtı, “Yarın hepsi çok farklı olacak” şeklinde olmuştu.

  “Bu kariyer hakkında değil. Bu, bir şeye inanmak ve başarmak hakkında; önemseyip, empati kurmak hakkında. En iyiyi yaratmak, en doğru ve gerçek hayatı istemek hakkında” – River Phoenix

River’ın zamanla başarısı artmaya devam etti. 1989 yılında Running On Empty filmi ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday oldu. Hala bu kategoriye aday olan en genç 6. kişi.

O yıllar aşk hayatı iyi giden River, ilk aşkı oyuncu Martha Plimpton ile üç yıl birlikte oldu. İkili ayrıldıktan sonra River, Sue Solgot ile iki yıl çıktı ve Sue ile ayrıldıktan sonra vefatına kadar olan sürede oyuncu Samantha Mathis ile birlikte oldu. İlişkiler konusunda bir röportajında; doğal kızlardan hoşlandığını çünkü kendisinin öyle olduğunu, pahalı zevkleri olan kadınların kendisine çekici gelmediğini söylemişti. “Bu konuda hep çok şanslıydım. Karşıma çok iyi kadınlar çıktı” demiştir.

River Phoenix’in hayatı boyunca güvendiği, belirli arkadaşları vardı. Özellikle en yakın arkadaşı, Türkiye’de daha çok Matrix serisi ile tanınan Keanu Reeves’ti.

River ve Keanu bir söyleşide “En iyi arkadaşı tanımlayın” diyen gazeteciye şu cevapları vermişlerdi:

“Tüm sırlarımı anlatabildiğim. Birlikte eğlenebildiğim. Sevdiğim ve önemsediğim kişi. Keanu benim en iyi arkadaşım”

“Seni her zaman sevdim, River. Benim en iyi arkadaşımsın ve bundan fazlasına gerek yok”

“Bu çok tatlıydı Keany”

River ayrıca Red Hot Chili Peppers üyeleri (özellikle grubun basçısı Flea ile) ve R.E.M grubu ile de yakın arkadaştı. Setlerden arta kalan zamanlarının çoğunu ise kardeşleri ve sevgilisi ile geçiriyordu.

  “Bir araba kazasında ölmek istemiyorum. Ben öldüğümde bu muhteşem bir gün olacak. Muhtemelen bir çağlayan gibi” – River Phoenix

River Phoenix, 1993 yılında Dark Blood filminin çekimleri için Beverly Hills’teydi. Ünlülerin pek gitmediği bir otelde kalıyordu. Film için uzun, sarı saçlarını kısacık kestirip siyaha boyatmıştı. Dikkatli bakmayan gözler kendisini tanıyamayabilirdi. Filmin çekimleri neredeyse yarılansa da aslında River bu filmde oynamayı pek istemiyordu; ama ailesinin paraya ihtiyacı vardı ve son zamanlarda babası ile arası kötü olsa da onlara sırtını dönemezdi. Son telefon konuşmalarında babasına:

Çekimler biter bitmez sizi görmek için geleceğim baba” demişti.

30 Ekim akşamı: River, kardeşleri Joaquin, Rain ve River’ın sevgilisi Samantha ile kendi otel odasında küçük bir parti veriyordu. River, joint ve biraz da kokain almıştı. Bir süre sonra iki arkadaşları da kendilerine katılınca grup, otelden çıkmaya karar verdi. River’ın yakın arkadaşları olan Red Hot Chili Peppers grubu, Johnny Depp’in sahibi olduğu The Viper Room isimli gece kulübünde çalacaktı.

Sanıldığının aksine River ve Johnny yakın arkadaş değillerdi ama birbirlerini tanıyorlardı ve pek çok ortak arkadaşları vardı. Kulüpte, Johnny Depp’in arkadaşları için her zaman VIP kısmında özel localar boş tutuluyordu ve River’da bu localarda eğlenenlerden birisiydi. İçeri giren çıkan rahat kontrol edilebildiği için pek çok ünlü ve zengin kesimden insan rahatça The Viper Room’da eğlenebiliyordu.

Red Hot Chili Peppers ile sahneye çıkacağını düşünen River, odadan çıkmadan önce gitarını da yanına almıştı. Ekip, gece on iki gibi kulübe geldi. İlk olarak grubun basçısı Flea ile konuşan River, o gece arkadaşları ile sahne alamayacağını öğrendi (Bazı söylentilere göre, Flea, River’ı sahneye davet etmişti ama birkaç Hollywood ünlüsü rahatsız olduklarını belirtir bir şekilde davranmışlardı. River da bu duruma bozulmuştu). Bunun üzerine River, kardeşleri ve sevgilisinin yanına dönmeden önce uyuşturucu almaya karar verdi.

Amerika’da o yıllarda uyuşturucu tüketimi had safhadaydı. İnsanlar her yerde elden ele bu işin ticaretini yapıyor ya da birbirlerine rüşvet olarak beyaz tozlardan veriyorlardı. O gece de Viper Room’da uyuşturucu bulmak hiç de zor değildi. River, erkekler tuvaletinin olduğu yerde daha önce birkaç kez uyuşturucu aldığı arkadaşını gördü. Adam ona birkaç maddenin karışımı gibi duran bir toz verdi. River, tozu burnuyla ciğerlerine çekti.

Kısa bir süre sonra kendisini kötü hissetmeye başlayan River, kusmaya başladı. Adamın kendisine ne verdiğini bilmiyordu. Bir türlü rahatlayamayınca kardeşlerinin yanına gitmeye karar verdi. Zar zor tuvaletten çıkıp, arkadaşlarının olduğu locaya geldi. Oturduğu halde iyi değildi; tekrar kusup titremeye başladı ve birisi panik atak geçirdiğini düşünüp ona antidepresan verdi.

Adamın kullanması için verdiği madde eroindi ve oldukça saftı. Daha fazla içeride duramayacağını anlayan River, klubün dışına çıkmak için ayaklandı.

“Sadeliğin içinde gerçek vardır” – River Phoenix

O gece Viper Room’a gelenler arasında River’dan 4 yaş küçük olan bir hayranı da vardı. Oğlan, River’ı barda görünce heyecanlanmıştı ve Phoenix ile konuşmak için seslenmeyi düşündü ama River pekiyi gözükmüyordu. Yıllar sonra River’ı o gece bardan çıkarken gören oğlan şunları söylemişti:

“18 yaşımdayken, River Phoenix benim ulaşılmaz kahramanımdı. Tüm o harika performansları düşünüyorum da… Her zaman onunla tanışmak istedim. Bir gece, Cadılar Bayramı partisindeydim ve yanımdan geçti. Çok solgun ve beyaz gözüküyordu. Ben ‘Merhaba’ deme fırsatı bulamadan, The Viper Room’dan çıktı”

Bu açıklamayı yapan Leonardo Dicaprio’dan başkası değildi.

Bu durumun asıl ilginç yanı ise; ikilinin kaderi hiç tanışamasalar da aslında çok daha derin bir yerde kesişiyordu. Leonardo’nun başrolünü oynadığı iki filmde aslında roller River’a verilecekti. Hatta eğer yaşasaydı Titanic’te de River’ı izleyecektik. ‘Bu durumda Leonardo Dicaprio’nun kariyeri şu anda nasıl bir yerde olurdu?’ Bu hep tartışılan bir konu olarak kaldı.

River’ın, klüpten çıkmadan önce sahnede olan Johnny Depp ve Flea’ya dönüp “Dostum. Ölüyorum!” dediği söylenir.

Samantha, Joaquin ve Rain dışarı çıktıklarında River çok daha kötü olur. Yere yığılıp titremeye başlar. Yardımlarına gelen bir gazeteciye River sessizce “Paparazzi istemiyorum. Ölümüm anonim olsun” der. O sırada iyice panikleyen Joaquin, hızla 911’i arar. Bu sırada caddeden geçen bazı insanlar, farklı görünen River’ı tanıyamazlar ve yerdeki yüzüne bakıp bunu “İğrenç” olarak yorumlarlar.

Türkiye’de en çok Gladyatör filmindeki “Commodus” rolü ile bilinen Joaquin Phoenix, acil servisi aradığında telaş içerisindedir. Adresi soran görevliye ilk başta yeri izah edemez ve bağırmaya başlar. Kardeşi için hemen bir ambulans gelmesini ister. Sakin olup telefonu başka birisine vermesini isteyen görevliye,

Hayır, etrafta kimse yok. Ben iyiyim. Valium aldı ya da onun gibi bir şey, bilmiyorum” der.

Görevli, abisinin kiminle olduğunu sorduğunda Joaquin, “Kız kardeşim ve birkaç insan ile birlikte. Kardeşim ona suni teneffüs yapıyor” diye telaşla konuşur. Görevli bu yaptıklarının doğru olmadığını ve durmaları gerektiğini söyler. O sırada River’ın titremeleri bitmiştir. Görevli, abisinin nasıl olduğunu sorduğunda Joaquin korkuyla, uyuyor gibi olduğunu söyler.

“Bu normal mi?”

Görevli bunun normal olduğunu, bazen böyle tepkiler verilebildiğini anlatır ve en kısa sürede ambulansın geleceğini haber verir.

O sırada klüpte yaşananlar duyulmuştur. Flea ve diğerleri hızlıca dışarı çıkarlar. Joaquin, River’ın yanına gidip ona sarılır. Her şeyin yoluna gireceğini, ambulansın geliyor olduğunu söyler. Samantha, yıllar sonra bu anı “Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi” yaşadıklarını söyleyecektir.

Tüm bu karmaşa arasında ambulans da geç kalmıştır ve River Phoenix, eroini aldıktan yaklaşık yarım saat sonra, kardeşinin kollarında ‘uyuyormuş gibi’ hayata veda eder.

Bir nesil, duvarlarına posterlerini astığı, her filmini merakla takip ettiği ve çoğunun aşık olduğu oyuncuyu; film sektörü “son yılların en büyük yeteneği” diye adlandırdığı aktörünü; müzik sektörü melek gibi bir sesi ve güçlü bir müzik dehasını; pek çok insan arkadaşlarını, ağabeylerini, oğullarını ve sevgilisini böyle kaybetti. Sağlıklı bir yaşam istese de kurtulamadığı uyuşturucu bağımlılığı, daha yapacak pek çok işi olan bir insanı hayattan böyle kopardı.

Bu gibi iç acıtıcı durumlarda aklıma gelen tek şey kelebek etkisi oluyor. Ya River istemediği, Dark Blood filminde oynamasaydı? Ya o gece otel odasında hiç uyuşturucu almasaydı? Ya da The Viper Room’a gitmekten vazgeçselerdi? Gitseler bile Flea, River’a “Bu gece bizimle çalabilirsin” deseydi ve herkes kabul etseydi? Ya da Leonardo, River ile o uyuşturucu almadan önce karşılaşsaydı? River, uyuşturucu aldığı adamı hiç görmeseydi? Ambulans daha çabuk gelseydi ya da birileri araba bulup River’ı hastaneye yetiştirebilseydi? … O zaman bir filmlik ya da en azından bir şarkılık daha zamanı olur muydu?

Belki de olması gereken tek şey buydu. Çocuk yıldızların son hallerine baktığımızda, hepsinin ifadelerine yerleşmiş bir şey oluyor. Açıklanamayan ama hissedilebilen bir şey. Hayat bir şekilde onlardaki masumiyeti ve mutluluğu götürüyor. Çoğu zaman, yaşlandıkça oldukları kişiyi kurtaramıyorlar ve bizler onlara baktıkça her geçen zaman gözlerini daha buğulu görüyoruz. River ise hep 23 olarak kalacak.

RİVER’DAN SONRA

River Phoenix’in cenazesi önce ailenin Florida’daki evine getirildi. Önlem alınmasına rağmen içeri bir şekilde sızan bir paparazzi tarafından tek bir kare fotoğraflandı. Fotoğrafa baktığınızda River Phoenix; solgun yüzü ve kısa siyah saçları, üzerinde siyah Atteka’s Attic tişörtü ve boynuna takılan birkaç kolye ile tabuta konulduğunda tanındığı halinden çok farklıydı. Ailesi bir gün sonra bedenini yaktırdı ve külleri evlerinin üzerinden rüzgâra bırakıldı.

Aleka’s Attic grubu River’ın ölümüyle dağıldı. Kardeşi Rain, birkaç yıl sonra albümü son haline getirip piyasaya sürmeyi düşündüyse de grup üyeleri ve aile içi olaylar sebebiyle bu isteği yerine gelmedi. Onun yerine yıllar sonra şarkıların haklarını R.E.M grubunun vokalisti ve River’ın yakın arkadaşı Michael Stipe aldı ve kaydedilen müzikler sanal ortamda yayınlandı. Rain daha sonra başka bir müzik grubu kurdu ve kardeşinin her zaman kendisi ile birlikte olduğunu hissettiğini belirtti. Bugün hala River’ı en çok özleyip sürekli dile getirenlerden biri Rain.

River öldüğünde yarım kalan filmi Dark Blood, ilk başta yayınlanmadı. Uzun bir süre sonra Joaquin’in River’ı filmde seslendirmesiyle; Dark Blood, 2012’de vizyona girdi.

River’ın oynaması beklenen 3 film vardı. Bu rolleri Leonardo Dicaprio ve Christian Slater aldı.

Ailesi, kendisi adına “River Phoenix Center For Peacebuilding” vakfını kurdu.

Kardeşi Joaquin ailedeki en ünlü oyuncu oldu. Rain şarkı söylemeye devam etti. Summer, Ben Afleck’in kardeşi, oyuncu Casey Afleck ile evlendi ve Liberty de oyunculuk yapmaya devam etti.

River’ın sevgilisi Samantha Mathis, hem basın baskısı hem de ailevi nedenler yüzünden bir süre ülkeyi terk etti. Geri döndüğünde birkaç yapımda rol aldı.

Flea, o gece River ile ambulansın içinde bulunanlardan birisiydi ve bu olayın kendisini psikolojik olarak çok etkilediğini söyledi. Grubu ile River için şarkılar yazdılar.

Johnny Depp, olaydan sonra bir hafta kadar The Viper Room’u kapattı. Hayranlar, kulübün kapısının önüne River’ı anmak için mektup, çiçek ve mum bıraktılar. Johnny Depp, gece kulübünü tekrar açtıktan sonra Viper Room’un hisselerinin elinden çıktığı 2004 yılına kadar, barı her yıl 31 Ekim’de kapattı. Bugün hala “Huzur İçinde Uyu River Phoenix” yazısı The Viper Room’un duvarlarında durmaktadır.

Keanu Revees, en iyi arkadaşının ölümünün ardından şunları söyledi: “Söyleyebileceğim tek şey, hayatımda daha önce hiç böyle hissetmedim. Çok üzgünüm. Bu üzgünden de öte bir şey. Ne olduğunu bilmiyorum. Sadece saatlerce hıçkırarak ağlıyorsun… Onu her gün özlüyorum

River’ın uyuşturucu problemleri hakkında ise, “River’a olanlar için Hollywood’u suçlayamazsınız. Çocuklar, Dünya’nın her yerinde uyuşturucu kullanıyor. Bu onun kişisel problemiydi –Bunları asla basınla konuşmayacağım- River’ın karakterinde kendisini imha eden bir taraf vardı. Ünlü olmadan önce yaşadıkları için üzgün ve sinirliydi. O sadece bununla her zaman başa çıkamadı” dedi.

“River Phoenix gelmiş geçmiş en iyi insandı”- James Franco

River’ın büyük bir hayranı olan James Franco, 2012 yılında “My Own Privite Idaho” filminin kamera arkası ve silinen görüntülerinden “My Own Privite River” isimli bir belgesel yayınladı. Aslında 12 saat olarak hazırlanan dökümasyon, River’ın ailesinin bu durumdan hoşnut olmamasıyla yaklaşık 2 saate indirildi. Ayrıca James, yazdığı bir kitapta River için birkaç şiir kaleme aldı.

Jared Leto, 2014 yılında İndependent Spirit Awards’ da ki teşekkür konuşmasında “The one and only(Tek ve biricik) River Phoenix” demiştir.

Nirvana grubu, River öldükten yaklaşık iki ay sonra verdikleri konserde Kurt Cobain’in Phoenix’i anmasının ardından onun için şarkı söylemişlerdir.

“River Phoenix’e çok aşıktım. Hiç tanışmadık ama onunla evlenmek istiyordum. Eğer bir asansörde tıkılı kalsaydık, yapmak istediğim tek şey onu kendime aşık etmek olurdu” – Alicia Silverstone

 “Bence o en iyisiydi. Öyleydi. Genç çocukların içerisinde en iyisi. Bunu sadece şimdi söylemiyorum. Bunu o ölmeden önce de söyledim. Onda anlayamadığım bir şeyler vardı” – Brad Pitt

 “Hayatımda bir daha hiç sıradan(aynı) hissetmedim. Bilirsin, birlikte oynadığımız Explorers’ı izlediğimde ağlamama engel olamıyorum” – Ethan Hawke

 “Stand By Me gösterime girdiğinde büyük bir hit olmuştu. O yaz, filmin müziği her yerdeydi. Bundan kaçamıyordum. Bir gün River beni aradı ve bekaretini kaybettiğini söyledi (mesleki açıdan) ve bu benim için kabus gibi bir şeydi.  

 Öldüğünde boşluktaymış gibi hissettim. O giden tarafım hiç geri gelmedi. Bu küçük bir şey ama kayıptı ve öğrendim ki hayatta akranlarınla rekabet etmek sadece vakit kaybı – Onu gerçekten çok özledim” – Ethan Hawke

  River adına 20’den fazla şarkı yapıldı. Bunların içerisinde belki de en manidarı, Belinda Carlise’nin California şarkısında geçen şu sözler:

“When I heard that River Phoenix was gone. They say that ‘Only the good die young’”

“River Phoenix’in öldüğünü duyduğumda; onlar, sadece iyilerin gençken öldüğünü söylediler”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın