“Bir yerdeki haksızlık, adalet için her yerdeki tehlikedir.”

martin Luther King

Yönetmenliğini, Mustang filmi ile hatırlayacağımız Deniz Gamze Ergüven’in yaptığı Kings, açılışını 2017’de Toronto Film Festivali’nde yapmıştı. Mustang ile Türkiye’den Oscar aday adayı olmak isteyen Deniz, maalesef isteğine hem bakanlıktan hem de seyirciden karşılık bulamadı. Mustang, ilginç bir şekilde ülke seyircisi tarafından resmen dışlandı. Böyle bir film olmaz, gerçekçi değil nidalarıyla ötelendi. Yönetmen de Fransa’dan aday adayı oldu ve film, hem Altın Küre’ye hem BAFTA’ya hem de Akademi Ödüllüri’ne aday oldu. Böylelikle Türkiye, devasa bir fırsatı kaçırırken Deniz, dolaylı olarak Akademi Ödülleri’ndeki ilk Türk filminin sahibi oldu.

Aslında yönetmen, 2011’de senaryosunu tamamladığı Kings ile yönetmenlik kariyerine başlamak istiyordu ama finansal olarak destek bulamadığından düşük bütçeli Mustang’e yöneldi. Sonrası zaten malum, kendini bütün dünyaya tanıtmayı başardı. Ardından Daniel Craig ve Halle Berry gibi güçlü isimlerle film yapma şansına erişti. Bu satırları okursa: Kendisini yürekten tebrik ediyorum.

Filmekimi 2018 kapsamında ülkemizde gösterilen Kings’in konusuna değinecek olursak: Film, 1991 yılındaki Rodney King davasının şehir içindeki yansımalarını anlatıyor. Rodney, 4 polis tarafından sebepsizce öldürülesiye dövülmüş fakat davayı, avukatların inanılmaz çılgınca sunumları yüzünden kaybetmişti. Avukatlar, Rodney’nin yerdeyken polislerin jopuna kafa attığını iddia edecek kadar manyak; yargıç bunu onaylayacak kadar art niyetliydi. Polislerin aklanmasıyla beraber Los Angeles’da bütün siyahiler sokağa dökülmüş, 3 gün süren ve insanların öldüğü olaylar yaşanmıştı.

Halle Berry, kıt kanaat geçinmesine rağmen sokakta suça karışmamaları için sokaktaki çocukları evine toplayan deli bir kadını canlandırıyor. Tanımadığı fakat korunmaya ihtiyacı olduğunu düşündüğü siyahi gençleri, kapasitesi yettiği sürece evine alıyor. Bu gençler de sanki gerçekten kardeş gibi birbirleriyle iyi anlaşıyorlar. Ayrımcılık, siyahileri birbirine öylesine yakınlaştırmış ki hiç tanışmasalar da bir hareket etmeyi başarıyorlar.

Son yılların popüler fikri: Kendi yolunu çizmek istemeyen siyahi karakteri. Millie, çocuklara ne kadar yardım etse de siyahi gençlerin tek amacı yakmak ve yıkmak. Millie onlara bir çatı vermesine rağmen, eğitime odaklanma şansları varken bile tek istekleri öc almak. Birilerine zarar verip; yıkılmadıklarını, ayakta olduklarını göstermek istiyorlar. Bu psikoloji günümüzde hala devam ediyor ve birçok film ile dizinin genel konusu olmuş durumda. Okuma şansı varken, inatla gangster olan siyahi gençler. Fakat yıl 1991, keskin bir dönem. Kings, bu akımı bir şekilde kırıyor. Portakal suyu çalmakla suçlanan siyahi bir kız market sahibi tarafından silahla vuruluyor ve bu kadın da öyle ya da böyle aklanıyor. Bunun verdiği kızgınlık ve nefret polislerin aklanması ile tavan yapıyor ve sokaklar karışıyor. Okumaya, kendini geliştirmeye çalışan Jesse bile, maalesef duruma ayak uydurarak asla yapmayacağı şeyler yapmak zorunda kalıyor. Jesse bile, hayatın onu sürüklediği noktadaki rolüne uyuyor.

Film Toronto’da ilk defa gösterildiğinde sinema sitelerinden biri film için: Ne gereği var demişti. İzleyene kadar ne demek istediklerini anlamamıştım. Artık biliyorum. Amerikalı olmayan bir kadının gelip siyahilerin isyanını anlatması “ne gerek var” olmuş. Bunu, O.J. Simpson’ın filmi, dizisi, belgeselinin aynı anda çıktığı senede söylediler. Komik. Halbuki film, siyahi temasını hiç dramatize etmeden tüm gerçekliği ile veriyor. Sokakların durumunu, gençlerin zihinlerini ve siyah-beyaz çatışmasını.

2018’de izlediğim en iyi filmlerden biri olan Kings, beni, gerçekliği tüm çarpıcılığı ile vermesiyle etkiledi. İşi hiç dramatize etmeyen, sokak düsturunu birebir aktaran bir film olmuş. Onları korumaya çalışan anneleri olmamasına rağmen annelik yapan bir kadının bile fikri sabit insanları değiştiremeyeceğini, okuyan insanın “erkeklik” yapan erkek karşısında her daim kaybedeceğini, herkesin bir sabrının olduğunu ve aslında birbirlerini tanısalar siyah-beyaz çatışması diye bir şeyin olmayacağını, bunu, sadece otoritenin yarattığını en keskin şekilde gösteriyor film.

Kings; güçlü temposunu gerçek kesitlerden oluşan kurgusal yaklaşımı ile destekleyen başarılı bir film. Oyunculukların da üst düzey olduğu film, aksiyon namına da dopdolu. Dramadan uzak çarpıcı senaryosu, filmin en sevdiğim yanı oldu. Sokağın kaynamasını ve 100 dereceye ulaşmasını harika bir şekilde seyirciye geçiren film, sonrasında olanlarla tam bir cümbüş, tam bir kargaşa. 2018’in en iyilerine yazdığım Kings için Deniz Gamze Ergüven’i tekrar tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

1 YORUM

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın