Beni hayrete düşüren ve izlemeye başladığım andan itibaren gözlerimi fal taşı gibi açan, dikkatimi başka hiçbir şeye vermememi sağlayan, konusundan ziyade konuyu işleyiş biçimi, haraketliliği, kullandığı renkleri, müzikleri, ilk defa bir animasyonda bu denli direkt işlenen şiddet ve pornografi ögeleriyle Devilman: Crybaby yukarıda da yazdığım gibi beni 10 bölümü boyunca hayretlerden hayretlere düşmeme sebebiyet verdi.

Netflix tarafından yayınlanan ve yayınlandığı günden itibaren hakkında konuşulmaya ve üzerine yazılar yazılmaya başlanan Devilman: Crybaby’i izlemeye başladığımda neyle karşılaşacağımı aşağı yukarı bilmeme rağmen böylesine cüretkar, pervasız, haddini aşar tavırlı olabileceği; saldırganlığı, şiddeti, pornografiyi en uç halleriyle gözlerimizin önüne böylesine serebileceği ve tüm bunları yaparken asla geri adım atmayan, özür dilemeyen bir anime ile karşı karşıya kalacağım hiç aklıma gelmezdi!

Devilman: Crybaby bir şeytan işi…

Bu animeyi bir milat olarak kabul etme sebebimin ilk sırasında bu durmakta. En baştan itibaren bunu gizlemeyen, her biri 23-25 dakika arası süren anime ilk dakikalarından itibaren şeytanın hizmetinde olacağını gayet net bir biçimde ortaya koyuyor. Mağara resimlerinden, çizgilerden, çizgi film dünyasından ve anlatım özelliklerinden ortaya çıkıp, teknolojinin hayatımızın tüm safhalarında yer tutmasıyla kendini geliştiren animenin böyle bir anlatımla buralara geleceği kimin aklına gelebilirdi? Fakat oldu. Devilman yaratıldı. Milat olarak tanımlayabileceğimiz birçok özelliğiyle birlikte.

Devilman: Crybaby, Akira isimli liseye giden bir atletin şeytana dönüşme hikayesi. Akira ailesinden ayrı yaşayan, atletizmle uğraşan son derece silik bir karakterdir. Çocukluktan tanıdığı Ryo isimli bir arkadaşı vardır fakat uzun yıllardır görüşmüyorlardır. Ryo bir gün çıkıp gelir ve olaylar bu ikili arasında dönmeye başlar. Akira, Ryo ile gittiği bir kulüpte öyle bir değişim yaşar ki, bir daha eski silik haline asla dönemez. İçeride kaos vardır. Kulübe eğlenmeye gelen tüm insanlar bir müddet sonra Tanrı’ya baş kaldırıp iblise dönüşürler. Uzuvları parçalanarak, kan revan içinde ve ağır bir pornografi eşliğinde… Şiddetin ve pornografinin tüm ayrıntılarını kameraya almak isterken neredeyse bilinçsizce hareket eden Ryo’nun etrafını iblisler sarar. Onu kurtarmak isteyen Akira öne atılır ve ekran kısa bir anlığına kararır. Geri dönüldüğünde Tanrı’ya ayaklanmadaki davada başı çeken en büyük iblis Amon ile Akira tek bir vücutta birleşmişlerdir.

Devilman: Crybaby bir şiddet seremonisi…

Anime şiddetin ta kendisi olan insanı ele alırken konuyu en yüksek perdeden müzik, kan ve avazı çıktığı kadar bağırma üzerinden anlatmakta hiçbir sakınca görmüyor. Niye görsün ki? Şiddet var. Kınasak da, görmezden gelsek de şiddeti bizler üretiyor, boyutlarına bizler karar veriyoruz, öyle değil mi? Ryo bir noktada; “İblisin ta kendisi bizleriz. Buna bir itirazın mı var?” diye sorarak açıktan tehdit savuruyor mesela. O sırada iblisler etrafta cirit atıyor ve kan gövdeyi götürüyor fakat kimin umurunda!  

Animasyon türünde şiddetin bu kadar direkt, parçalayıcı, yok edici, aslında kelimenin tam anlamıyla öldüresiye kullanıldığı Devilman: Crybaby, -şeytanın iyi olana ve iyiliklere inat şeytanlığını sürdürmesi gibi- her yeni bölümde şiddet dozajını en yüksek seviyeye taşıyor büyük bir zevkle ve gitgide yükseltip tepe noktasına ulaştırıyor.

Daha da kötüsü bir animasyon için bu kadar şiddet çok fazla diye düşündüğünüz noktada ona kendinizi kaptırmış bir halde buluyorsunuz kendinizi. Karşı olduğunuz şeyin yaratıcısı oluyorsunuz. Hatta bizzat yaratıcısı sizsiniz diyor Devilman (Akira) buna dirense de. “Ben şiddet uygulamayacağım, öldürmeyeceğim,” diyor mesela ama nafile. Şiddetin etkisi onu bile (şeytanı yani) ele geçirecek nitelikte. Tüm o insani ve güzel duygulardan daha dominant olan şiddet her yerden galip çıkmayı başarabiliyor bu yüzden.

Devilman: Crybaby bir pornografi gerçeği…

İlk bölümün onuncu dakikasından itibaren ben ne seyrediyorum noktasına geldiğinizde, yani pornografinin aklınıza gelebilecek tüm çeşitliliğine şahit olmaya başlıyorsunuz. İblise dönüşmeden önceki silik Akira’mızın gözlerinin büyümesi gibi bizim de gözlerimiz büyüyor elbet gördüğümüz manzara karşısında. Pornografi şiddetle paralel bir şekilde gözlerimizin önüne seriliyor. Her ikisinin de kaynağının tahrik olduğunu düşünürsek bu bir tesadüf değil. Üstelik her ikisinde de var olagelen ağır tahrik unsurlarının tamamı, hatta bilmediklerimize bile, bu anime ile şahit olmaktayız.

Pornografi en basit haliyle tahriktir. Devilman: Crybaby iyi olanı bozarak, parçalayarak ve yok ederek; insanı iblise çevirerek bizleri gündelik sıradan yaşantılarımızın içinde sarsmak, (tahrik etmek) uyandırmak isteği içerisinde. Bu amaca yönelik olarak tahrik etmenin en direkt ve çıplak hali olan pornografiyi de fazlasıyla kullanıyor elbet.  

Okulunda silik bir genç olan Akira tüm tahrik unsurlarıyla iblise dönüştükten sonra atletizmde hızının kat ve kat üstüne çıkarak, normalde yediğinin kat ve kat üstünde yiyerek, cinsel istekleri hiç olmadığı kadar faaliyete geçerek bambaşka bir varlığa dönüştüğünde bile yanında yaşadığı ailenin kızına olan aşkı sürmekte, o söz konusu olduğunda iblis olma özelliklerinin her biri geri plana düşmektedir. Aynen şiddet de olduğu gibi pornografinin de duygularla bir ilgisi yoktur ve Akira inatla, ısrar ederek duygularını iblis olmasına rağmen korumakta, insan olmanın kadim erdemlerinden uzaklaşmamaya çalışmaktadır.

Kaoslara Direnmek

Devilman: Crybaby manipüle eden kaoslara karşı yapısı ve kaos yaratmadan gerçekleşmeyecek olan (sevgi, aşk, adalet, eşitlik, insan olma, insan kalabilme) şartların biliciyle kendi anlatım dilini herkese ve her şeye rağmen oluşturan sıra dışı, özgün, alabildiğine özgür bir anime. Hemen hemen her sahnede altını çizerek yaptığı dini ve edebi göndermelerinin katmanları düşündüğümüzden daha derinde bir yerlere gitmekte.

Konunun tamamını ortaya koyma ve anlatma işini son iki bölüme bırakmış olsa da Devilman şimdiye kadar yapılmış anime türleri içerisinde bir milat. İnsanı ve zaaflarını bu derece uç noktalardan ele alıp işleme cesaretini göstermiş  olması silkelenmemize, inançlarımızı tekrar gözden geçirmemize sebebiyet vermekte.

Go Nagai’nin ilk olarak 1972’de çizdiği manga, 1987’de anime olarak uyarlandı. Masaaki Yuasa’nın Devilman: Crybaby anime uyarlaması ise bu haliyle anime dünyası içinde bir patlama yarattı.

Japonya’da üst sanatlardan biri olarak kabul gören mangalar ve onların uyarlaması olan animeler bir yaşam felsefesi. Günümüzde artık ilerleyen teknoloji ile sanat dalları içerisinde es geçemeyeceğimiz bir tür kategorisi olan animasyonlara, manga kültürüne ve anime uyarlamalarına kayıtsız kalmamanız dileğiyle. İçimizdeki iblisler kayıtsız kalamayacağımızı ara ara bize hatırlatacaklar zaten.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın