Richard Greenberg ve Drake Doremus’ın hikayesini kaleme aldığı, Drake Doremus yönetmenliğindeki Zoe, gerek ilginç konusu gerekse oyuncu kadrosu sebebiyle haftanın merak ettiğim filmleri arasında yer alıyordu. Yönetmen Drake Doremus, daha önce Like Crazy (2011) filmi ile bağımsız film festivallerinin direği olan Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü kazanmıştı. Kendisine has konularıyla dikkat çeken sanatçı, Zoe filmi ile de “sentetik insanlar” olarak adlandırılan yeni nesil bir teknolojik buluşun insanlık ile olan bağlantısını irdeleyerek ortaya farklı bir tür çıkarmaya çalışıyor. Filmin başrollerinde ise Fransız sinemasının yükselen oyuncularından Léa Seydoux (Zoe) ve kült haline gelmiş olan Trainspotting’ten hatırladığımız Ewan McGregor (Cole) yer alıyor. Başlangıçta Ewan McGregor yerine Léa Seydoux ile Charlie Hunnam birlikte çalışıyordu fakat zaman çatışmaları sebebiyle Charlie Hunnam diskalifiye edilerek yerine Ewan McGregor getirildi.

Film içerisinde sentetik insanlar, bir mutfak robotu edasından çıkartılarak insanların hayatlarına yalnızlıklarını giderebilmek amacıyla dahil ediliyor. Bu sentetikler, beraber uyuyabileceğiniz, sizi anlayan, sizi asla terk etmeyecek ve aldatmayacak bir konsepte göre dizayn ediliyor. Bunu bir yemek tarifi olarak düşündüğümüzde iyi bir ilişki için gerekli olan tüm karakteristik özellikler yapı içerisinde kaynaştırılıyor. Tahmin edileceği üzere sentetiklerden bazıları, daha farklı bir biçimde evrimleşerek daha insansı özelliklere erişiyorlar. Buna ilk örnek olarak ilk kez tasarlanan Zoe oluyor. Onu tasarlayan bilim insanı Cole ile arasındaki sözde “duygusal” ilişkilerinin başlangıç evresini izliyoruz.

Son yıllarda filmlerde sık sık izlediğimiz insan ve insanların geliştirdiği robotlar arasındaki ilişkinin nasıl olabileceği, hangi boyuta ulaşabileceği gibi konular temel noktasında insanların bu konudaki korkularını, endişelerini, meraklarını inceliyor. Mümkün olabilecek tüm ihtimaller kurgu çerçevesinde hesaplanarak gerçekleştiği takdirde vereceğimiz tepkiler de gözler önüne seriliyor. Bunlar tabii ki tahmin olarak baz alınıyor ama sanki insanlar böyle filmler, böyle kitaplar vs. benzer eserlerle alıştırılıp onların üzerinden önden ölçüm yapılıyor gibi. Özellikle Black Mirror ile birlikte teknolojinin başımıza getirebileceği birçok felaketin yansımalarını izledik. Ardından Ex Machina, bir robotun bir insanı kandırabileceği ihtimali üzerine ilginç bir varsayımda bulundu. Benzer türde filmler bu şekilde ihtimalleri hesaplayarak ortaya oldukça dikkate değer fikirler çıkartıyor. Zoe ise eleştirel kısımda eksiye düşerek, yalnızca aşk hikayesine odaklanıyor. Odaklandığı kısımda da ne yazık ki sektelere uğruyor.

Zoe, kendi türü içerisindekilere kıyasla çok büyük bir yenilik vaat etmese de, bazı detaylarıyla akılda kalıcı bir yer edinebilirmiş, ancak bunu engelleyen abartılmış melankolisi ve ajitasyonuyla, özellikle de bağlantılı bir biçimde mantığa oturmayan epey kötü olduğunu düşündüğüm finaliyle hayal kırıklığı yaşattı. Zoe’nin en büyük mantık hatası, filmde sentetiklerin nasıl bir konuma yerleştirildiği. Onlardan sadece insanların yalnızlıklarını gideren bir robot olmaları mı, yoksa insana çok yakın bir türe evrilerek gerçekçiliği –fiziksel imajın ötesinde- yakalamaları mı, bu kısımda bir türlü mantık oturtulamıyor. İlk Zoe’nin beklenilenden fazla insancıl davranışlarda bulunması, Cole tarafından kimi zaman garipsenirken kimi zaman ise çok normal karşılanıyor. Bu bağlamda, finalde gerçekleşen ağlama eylemi, kendisine 5 beden büyük bir kıyafet alıp onu giymeye çalışan bir insanı andırıyor. Ağlama, o kadar mantıksız ve bayağı duruyor ki, aslında başından beri içi boş olan bir aşk hikayesi izlediğimizi fark ediyoruz. Zaten her noktada kendisini belli eden ve aslında çok da gerekli olmayan melankolik anlatımı finaliyle birleşiyor ve elimizde garip bir salt aşk hikayesi kalıyor.

Zoe’nin sentetik olması, başlangıçta gizemini korur gibi görünüyordu ancak bu tahmin edilebilir bir gerçekti. Tabii ki bir gerçek önceden tahmin edilebilir görünebilir, ama bu durumu bir twist veriyormuşçasına izleyiciye aktarmaya çalışmak, uygun bir biçimde gizemli bir atmosfer kurmak filmi zedeleyen unsurlar arasında yer alıyor.

İnsanların yalnızlıklarına destek amacıyla ek olarak geliştirilen hap detayı ise başlı başına güzel bir fikir ancak o da temel anlamda film içerisinde belirsiz bir konumda. Hapın yan etkileri, getirdiği hissizlik vs. ucundan değinilerek anlatılıyor. Öte yandan bunun film için oldukça önemli olduğunu hissediyorsunuz ama aslında yok. Zoe’nin diğer sentetiklerle olan ilişkisi dramatik bir şekilde ele alınmaya çalışılıyor fakat yine devamı gelmeyen bir yan anlatı sunuluyor. Ortaya çıkan tezatlık ilginç bir fikri saçma bir eksene yerleştirerek yine bir belirsizlik durumu oluşturuyor. Tüm eksikleri ele aldığımızda ise senaryo kısmında sıkıntılı bir filmle karşı karşıya kalıyoruz.

Özetle, izleyiciye fazla gelebilecek ajitasyonu ve depresif anlatısı, senaryosundaki birçok belirsizliği, olay örgüsündeki sıkıntılı işleyişi ve kendi türü içerisindekilere kıyasla yeni bir şey sunamayışına rağmen oyuncu kadrosu ve ilginç konusuyla umut vaat eder gibi görünen Zoe, sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın