Dee Rees’in 2. uzun metraj filmi olan Mudbound 90. Akademi Ödülleri’nde 4 dalda adaylık alarak ses getirmeyi başardı. Sundance Film Festivali’nde açılışını yapan ve epey bir beğenilen film 2017 yılında Netflix’te yayına girdi. Fakat ülkemizde genel vizyona !f İstanbul’u saymazsak yeni giriyor. Filmin en önemli özelliklerinden biri yönetmeni Dee Rees’in belkide Oscar’da en iyi yönetmene aday olabilecek olmasıydı ki olsaydı kendisi ilk siyahi kadın yönetmen olacaktı. Fakat yönetmenlikte aday çıkaramayan film görüntü yönetmenliğine aday oldu ve böylece Rachel Morrison tarihteki ilk kadın görüntü yönetmeni adayı oldu.

Mudbound, Sundance sebebiyle epey bir konuşulmuştu ve meraklısının iştahını kabartmıştı. Son yıllarda siyahilerin geçmiş zamanda çektikleri acıları konu edinen tüm filmler Akademi tarafından adaylık aldı. 12 Years a Slave, Moonlight gibi filmler en baş örnekler ki bu filmler ödülle de ayrıldılar. Mudbound’u izlediğinizde ise politik doğruculuğun tavan yaptığı Hollywood’un bir eseri olduğunu düşünebilirsiniz. Bazı konular var, orta halli bir film çeken herkes adaylık alabiliyor. Fakat Akademi çok şükür filmi en iyi filmler kategorisine almamış ve gerçekten de hakkı olan görüntü yönetmenliğinde yer vermiş. Normalde filmi çılgınlar gibi eleştirebilirdim fakat aldığı adaylıklar bence yerinde. Çünkü film, bana göre hikaye açısından değil, teknik açıdan çok başarılı bir iş.

Konusuna gelecek olursa: II. Dünya savaşı sonrası askerler ülkelerine dönüp yeniden hayata adapte olmaya çalışırlar. Biri beyaz biri siyah tenli 2 farklı karakterin hikayesine odaklanan film onların döndüklerinde yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor. Filmin tezatlığı ise ten renginin savaştan üstün çıkmasında bitiyor. Jamie, savaştan dönmesine rağmen hayata uyum sağlamakta epey zorlanmaktadır. Ronsel için ise geri dönmek bir başarıdır. Fakat kendisinin ten rengi ülkesi için savaşmış olmasına rağmen sorundur. Düşmanla savaştan geri dönen Ronsel bu seferde kendi topraklarında kendisine düşmanlar ile mücadele etmek zorunda kalır.

Irkçılığın milliyetçiliğin dahi üstüne çıktığını anlatan film hikaye bakımından 1-2 sahne harici ortaya yeni bir şey koymuyor. Ülkesi adına savaşmış olmasına rağmen hala siyahi olduğu için nefret edilmesi ve dükkanların arka kapılarından çıkmak zorunda olmaları dışında filmde özel bir şey yok. Jamie ve Ronsel’in arkadaşlık hikayesi ise ne kadar canayakın gözükse de filmin genelinde pek etkileyici değil. Film boyunca tekdüze ilerleyen film sonunda yarattığı gerilim ile de bence sınıfta kalıyor. Hatta finali biraz zorlama, duygusallık yaratma çabası olarak gördüm. Aslında güzel bir fikirle yola çıkan Dee Rees maalesef anlatım konusunda sıkıntı yaşıyor.

Gelgelelim filmin teknik yönü çok güçlü. Görüntü tercihleri gerçekten de çok başarılı. Rachel Morrison bana göre adaylığı fazlasıyla haketmiş. Filmin içerisinde kimi kareler yıllarca saklanacak kadar güzel, eski deyişle kartpostallık. Bu konuda filmi gerçekten de tebrik ediyorum.

Film aynı zamanda en iyi uyarlama senaryo adayı oldu ki kitabı okumadığım için üzerine detaylı bir yorum yapmam mümkün değil. Oyunculuklar ise bence ortalama. Bunda senaryonun etkisi var. Durağan bir film olduğundan aday çıkarması epey zordu. Buna rağmen Akademi bir dönemler Missy Elliott ile rapin kraliçesi sayılan Mary J. Blige’a en iyi yardımcı kadın oyuncu adaylığı vermiş. Adaylık olarak kalacağı için çok da sorun etmiyorum.

Sözün özü… Mudbound, savaştan dönen 2 askerin hayata adapte olmasını ama birinin siyahi olmasından ötürü zorluklar çekmesini anlatan, senaryosu vasat, çekimleri muhteşem bir film. Dee Rees ve Rachel Morrison takdiri hakediyorlar fakat senaryo maalesef vasat. İzlerken sıkıldığımı dile getirmem gerek. Zaten Oscar 2018 bol bol sıkıcı filmlerle dolu olduğu için çok da laf edemiyorum. Birçok vasat film arasında Mudbound kimi seyircinin aklında yer edebilir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın