Sakıp Sabancı Müzesi ”Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek” sergisiyle kapılarını açtı. Koleksiyonun oldukça ilginç bir hikayesi var. Her şey Moskova’da Yunanistan elçiliğinin şoförlüğünü yapan George Costakis’in ilgisiyle başlıyor. Costakis, Moskova’ya gelen yabancı diplomatların sadece şoförlüğünü yapmakla kalmayıp antika ve sanat eseri satan yerlerde de dolaştırır. İlk olarak 1946’da Olga Rozanova’nın bir resmini görüp çok etkilenir ve erken 20. yüzyıl Rus deneysel sanatına ilgi duymaya başlar. Sanatçılara, ailelerine ve yakın dostlarına ulaşarak büyük bir koleksiyon meydana getirir. 1960’lar ve 70’lerde oturduğu daire gayri resmi bir modern sanat müzesi işlevi görür. Öğrenciler, sanatçılar, siyasetçiler, sanatseverler için bir buluşma noktası gibidir. Costakis’in o dönemdeki ziyaretçileri arasında Marc Chagall, Andrej Wajda, David Rockefeller, Edward Kennedy ve daha birçokları var.

Sergi, hem Rus Avangard sanatının geçirdiği gelişimi hem de dönemin tarihsel olaylarını detaylı bir biçimde bize anlatıyor. Sergide, Kazimir Maleviç, Vladimir Tatlin, Alexander Rodchenko, Vasily Kandinsky gibi birçok büyük ismin eserleri bulunuyor. Ayrıca Dziga Vertov, Viking Eggeling ve Vasily Zhuravlev’den film yerleştirmeleriyle serginin teması iyice desteklenmiş. Rus Avangardı’nın temel referans noktaları arasında yer alan ilk fütüristik opera Güneşe Karşı Zafer de yeniden sahnelenmiş versiyonuyla sergide gösteriliyor. Birçok farklı disiplinden yararlanan oldukça kapsamlı bir sergi hazırlanmış.

Sergiden bahsederken Rus Avangard sanatını da detaylandırmazsak olmaz. Avrupa’da Avangard akımın ortaya çıkışıyla eş zamanlı olarak Rus Avangardı da I. Dünya Savaşı’nın öncesinde başladı. Rus sanatçılar Cezanne ve Picasso’dan etkileniyorlar ve bu etkiyi lubki (çoğul hali lubok) adı verilen Rus ikon sanatıyla birleştiriyorlar. Rus Avangardı’nı şekillendiren iki ana akım süprematizm ve konstrüktivizmdir. Süprematizmde mekansız ve zamansız geometrik şekillerden bahsedilirken konstrüktivizm ise makine estetiğinden esin alır. Kazimir Maleviç’in 1913’te boyadığı ”Siyah Kare” süprematist hareketinin başlangıcı kabul edilir.

Rus Avangardı’nın arka planında 20. yüzyılın hızla gelişen yaşam tarzı ve hızlı üretim anlayışı yatıyor. Dönemin sanatçılarına göre sanatla hayat iç içe olmalıydı. Sadece belirli bir kesimin ulaşabileceği bir sanat anlayışı reddedildi. Rembrandt’ın herhangi bir eseriyle amatör bir sanatçının eseri aynı yerde sergilenebilmeliydi. Bunun yanı sıra kolektif sanat atölyeleri kurdular, fabrikalara gidip işçilere sanat eğitimi verdiler. Sanat, günlük kullanıma uyarlandı. Propaganda amaçlı kullanılan Alman karşıtı lubki örnekleri, Sovyet havacılığını öven baskılı kadın eşarpları, süprematist akıma uyan geometrik desenli kumaş ve kıyafet örneklerini sergide fazlasıyla görebilmek mümkün.

Bu minimal, geometrik ve deneysel yaklaşımdan dönemin mimarisi de nasibini alıyor. Başta inşa edilememiş Tatlin Kulesi’yle ünlü Vladimir Tatlin olmak üzere konstrüktivist mimarlar geçmişle bağlarını koparmış ve endüstriyel tasarımı yüceltmişlerdir.

Rus avangardı, tüm sanatları bir senteze ulaştırmayı hedefler. Bu bağlamda farklı disiplinlerle ilgilenen birçok sanatçının da birlikte çalıştığını görmek mümkün. Buna örnek olarak avangard tiyatro kuramcısı Meyerhold’un yönettiği, ressam Lyubov Popova’nın dekorunu yaptığı ”Yüce Gönüllü Aldatılan Koca” isimli Kübo-Fütüristik öğeler barındıran oyunun sahne tasarımı serginin ilgi çekici ögelerinden.

1930’ların başında köylüler sosyal gerçekçi ressam İlya Repin gibi ressamların resimlerini kendi halk sanatlarına daha yakın buldular. Avangard sanat, burjuvalara göre olduğu ileri sürülerek Stalin tarafından yasaklandı. Böylece rejimin yeni resmi sanat politikası sosyalist gerçekçilik olacaktı.

1 Nisan 2019’a kadar devam edecek olan sergi süresince film gösterimleri, müzik dinletileri, edebiyat etkinlikleri ve atölye çalışmaları da olacak.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın