“Rotterdamlı Erasmus, hangi yandadır, öğrenmek istedim. Ama bir tacir şu karşılığı verdi bana:

‘Erasmus est homo pro se’ “ (Erasmus kendinden yanadır)

Epistolae obscurorum virorum, 1515, Johann Reuchlin

Stefan Zweig son zamanlarda gündeme gelen adeta “moda” olan bir yazar. Onu bu kadar çekici kılan nedenlerden biri psikolojiyi iyi kullanıp karakter yaratabilmesidir. Ayrıca bu kadar  başarılı karakter yaratabilen bir yazarın kaleminden biyografi çıkabilirdi. Erasmus’un biyografisi de kelimelere hükmetmeyi bilen bu yazardan geldi. “Rotterdamlı Erasmus: Zaferi  ve Trajedisi” isimli biyografi aslında yazarın Yarının Tarihi isimli deneme kitabında bulunur. Ancak bu deneme hem uzun hem de biyografi olduğundan Batı’da olduğu gibi bizde de çevirmeni  Ahmet Cemal tarafından ayrı bir kitap olarak basılır.

206 sayfanın içinde sadece Rotterdamlı yazarın hayatı, zaferi ve trajedisi yok. Onun doğduğu koşullar, yetiştiği tarih ve onun geliştirdiği Hümanizm akımının sosyal-siyasal arka planı bulunur. Böylece yazarı ve onun düşüncelerini geniş bir çerçeveden okuyabiliyoruz.

Ahmet Cemal çeviriye dair yazdığı önsözde, Zweig’in kendini Erasmus’la bir tutmasından söz eder. Çünkü ikisi de her türlü bağnazlığa karşı durmuş,özgürlüğün peşinde koşmuşlardır. Tarafsızlığını koruyan her iki yazar özgür düşüncenin savunuculuğunu yapmıştır.

Erasmus’un meşhur eseri Deliliğe Övgü eleştirel düşüncenin en önemli ürünlerinden biridir. Ayrıca bir taşlama örneğidir. Zweig, bu eseri kitapta “Ustalık Yılları” başlığı altında değerlendirir.  Rotterdamlı yazarın bu eseri 7 gün gibi kısa bir sürede yazarken yıllardır içinde bulunduğu Kilise camiası artık yozlaşmıştı. Özellikle İtalya’daki kilise çöküşe sürüklenmekten kaçamaz haldeydi. O hiçbir zaman Martin Luther gibi kavgacı bir yapıya sahip olmamıştır. İstediği şeyleri zekasını kullanarak elde etmiştir. Kilise gibi kurallarla örülü bir kurumda uzun yıllar rahatça yer alabilmesini de zekasına borçludur. Bu zekayı Deliliğe Övgü’de görüyoruz. Erasmus, yapacağı ağır eleştirileri kendi ağzından değil de Stultitia’nın yani “deliliğin” ağzından yapar. Böylece hem içindeki söyler hem de söyledikleri ‘deli saçması’ olduğu için şahsına herhangi bir hakaret/saldırı gerçekleşmez. Eğer herhangi bir olumsuz eleştiri gelirse de Erasmus gardını almış hazırda bekler.

“Bu benden değil,Sayın Stultita Hanımefendi’nin ağzından çıktı; bir delinin konuşmasını kim ciddiye alır ki?” (Zweig,syf.77)

Eserin temelini oluşturan fikire gelince, gerçek bilgelik deliliktir; kendini bilge sanmak da gerçek deliliktir.

“Ama itiraf ediniz ki, ömrünüzde yaptiginiz guzel ve hoş ne varsa bunu deliliğe borçlusunuz.”

Eser, aslında deliliğin ağzından reform fikrini de gün yüzüne çıkarır. Zamanla bu reform hareketi Almaya’ya yayılır. İnsanlar din sömürüsünü fark etmeye başlar. Bu eserleri okuyarak yetişen Luther ile Erasmus arasında mektuplaşmalar başlar. Ancak eleştiri içeren mektuplar giderek kavgaya dönüşür ve zamanla Hristiyan dünyası Hümanizm ile ayrılır. Artık her iki taraf için de Erasmus suçludur. Ömrünün sonuna kadar da bu suçlamayla yaşayacaktır. Ancak bugünkü “Avrupa Birliği” düşüncesinin temelini 16.yy’da Erasmus atmıştır. Zweig’ın da dediği gibi “Ne var ki tarih, yenik düşenlere karşı acımasızdır ve adil davranmaz. … Herkes, kaderinin hazırladığı trajediyi yaşar.” Erasmus da bu trajedinin kurbanıdır.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın