implant dis fiyatlari
Search
EKİBİMİZ
bursa escort - bursa escort

Prison Break 5. Sezon 7. Bölüm Analizi

Wine Dark Sea’de ivmeyi düşürüp aklımızdaki soru işaretlerini açıklığa kavuşturan bir bölüm daha izledik. Prison Break’te kahramanlarımız Amerika’ya dönüşün yollarını ararken yine maceraya davetiye çıkarıyorlar.

Bölümü Mike’la açarken Minik Mike’ın mistik ve araştırmacı ruhunun babasını aratmayacak türden olduğunu fark ediyoruz. Annesi Sara’ya yaptığı resmi gösterirken hiç görmediği babasının yaşadığından bir haber çizdiği resimle psişik bağ oluşturması diziye ayrı bir sevimlilik katmış diyebilirim. Derken Sara sezon fragmanında da izlediğimiz bir sahnede Jacob’a Michael’ın ona ihtiyacı olduğunu ve bunun için Girit’e gideceğini dürüstlükle söylüyor; bu tavra karşı Jacob’ın da üstüne çok fazla diyeceği bir şey kalmıyor.

Yemen’den çıkışın deniz yoluyla olacağı doğrusu aklımıza gelmemişti. Kızıldeniz’den geçip Yemen’e en yakın Avrupa toprakları olan Girit adasına doğru gemiyle yola çıktıkları sırada Michael can çekişiyor ve çok fazla zamanı olmadığını dile getiriyor. Phaecia’dan yola çıkan kahramanlarımız bir gemiyle Kızıldeniz’den geçerek Girit’e ulaşıyorlar. Bölüm adının “Wine Dark Sea” olması da Kızıldeniz’i işaret ediyor. Geçen bölümde söylediğim gibi Homeros’un Odysseia destanından alıntı olan tüm o isimlerden sonra, -Poseidon, Ogycgia, Phaeacia ve hatta Cyclops – kahramanlarımız nihayet Yunanistan’a varıyorlar.

Dünyaca ün salan Girit Adası’na gitmeden Lincoln, Michael’ın durumu hakkında Sara’ya danışıyor. Beklediğimiz ikinci buluşma olan Sara ve Michael’ın buluşması da Girit’te gerçekleşiyor. İlginç bir ayrıntı daha: Girit’te kaldıkları yer olan Finikas, Poseidona’nın biraz üstünde. Michael’ın yaralanmasının ardından klişeleşmiş bir durumla karşı karşıya kaldık; o da kan grubunun az bulunan bir sınıftan olması. Söz konusu kan grubuysa neredeyse izlediğimiz her film ya da dizide aranan kişide kesinlikle dünyanın en az bulunan kan grubu vardır ve kişi bu yüzden ölümle burun buruna gelir.

Michael hayatta kalma mücadelesi verirken ihtiyacı olan kan da onun ayağına geliyor: Sara ve Michael’ın duygudan yoksun büyük buluşması böylece gerçekleşiyor. Bu sahnelere aradan geçen yedi yılın izleri katılmamış çünkü buluşmaları sırasında hem Michael, hem de Sara tarafındaki oyunculuklarda yeterli duygu ifadesine rastlamadım. Gayet tekdüze bir buluşmayı önemli kılan bu sırada gerçekleşen itiraflar ve fark edilen gerçeklerdi. Sara’nın evli olduğu adam Poseidon’un ta kendisi ancak buna rağmen bölüm ilerledikçe onun da akıl danıştığı ve yardım aldığı üst birimler olduğunu öğreniyoruz.

Hepimiz Michael’ın en yakın dostlarından Sucre’nin sezonda devralacağı önemli rolü bekliyorduk, bu bölümde nihayet karşımıza çıktı. Kızıldeniz’de geçen tekne yolculuğundan sonra Amerika’ya dönmek için bu defa büyük bir gemiyle ihtiyaç duyan kahramanlarımızın yardımına Sucre yetişir. Ancak işler yine klasik Prison Break kurgusu gereği planlandığı gibi gitmez. Gemide saklandıkları sırada, Jacob nam-ı diğer Poseidon’a çalışan ajanlar tarafından gemiye ulaşması için helikopter gönderiliyor ve kaptanın ihbarının ardından gemiye tabir-i caizse çıkarma yapılıyor. Michael ve ekibi bir şekilde askerleri atlatmayı başarırken Sucre de geminin rotasını değiştirip Cezayir karasularına doğru yol almasını sağlıyor. Donanma, diplomatik soruna neden olmamak için gemiden ayrılmak zorunda kalıyor. Poseidon son çare olarak bir üstünü arıyor ve bu kişi de gemiye ateş açılması emrini veriyor. Benim tahminime göre Poseidon’un aradığı ve onun amiri niteliğinde olan kişi, Blue Hawaii ile bağlantısı olan ve ona düşman olan bir ajan olabilir. Michael’ın Poseidon tarafından tuzağa düşürüldükten sonra onun düşmanlarıyla işbirliği yapması olası görünüyor.

Yemen’de terör örgütünün yarattığı kaostan uzaklaşırken Amerikan donanmasının yemi olmaktan kıl payı kurtulan Michael ve ekibi yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor. Bölüm finalinde son çare denize atlayan kahramanlarımızı bakalım gelecek bölümde neler bekliyor, izleyip göreceğiz.



"Upon close examination, our story is one long adventure, as we whistle in the dark, afraid of the bogeyman. To be alive is to be skating on thin ice, with the possibility of falling, falling, falling. Taking photographs and writing is my way of saying I was here, I saw this, I felt this, I heard this, it happened."


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.