“Ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem
Ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
Ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
Ama bende dünyanın tüm hayalleri var”

Fernando Pessoa… Bu dünyada birçok yalnıza eşlik ettiğini bilseydi ne düşünürdü acaba? Çevresinde toplanan bu yalnızlar için uzun uzadıya devam eden bir metin veya uzadıkça uzayan bir şiir yazar mıydı? Çünkü ancak öldükten sonra Pessoa’nın tüm defterleri, notları kız kardeşi tarafından gün yüzüne çıkarıldı ve basıldı. Bu yüzden Pessoa’dan bahsedecek olmak çölleşmiş olan dünyanın içinde bir seraptan bahsetmek demek ve aynı zamanda hayal etmek, halüsinasyon görmek, düşlemek; o kadar çok düşlemek ki şizofreninin o güvenilir kollarına kendini bırakmak demek. ’Heteronym’ dediği yöntemle her bir karakteri için özel bir biyografi, hayat felsefesi, inanç, politik görüş, hayata bakış ile birbirleriyle hiçbir benzerliği olmayan yetmişe yakın karakter yaratmış olan Pessoa böylesine bir kalabalığın içinde nasıl yalnız bir adamdı ve yalnızlığı nasıl bu kadar güzel anlattı?

Sel Yayınları tarafından yayınlanan bir Fernando Pessoa kitabı olan Prensin Ölümü & Şeytanın Saati, Pessoa’nın ölümünden sonra keşfedilmiş iki diyalog-metin. Işık Ergüden tarafından Türkçe’ye ilk kez kazandırılmış iki metin aynı zamanda. Portekizce’de kişi anlamına gelen Pessoa; Roma’lı oyuncuların maskesi olan Persona’dan gelmekte. Zaten Prensin Ölümü & Şeytanın Saati, yani bu yeni tanıştığımız iki metin ilk olarak teatral dinamikleriyle dikkat çekmekte. Yüzlerce maskeden oluşan Pessoa kimliği kendini bu metinlerde bulmuş olabilir mi acaba?

İlk metin olan Prensin Ölümü dramaturjisi ve teatral dinamiği en çok hissedilen metin. P ve X arasında geçen diyalogları sanki bir sahnede -uzunca süren bir plan gibi- izliyorsunuz. Başlangıçta iki farklı kişi gibi algıladığımız P (Prens) ve X’in (Prens’in ‘Hanımım’ diye hitap ettiği kişi) aslında kendine içeriden ve dışarıdan bakan, metin ilerledikçe de bu bakışın ahenkli bir yapıya dönüştüğü, Pessoa’nın yarattığı ‘heteronym’ kişilerden biri olduğu algısını kuvvetlendirmekte. Pessoa’nın buradaki ustalığı okunmaya değer; ayrı iki yoldan ilerliyormuş gibi gözüküp (P ve X’in yolu) anlam ve anlatım bütünlüğü yaratmanın okuyucuda bıraktığı etki çok güçlü.

“P.

Küçük bir çocukken, aynalarda kendimi öpüyordum. Asla kimseyi sevemeyeceğime dair bir işaretti bu. Tersinden bir kehanetle, kendimi öyle seviyordum ki, beni kimse asla öyle sevemeyecekti.

X.

Beni senden ayıran ne? Elimi uzatıp sana dokunuyorum, ama sana dokunmak ne demek bilmiyorum… Sana bakıyorum ama seni görmek ne demek anlayamıyorum. Bence sen benden daha gerçeksin. çünkü seni bütünüyle görebiliyorum, çünkü seni arkandan görebiliyorum ama kendimi değil… Bence ben sadece tek bir yandan varım…”

Çift taraflı çalışan fakat tek olan (ben olan) insan algısı ancak Pessoa’nın kalemi söz konusu olduğunda bu kadar iyi anlatılabiliyor. Prensin Ölümü teatral yapısı sağlam, dramaturjik bir metin olarak da üzerinde çalışılabilecek ve çok şey öğrenilebilecek bir metin.

İkinci metin Şeytanın Saati, Maria ile Şeytan arasında geçiyor. Maria oğluna hamileyken yarı uyku yarı uyanıklık; yarı düş yarı gerçek bir sınırda Şeytan ile karşılaşıyor ve bu karşılaşma Şeytan’ın Tanrı’ya ve insanlara karşı attığı uzun bir tirat oluveriyor. Şeytan’ın kendini tam olarak anlatabilmek adına öfke, sevinç, kızgınlık ve mutlulukla kendi kendine yaktığı ağıtlarının kısa bir özeti olarak da değerlendirebileceğimiz bu metin Pessoa’nın gerçekçi diliyle birleşerek vücut buluyor.

“Dünyanın başlangıcından beri bana hakaretler yağdırıldı ve iftira edildi. Beni savunan şairler bile –ki yaradılış olarak dostlarımdır- beni iyi savunamadı. İçlerinden biri –Milton denen bir İngiliz- asla çıkmamış belirsiz bir savaşı yandaşlarıma kaybettirdi. Bir diğeri -Goethe denen bir Alman- bir köy tirajedisinde bana muhabbet tellalı rolü verdi. Ama ben onların sandığı kişi değilim. Kiliseler benden tiksiniyor. İnananlar adımı duyunca titriyor. Ama onlar isteseler de istemeseler de bu dünyada bir görevim var. Ben ne Tanrı’ya baş kaldıran kişiyim ne de inkar eden tin. Ben imgelem Tanrısı’yım; yitiğim çünkü yaratamıyorum.”

Şeytanın Saati metnindeki baş döndürücülük uzun süre sizinle beraber gitmekte. Çünkü Prensin Ölümü & Şeytanın Saati kitabında Tanrı ve Şeytan, ben (kendimiz) olarak yolculuğumuzda bize eşlik ediyor.

Anlatacak çok şeyi olan, imgelerin dört bir yandan sardığı, mitlerin ve metafiziğin kol kola girdiği metin boyunca diyaloglar nihayetinde ahenkli bir yapıya bürünmekte gecikmez.

Prensin Ölümü & Şeytanın Saati*

Yazar: Fernando Pessoa

Yayınevi: Sel Yayınları

Çeviri: Işık Ergüden

Yayın Tarihi: Kasım 2018

Sayfa Sayısı: 92

1 YORUM

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın