Mavi duvarların arasına sıkışıp kalan bir ruh, dünyayı nasıl renkten renge nasıl sokabilir diye düşünüyorsanız, acı çekmenin bir insanı başarıya itebileceğine inanmıyorsanız eğer henüz Frida Kahlo’yu tanımadınız demektir. Size onu, hayatının anlatıldığı filmde geçen bir replikle anlatmaya başlayacağım  ”Başarısızlık ve acı, kesinlikle zaferden daha güçlüdür”.  Hayatın genel oyunu insanları yere düşürüp sonrada ayağa kalkmalarını izlemektir bana kalırsa ama Frida’nın hayatı yerde başlıyor. Geçirdiği kazalar sonrası hiçbir işe yaramaz artık diye düşünülen ve sakat kaldı gözüyle bakılan bir insanın o konumdan yükselişi aslında kısaca hayatının hikayesi. Herkesin başına kötü şeyler gelebilir elbette ama kaçımız o zorluklar karşısında kendimizi çaresiz hissetmeyiz, kaçımız güzel günlerin geleceğine en kötü günde bile inanmaya devam edebilir bilmiyorum ama şunu biliyorum ki Frida Kahlo çok zor günler geçirdi ve inancını bir gram bile kaybetmedi ve bu onu ilk olarak ayağa kaldırdı sonra da tüm dünyanın karşısına çıkardı.

Asi ve çocuksu bir ruha sahip Frida, Meksika’da 6 Temmuz  1907’de dünyaya geldi kayıtlara bakılırsa ama o kendisini Meksika devrimiyle beraber yani 7 Temmuz doğumlu olarak tanıtıyordu. Daha küçücük bir çocukken topal kalan Frida, 18 yaşında geçirdiği otobüs kazasıyla birlikte ölümle bir kez daha burun buruna geldi ve onu yine yenmeyi başardı. İşte resime o otobüs kazası sonrasında çaresiz bir şekilde yatağında yatarken başladı. Vücudunun neredeyse her yerinde kırıklar ve onları saran alçılar vardı ve ilk tuvalleri alçıları oldu Frida’nın. Ailesi ona resim malzemeleri aldığında ise sadece resim yaptı. Ayağa kalktı ve o büyük ve fırtınalı aşkı buldu. Frida birçok partiye gidiyor ve sürekli resim çiziyordu, gittiği partilerden birinde ünlü ressam Diego Rivera ile tanıştı ve ona hayran kaldı.

Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı

Frida’nın sergilenen ilk tablosu Fil ile Güvercin aşkı olarak isimlendirilen aşklarının resmiydi. Diego’nun işler yüzünden bir süre Amerika’da yaşamış ve bu dönemde kendisini bölünmüş olarak tanımlamıştı Frida Kahlo.

”Diego, gerçek, öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne sevmek istiyorum…”

FridaKahlo çoğu kadın gibi anne olma hayalleri kuruyordu ama geçirdiği kazaların vücudunda bıraktığı hasar buna engel oluyordu..doğmayan çocuklarına olan özlemini onları resmederek haykırdı. Diego’dan başka ilişkileri de oldu Frida’nın ama hepsinin sonunda yolu ona çıkıyordu.

Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var

Diego ve Frida yaşadıkları dönemde siyasal açıdan da etkili isimlerdi. İkisi de kominist parti üyesiydi bunun yanı sıra ülkesinden sürgün edilen  Lev Troçki, eşi ile beraber bir süre Meksika’da çiftin yanında kaldı. Ancak Troçki ve Frida’nın arasında yaşandığı iddia edilen yasak ilişki bu ziyaretin kısa kesilmesine neden oldu, Troçki eşiyle beraber başka bir eve taşındı ve orada suikast sonrasında hayatını kaybetti. Diego ile araları bozuldu ve bu evliliklerinin bitmesine kadar gitti.

“Kötüyüm gitgide daha da kötü olacağım ama yavaş yavaş yalnız kalmaya alışıyorum, bu bile bir şeydir, bir avantaj, bir zaferdir.”

Diego rengi gören adam, Frida’da rengi giyen kadındı ve 1922 yılından beri…” Bu cümleler, Frida’nın Diego’ya yazdığı mektuplarından birisinde geçiyor ve şöyle devam ediyor, “Yaşanan tüm saatlerden sonra. Vektörler asıl yönlerinde devam ediyor. Hiçbir şey onları durdurmuyor. Canlı histen başka bir bilgileri yok. Tek istedikleri bir yerde buluşana kadar devam etmek. Yavaşça. Büyük bir huzursuzlukla ama altın parçanın her şeye kılavuzluk ettiğine dair güvenle. Hücresel bir diziliş var. Hareket var. Işık var. Tüm merkezler aynı. Budalalık diye bir şey yok. Her zaman olduğumuz ve olacağımız gibiyiz. Aptal kadere bel bağlamıyorum”. Frida, Diego’ya yaptığı tüm her şeye rağmen koparılmaz bir iple bağlı, aşkı bitmek tükenmek bilmiyor ama bu acılar onu içten içe tüketiyor. Sağlık sorunları artmış, iyi olacağı söylenerek yapılan ameliyatlar sonuç vermemişti. 5 ay çelik bir korseyle yaşamak zorunda kaldı Kahlo, acı içinde ve bir başına.

“Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.”

Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te akciğer embolisi nedeniyle hayatını kaybetti, henüz 47 yaşındaydı ve daha çizeceği çok resim vardı. Arkasında 55’i otoporte olmak üzere 143 tablo bıraktı Frida. Öldüğü yıl yaptığı “Yaşasın Hayat” isimli tablo, onun hayata bakışını özetler gibiydi.

“Yalnızca sanat her tür toplumsal değişimin öncüsüdür…”

Resimlerinde kendi hayatını anlatmış genel olarak Kahlo ama hayatı o kadar acıyla doluymuş ki bakan herkes kendi acısını da bulmuş içinde. İşte onu diğer ressamlardan ayıran en önemli özelliği bu, güzel diye bir çiçek çizmek yerine canını yakıyor diye korsesini, gidiyor diye kocasını ve yalnızlığı çizmiş portrelere ve bir yerlerde hala çizmeye devam ediyor.

“Kendi portremi resmediyorum çünkü çoğunlukla yalnızım, çünkü en iyi tanıdığım insanım.”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın