Tarih, birçok önemli fotoğrafçı ile dolu. Bu fotoğrafçıların çoğu, sahip oldukları göz ve biraz da şansın getirdiği orada olma sayesinde çektikleri kadrajlarla üne kavuştular. Kimi fotoğrafçılar da stüdyolarında imgesel, metaforik çalışmalar; tasarımsal işler yaparak adlarını duyuruyor. Fakat şimdi bahsedeceğim kişi fotoğrafçı olmayı istemezken kendine tercih ettiği yolculuk sayesinde tarihin tozlu sayfalarına adını en kalınından yazdırmış kişilerden. Ünlü Amerikan yazar Henry Miller yazdığı bir makalesinde ona Paris’in Gözü demişti. Çünkü Brassai, Paris sokaklarında bir vampir gibi sadece geceleri ortaya çıkarak çektiği fotoğraflarla tanınıyordu.

Kont Drakula’nun memleketi Transilvanya, Brasso’da 1989 yılında doğan Gyula Halász, babası ile kısa bir süreliğine gittiği Paris’i bir daha hiç unutamaz. Güzel sanatlara olan ilgisi yıllar sonra onu Berlin’e getirir. Resim yapmayı seven ve bunu da gayet iyi yapan Brassai Berlin macerasının ardından hiç unutamadığı Paris’e taşınır. Aşkı haline gelecek ve hayatı boyunca hiç ayrılmayacağı Paris onun kaderini de değiştirecektir. Taşınmasının ardından resime olan ilgisini kaybetmeye başlar. Resmi ne kadar iyi yapıyor olsa da anı aktarma konusunda oldukça ağır bir sanat olduğu için tatmin olmayan Brassai, aslında hiç ilgisi olmayan fotoğrafçılığa yönelir.

Fotoğrafçı André Kertész ile tanışan Brassai, Kertész’in fotoğraflarından etkilenerek fotoğrafçılığa yönelmeye karar verir. Yönelmesindeki en büyük sebeplerden biri de iş icabı kendisinden fotoğraf çekmesini istemeleridir. Hayatı boyunca çok “mekanik” dediği fotoğraf makinesini para kazanmak için kullanmaya başlayınca bu alet zamanla en büyük tutkularından birine dönüşür. İş sebebiyle geceleri sokakta fotoğraflar çeken Brassai, zamanla bu gece seyahatlerini sıklaştırır ve sadece geceleri ortaya çıkan bir vampir gibi gün batımı ile sokaklara düşen bir fotoğrafçı olur. Sokakları baştan sona gezerek fotoğraflar çeken Brassai özellikle gayler, transeksüeller, gece işçileri, evsizler, fahişeler, ilaç bağımlıları gibi gecenin derinliklerinde hayatını yaşayan insanları fotoğraflıyordu.

Şehrin matematiğine, görseline, insanına aşık olan Brassai bu gece seyahatleri sayesinde kulaktan kulağa dolaşan bir isim haline gelir. Gezmeleri sayesinde de sokakta birçok ünlü insan ile tanışır; zamanla bu insanlarında fotoğrafını çeker. Salvador Dali, Henri Matisse Pablo Picasso, Jean Paul Sartre, Henry Miller, Braque gibi birbirinden önemli insanlar ile tanışır, onlarla arkadaş olur.

Brassai’nin fotoğraflarına dikkat edecek olursanız genel itibariyle ağır gren doludur. O dönemlerde gece çekimi dönemin kamera teknolojisi, özellikle düşük model kamera kullananlar için oldukça zordu. Brassai ise bunu çözmek için 2 farklı yöntem kullanıyordu. Ya ışığın bol olduğu yerleri bulup konusunu ışıklar içerisinde çekiyordu ya da yanında ışık/flaş taşıyıp tam çekeceği zaman patlatıyordu. Karşınızda sizden habersiz flaş patlatan birini görürseniz zaten elbet tanışırsınız.

Ölümüne kadar ciddi bir şekilde tanınmayan Brassai’nin ölümüyle beraber birçok keşfedilmemiş fotoğrafı ortaya çıkar. Amerika ve Paris’te birçok müzede fotoğrafları sergilenen fotoğrafçının en meşhur eseri fotoğraflarını derlediği “Gece Paris” adlı kitabıdır. Ölene kadar fotoğraf çekmeye devam eden, Fransa’nın ve İspanya’nın kimi yerlerini gezen Brassai, 1984 yılında tek aşkı olan Paris’te hayata veda eder. Geriye, 1930’dan 1950’lere kadar Paris’in her sokağının her kafesinin her kaldırımının fotoğrafları kalır.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın