2 Temmuz 1993. Vicdanı olanların küle döndüğü gün. Pir Sultan Abdal şenlikleri için bir araya gelen sanatçıları, insanları yaktılar. Aydınları yaktılar, diri diri. Bunları yapanlar kendilerine Müslüman dediler ve diyorlar. İşin bu boyutu yürek kaldırmayacak kadar kötü. Ve benim tartışmak istediğim konu da bu değil. Ahmet Cemal’in “Önce Şairleri Yaktılar” isimli kitabından hareketle 2 Temmuz gününü ve kültürsüzleştirmeyi tartışmak istiyorum.

Ahmet Cemal, Türkiye’nin görüp görebileceği yaşayan en önemli aydınlarından. Çevirmen, öğretim üyesi, yazar. “Önce Şairleri Yaktılar” kitabında daha önce yayımlanmış denemelerini bir araya toplamış. Kitaba ismini veren deneme Sivas Katliamı ile başlayıp 2013 yılında MEB’in yaptığı müfredat değişikliğine varıyor. Önce şairleri yaktılar sonra da silmeye başladılar, diyor. Söz konusu değişiklik, Lise 4 Türk Edebiyatı kitabında yer alan Edip Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” şiirinde geçen ‘bir bira içmek istiyordu kaç gündür/Masaya biranın dökülüşünü koydu” dizesinin çıkartılması. Sebebi de ‘öğrencinin canı bira çekmesin’.

Ahmet Hoca derslerinde, yazılarında, konuşmalarında çok temel bir noktada durur: Yanlış okumak. Kitabı yanlış okumak, filmi yanlış okumak, göstergeleri yanlış okumak. Bu okuma türü okuma bilmemekten tehlikelidir. Yanlış okunduğu için yanlış sorgulamalar yapılır -aslında hiç sorgulama yapılmaz- yanlış sonuçlara varılır. Bazı şeyler bilinmezlikle kalır ve her zaman en korkulan şey “bilinmezlik” olur. Karanlıktan neden korkarız? Karanlığın neler sakladığını bilmediğimiz için.

Bugün dayanılmaz noktaya gelen kültürsüzleştirme politikası bu karanlığın ürünü. Yapılan yanlış okumalarla aydınlığın yok edilmesine karar verilmiş ve her şey bunun üzerine kurulmuştur. Ben bu karanlığı Sivas Katliamı’ndan çok öncede Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla başlatıyorum. Her şeyden önce kapatılan bir eğitim yuvası. Yıllarca yok sayılmış Anadolu köylüsünün varoluşunun şiirlerden çıkarak hatırlanmasıdır.

Köy Enstitüsünde öğrenciler kendi ihtiyaçlarını kendilerini karşılardı. Müzik aletlerini yapmayı öğrenir, tarım dersini enstitü bahçesinde işlerdi. Kısacası hayatı kendi elleriyle kurardı. Kısıtlı kitaplarla dünyayı tanırlardı. Bugün bunların tam tersi bir eğitimle yeni kuşak yetiştiriliyor. Bu ilk yanlış okuma, 1940 yılında çocukların “komünizm propagandasıyla” dolduruşa getirildiği fikri ile oldu. Kültür, insanların yaratıcı eylemlerinin toplumsal düzene dönüşmesidir. Köy Enstitüleri devam etseydi ‘kültür’ oluşturabilirdi. Bunun yerine kültürsüzlük hali oluşturuldu.

İlk hamleden 53 yıl sonra bir diğer yanlış okuma geldi. Bu yanlış okuma aydınların, Aleviliğin, özgür düşüncenin hatta belki de Cumhuriyet’in yanlış okumasıydı. Aydın olmak için olağan bir probleme çözüm üretmek gerekir. Jean Paul Sartre bir aydındır. Çünkü o kendine hakaretler yağdıran gazetenin hükümet eliyle kapatılması kararına karşı elinde söz konusu gazeteyle sokak sokak gezip onu satmaya çalışmıştır. Örnekte de görüldüğü gibi topluma örnek davranışlar sergilemek de aydının görevidir. Alevilik kavramını inançsızlık olarak okumak bugün devam eden yanlış okumalarda listenin üst sıralarında. Özgür düşünceyi yanlış okuyacak kadar bile okuma bildiğimizden şüpheliyim. 2017 yılında özgür düşüncenin anlamı için çıkan KHK’lara ardından cezaevlerine bakmak yeterli ama görünür mü onu bilemem. Cumhuriyet, yıllarca tepeden gelen emirlere bağlı yaşamış insanların olduğu topraklara kendini yöneteni seçme hakkını vermekle başlayan uzunca bir

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın