Dizi sektöründe ağırlığını arttırmaya başlayan Amazon, Legendary ile ortaklığında ciddi bir işin altına girdi. İçeriğe baktığımızda Amazon’un Carnival Row’a çok ciddi bir para ve emek harcadığını anlayabiliriz. Fakat emek ile ortaya çıkan sonuç her zaman paralel olmuyor. Ne kadar yaratıcılığınızı zorlarsanız zorlayın, ortaya koyduğunuz eserin hikayesi zayıf ise sonucu maalesef kötü olacaktır. Carnival Row, harika bir iş olabilecekken maalesef senaryo azizliğine uğramış bir dizi. Masalsı bir dünya var ama gidişat hiç masalsı değil.

Kısaca konusuna değinelim… Perilerin, Minotaur’ların, Sentor’ların ve bilimum farklı yaratığın yaşadığı bir dünyada geçiyor Carnival Row. Fakat büyülü dünyalara ait bu yaratıklar çok da büyülü olmayan bir yerdeler. Sokakların is-pas dolu olduğu, günlerin hep karanlık ve yağmurlu geçtiği bir şehir. Yaratıkların burada özgürce yaşaması yasak. Çoğunun hayatı içler acısı. İnsanlarla beraber yaşayan bu yaratıklar onlara uyum sağlamış durumda. Fakat bu uyum, şehirde başlayan insan ve yaratık ölümleri ile bozulmaya başlar. Dedektif Philo, olayı çözmeye çalışırken şehre istemsizce gelen Vignette de kendini bir şekilde bu hikayenin içinde bulacaktır.

Carnival Row, bizi Viktoryen bir şehre götürüp; alışverişe çıkan, açık arttırmalara katılan fantastik yaratıklar sunuyor. Dönemin Birmingham’ı gibi karanlık olan bir şehirde her gün hayatta kalma mücadelesi veren bu yaratıklar, kimi zaman hor görülüyor kimi zaman ise zorla istemedikleri işlerde çalıştırılıyor. Vignette de yaşadığı yerden zorla koparılarak getirilmiş biri. Sonuçta insanın olduğu yerde huzur yoktur. Dizi, parlak ve muhteşemliği ile bilinen mitolojik varlıkları bize pespaye ve oldukça zor bir durumda gösteriyor. Bu konuda dizi, oluşturduğu ortam bakımından başarılı. Efsane varlıkların göçmen gibi imkansızlıklar içerisinde yaşamasının anlatılması güzel bir drama konusu. Fakat dizi, temelini bir yerden sonra kaybediyor.

Dizi en başta The Allienist tadında başlıyor. Şehirdeki vahşi ölümleri araştıran bir dedektifin hikayesini izliyoruz. Fakat zamanla dizi bu ölümlerden de ayrılıyor ve Yeşilçam filmlerini aratmayacak bir dramaya dönüşüyor. Dizi, dedektiflik ve göçmen konusu üzerine odaklansa, sınırlarını zorlasa ve biraz daha iyi bir kurgu kursa kendini izlettirirdi. Ama özellikle ortasından sonra dizi amacını kaybediyor ve finalde “nereye doğru” gittiğimizi kestiremiyoruz. Dizinin tam olarak ne anlatmak istediği ortasında bulanıklaşıyor. Haliyle bu durum, böylesine emek verilmiş bir dizi vasatlaşıyor.

Cara Delevingne’i çok severim lakin kendisinin yer aldığı projeler ekseriyetle kötü oluyor. Orlando Bloom da maalesef iyi oyunculuğu ile diziyi kurtaramamış. Tasarım ve oyunculuk bakımından iyi bir iş olsa da gidişatın muğlaklaşması ve finalin temeli doldurmamasından ötürü dizi kötü bitiyor. Bana sorarsanız ikinci sezonu göremeyebilir.

Sözün özü… Carnival Row, efsanelere konu olmuş mitolojik varlıkların insanlarla beraber pespaye şekilde yaşadığı bir dönem draması olarak başlayıp buna şehre musallat olmuş bir katili katıyor. Aslında başarılı bir başlangıç yapmasına rağmen zamanla saçma yönlere kayarak temelinden kopuyor. Ve bir süre sonra finalde “ne göreceğimizi” kestiremiyoruz. Çünkü gidişat bulanıklaşıyor. Aslında başarılı bir iş olabilecekken, vasat bir iş olmakla kalıyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın