Kitapları ile intihar eden, 20. yüzyılın en büyük filozoflarından, Romen deneme yazarı ve ahlakçısı Emil Michel Cioran 8 Nisan 1911‘de dünya ile tanışır. Cioran, henüz on yedi yaşındayken Bükreş Felsefe ve Edebiyat Fakültesi‘ne girer. Cioran, Eliade, ve Romen düşünür Petre Ţuţea, faşizm yanlısı bir varoluşçu düşüncenin savunucusu olan Nae Ionescu‘nun öğrencisi ve takipçisi oldular. Immanuel Kant, Arthur Schopenhauer ve özellikle de Friedrich Nietzsche‘den etkilenen Cioran, 1932‘den itibaren düzenli olarak dergilerde yazmaya başlar. Alman Yaşam Felsefesinin etkisinde kalan bu dönem makaleleri, “yaşam adına akıl”ı eleştiren bir görüşü yansıtır. Üniversite yıllarında ayrıca Georg Simmel, Ludwig Klages, Martin Heidegger ve Rus filozof Lev Shestov‘un yaşamın rastlantılardan ibaret olduğunu savunan düşünce sisteminden etkilenir.

“Nerede tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki?”

Cioran, 1933‘te Berlin‘de felsefe okumak için “Humboltd Kurumu” bursunu kazanır. İlk yapıtı olan Sur les cimes du désespoir (Ümitsizliğin Doruklarında), 1934‘te yayımlanır. İntihar ettiği denilse de denilenin aksine 20 Haziran 1995‘te Paris’te Alzheimer hastalığından vefat etmiştir. Varoluşçunun savrukluğu, ilgisizliği, eylemsizliği, Marksizm’i ve diğer tüm ideolojileri-inançları dışlayacak şekilde kitaplarına döken Cioran’un en ses getiren eseri Çürümenin Kitabı’na yol alacağız. Fikirler eyleme dönüşmemeli, zamanla sınırlandırılmamalıdır onun kelimelerinde. “Akıl Tanrıçası” bu kavram tüm kötü şeylerin nedenidir. Bunun yanında Ulus fikri, sınıf fikri, reform fikri devam eden karşı çıktığı kavramlardır.

“Belirgin bir dertten mustarip olan kişinin şikayet etmeye hakkı yoktur: Onun bir meşgalesi vardır. Ağır hastalar hiç sıkılmazlar. Hastalık içlerini doldurur, tıpkı büyük suçluları vicdan azabının beslemesi gibi. Zira her yoğun acı doluluk benzeri bir durum yaratır ve bilince, içinden çıkamayacağınız korkunç bir gerçeklik sunar; oysa sıkıntı denen o zaman matemindeki madde’siz acı, bilincin karşısına, onu kazançlı bir girişime zorlayan hiçbir şey çıkarmaz. Yeri belirlenemeyen ve hiç sarih olmayan, iz bırakmadan vücudun üstüne çöken, ruha işaret vermeden sızan bir dert nasıl iyileştirilir?”

Çürümenin Kitabı’nda bahsedilen olumsuz ifadeler yaşamı olumsuzladığı düşünülmez. Belirsizliğinin onu cazip kıldığına inanır, fakat her nedense onun dönüştürülebilirliğini varsayan bir imanı canavarca bulur. İtaat ettiği tek kavram şüphedir. Eylemden, dilden her şeyden şüphe duyar. Asrın en ses getiren ve önemsenen kavramı ‘varoluşçuluk’ kitap için başına gelebilecek en kötü şey olarak yer bulur. Bahsedilen olumsuzluk dünyanın zorluğu veya yaşamın kötülüğü gibi basit bir melankoliden çok insanların baktıkları hoşgörüden kaynaklanmaktadır. Okurken hissedilen karamsarlık asla bir bunaltıya dönüşmez. Kitabı okuyan herkes son sayfaya ulaşır. Kimi bir hafta da kimi bir ayda bunu başarır ama sonunda mutlaka başarır. Okumak için seçilen kitaplardan çok kendinin okuru seçtiği bir kitaptır Çürümenin Kitabı.

“Vaktiyle zirvelere âşık olan, sonra da hayal kırıklığına uğrayan bizler, sonunda düşüşümüze canı yürekten bağlanırız; tuhaf bir infazın aletleri olarak, koyu karanlıkların sınırına, geceye bağlı alın yazımızın hudutlarına dokunma yanılsamasıyla büyülenerek, düşüşümüzü tamamlamak için acele ederiz. Boşluk korkusu hazza dönüştüğünde, güneşin aksi yönünde ilerlemek ne şanstır! Tersine sonsuz, tabanlarımızın altında başlayan tanrı, varlığın yarıkları önünde vecde geliş ve kara bir hâle susuzluğu olan Boşluk, içine gömüldüğümüz alaşağı edilmiş bir rüyadır.”

Gözlemci bir tarihçi olan Cioran yozlaşan tarihe de dem vurmadan geçmez. Nietzsche, insanlığa karşı “Üst-insan”ı (Übermensch) müjdelerken; Cioran’da ise bu düşünce “alt-insan”a, hatta bir “alt-hayvan”a dönüşür. İnsanlık ilerleme kaydetmez hep bir yozlaşma, çürüme halindedir Cioran tarih incelemesinde. Bir ilerleme varsa teknolojik denebilir. Çürümenin Kitabı’nda aşk da alışılan değerini bulamaz, iki tükürüğün kavuşmasıdır yalnızca. Yaşam içinde yer alan tamamen hormonların azlık ve çokluk yarışıdır.

“Kendimizden kurtulamadığımız zaman, kendimizi yiyip bitirmenin tadını çıkarırız.”

Cioran’ın garip dünyasına girildiğinde çürüyen dünyanın geviş getirilen halleri damağınızda tadı kalsın isterseniz; Çürümenin Kitabı tanışın. Önemli olduğunu düşündüğünüz her satır altını çizmekle yeterli anlaşılmaya sebep olmayacaktır. Çok zamanınız yoksa almayın elinize kitabı.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın