Search

Ocakta Yemeği Olan Tüm Kadınlara: Sofra Sırları

610

*Yazı yer yer keyif kaçıran detaylar (spoiler) içermektedir.

Kendine özgün kodlara sahip olan sinemasıyla tanıdığımız Ümit Ünal tam yedi yılın ardından Sofra Sırları ile seyircileriyle buluştu. Başrolünde Demet Evgar’ın bulunduğu yer yer kara mizah, absürtlükler içeren film aslında trajik ve birçok açıdan kadınların empati kurabileceği ağır bir hikayeyi anlatıyor. Uzun zamandır merakla beklediğim Sofra Sırları’nın Türkiye sineması için ilaç gibi geldiğini düşünüyorum. Gaye Su Akyol’un “Biliyorum” şarkısı ise filme eşlik ederek güzel bir detay olarak akıllarda kalıyor. Keza şarkının kullanılmasının dahi senaryo üzerinde bir sebebi var.

Demet Evgar’ın ruh verdiği Neslihan ve Ethem monoton bir evliliğe sahip olmalarının yanı sıra birbirleriyle gerekmedikçe hiçbir iletişimde bulunmayan, gerektiği yerlerde ise aynı cümleleri tekrar eden bir çifttir. Neslihan ev hanımıdır, Ethem ise bir kurumda müdürlük yapmaktadır. Bu sıradanlık zamanla patlak vererek hayatlarının değişmesine sebep olur. Ancak Neslihan “yuva” olarak tabir ettiği evi ve yaşantısı için göze alınabilecek her şeyi göze alır. Onun için önemli olan aidiyet hissidir, yanında kimin olduğu da değildir. Kaybettiği kişinin yokluğunu yabancılamadan bir başkası ile doldurabilir. Doğduğu yerde dahi hissetmediği bu aidiyetini elinden almaya çalışan kocası yaşamında aslında sıradan rutinlerine devam etmesine ve en önemlisi yemek yapmasına neden olan basit bir etkendir. O gittiğindeyse sonrasında çiçek satan çocuğu (Ramo) yaşamına dahil etmek ister. Kendi karakterinin dönüşümünü de yavaş yavaş böylece tanımlamaya başlar. Yalnız bu değişimle Neslihan’ın hikayesine ortak olan izleyici bir çelişkinin içerisine düşer. Başlangıçta beri mi böyle bir yanı vardı yoksa koşullar mı onun evrilmesini sağladı? Böyle bir yanı varsa şayet bu bir dönüşüm olmaktan çıkar ve keşif olarak kişinin kendisini bulması gibi bir yere gelebilir. İki durumla da empati kurabilmek mümkündür.

Neslihan’ın yemeklere karşı tutkusunu tüm metinlerle birlikte ele aldığımızda bilinçaltının bir yansıması olarak değerlendirebiliriz. Ev hanımlarının övünmeyi en çok sevdikleri eylemler yemek ve temizlik yapmaktır hiç şüphesiz. Neslihan’ın sessiz ve her an ezilebilecek gibi bir karaktere sahip olmasından ötürü bu eylemlerden biri ya da birden fazlasını hakkını vererek gerçekleştirdiğinde kendince -ya da başkalarınca- eksik yönlerini kapattığını düşünüyor olabilir. Televizyonda kendisini özdeşleştirdiği kadın dahi bir yemek programı sunucusu. Yanında kimse kalmadığında da eski yaşamını aksatmamak ve içerisinde bulunduğu sıkıntılı durumu hafifletebilmek amacıyla yemek yapıyor. Yemek yapmak burada filmin odak eylemi diyebiliriz. Filmin biçimsel ve anlatısal ilerleyişi yemek üzerinden sürecini tamamlıyor. Tüm tariflerinin filmin tarifine dönüştüğünü söylesek abartmış sayılmayız. Tarif bittiği takdirde film de pişmiş oluyor.

Ne yazık ki herkes toplumda kabul görülmeyi ister. Özellikle Ethem gibi eril bir eşe sahip olan kadınlar kendilerini eşlerinin ve yakın çevrelerinin gözünde iyi bir konumda olmayı arzular. Neslihan karakterinin psikolojisi, tavırları, konuşma biçimi tüm bunlara uygun bir biçimde resmedilmiş. Tabii ki Demet Evgar’ın oyunculuğunun da buna katkısı büyük. Yaşam koşullarımızı düşündüğümüz takdirde Neslihan ile kendisini özdeşleştirebilecek birçok kadının Türkiye’de büyük bir nüfusa sahip olduğunu düşünüyorum.

Film neredeyse tepeden tırnağa ataerkillik üzerine eleştiriler barındırıyor. Başta Ethem olmak üzere erkek karakterler üzerine bir sürü çıkarımlarda bulunabiliriz. Ethem’in konuşma biçimi, sofra üzerinde sergilediği tavırlar, yatakta karısını tatmin edemeyişi ve bunu umursamaması her kadın için dayanılması zor bir evliliğin iz düşümü. Böyle bir temsilin sadece ev içerisinde değil dışarıda da nasıl olduğu tahmin edilebilir kuşkusuz. Mehmet’in karısını aldatıyor oluşu ve birbirleri arasında geçen bazı diyaloglar Ethem’in onların bir temsili niteliğinde olma fikrine yardımcı oluyor.

İki evli adamla da (Ethem, Mehmet) ilişkisi olduğu için öldürülen Meral’in Neslihan’a ölmeden önce ona melek olduğunu ve onları bu duruma o erkeklerin getirdiğini söylemesi bir anlığına da olsa kadın dayanışmasına dönüşüyor. Temelinde baktığımızda Meral’a bazı kısımlarda hak verebilmemiz mümkün ancak bu tamamıyla onu aklayamıyor. Neslihan kadın dayanışmasını birçok kadının yerine hep tek başına gerçekleştiriyor. Bir nevi kendi omuzlarına tüm yükü bindiriyor. Film her karakterle empati kurmamızı istiyor ve bunu başarıyor da. O, yaşamlarını görmezden geldiğimiz ya da yanı başımızda durduğu halde kulak asmadığımız kadınlardan sadece biri.

Sofra Sırları senaryosunda var olan güçlü diyaloglar ve ince bir şekilde işlenmiş olay örgüsü ile karşımıza çıkıyor. Trajik bir olayın içerisindeyken kullanılan diyaloglar filmin kara mizahını ve absürt yönünü güçlendiriyor. Seyircisini kendisine adapte etmeyi başaran bu yöntem ayrıca bütününde gerçekleşen büyük buhranı fark ettiğimizde tuhaflıklar normalleşmeye başlıyor ve hayatın içerisinden gelen absürtlüklerle baş başa kalıyormuş hissine kapılıyoruz. Diyalogların, sinematografinin, müziğin belli nedenler çerçevesinde işleniyor olması ise gerçek bir sinema keyfi sunuyor.

Ümit Ünal’ın özellikle Sofra Sırları ile birlikte Pedro Almodóvar’ın çizgisine yaklaşabileceğini hissediyorum. Kadınların iç dünyası, toplumda kadının konumu, evlilik içerisindeki eşitlik durumu, ataerkillik gibi önemli meseleleri işleme biçimleri ile de birbirlerine benziyorlar. Benzer yapımlara Ümit Ünal imza atarsa ikisini birlikte anmak mümkün olabilir.

Reviews

  • Yönetmenlik 7
  • Senaryo7
  • Sinematografi7
  • Oyunculuk9
  • Müzik7
  • 7.4

    Score

User Rating: 4.5 ( 1 Votes )


mm

Dünyadaki tüm samimi insanları alıp yeni bir gezegene geçiş yollarını arıyor. Kafası karışık kafası.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir