Hollywood; son birkaç yılda teknolojinin ve sinema sektörünün gelişmesiyle eski filmleri yeniden uyarlayarak önümüze çıkarıyor. Bunlardan bazıları gerçekten iyiyken, üzerine yeni taşlar koyabiliyorken bazıları orjinalini aratacak kadar kötü oluyor. 2018 yılı da 2 korku klasiğinin yeniden karşımıza çıktığı bir sene oldu: Halloween ve Suspiria. Suspiria için geri sayım hala devam ediyor. Duyurulmasıyla beraber ciddi heyecan yaratan filmlerden Halloween’i ise sonunda izleme fırsatına eriştik. Fakat büyük bir heyecanla girdiğim salondan ağzımda tek bir cümle ile ayrıldım: Gözünü sevdiğimin John Carpenter’ı!

Konusuna değinecek olursak… 2018 model Halloween, Carpenter’ın 78’deki ilk filmi hariç hiçbir filmle bağlantı kurmuyor. 40 yıl sonra, Michael Myers’ı ziyarete gelen ve onun hakkında haber yapmak isteyen 2 gazeteci ile başlayan film, Myers’ın bir şekilde tüm otobüsü devirip kaçmasıyla devam ediyor. Sonrasında da Myers, önüne gelen herkesi öldürüyor, ta ki eski aşkı Laurie Strode’a ulaşana kadar.

Filmin yaratıcısı John Carpenter’ın da yapımcılar arasında olması, hatta yıllar sonra müziklerini yapmaya geri dönmesi bende ciddi bir heyecan uyandırmıştı. Carpenter işin içinde varsa mutlaka iyi bir film olacaktır, demiştim. Tabii fragmanı görene kadar. Daha fragmanından vasat bir film olacağının haberini veren film maalesef beni yanıltmadı ve beklediğim gibi serinin bana göre en kötü filmi çıktı. Buradan, Rob Zombie’ye edilen bütün lafları kınıyorum.

2018 yılında 70’ler havası ile başlayan film, ileride “evet, güzel bir film bizi bekliyor” izlenimi verse de Myers’ın firarı ile film mantık adına her şeyi köşeye bırakıp sıralı bir klişe bombardımanına dönüşüyor. Öyle ki filmde bazı şeyler seyirciyle alay edercesine mantıktan uzak. Sadece yürüyerek insan öldüren Myers’ın ışınlanırcasına hareket etmesi, kurşunlara kafa atması, kurşunlar ile ölmeyip bir araba çarpması ile bayılması gibi alabildiğine acayiplikler sırasıyla dizilmeye başlıyor. Maskesi belli olan bir “katilin” küçücük kasabada bir türlü yakalanamaması, kimsenin onu görmemesi, eli silah tutan herkesin gerizekalı olması gibi überkulade saçmalıklar mevcut. Şerif karakterinin merdivenden indiğini gördüğü Myers’a ateş etmek yerine havaya ateş ettiği sahnede zaten film benim için teknik olarak bitmişti.

Rob Zombie’nin Halloween filmleri için “Myers karakteri bu değil” gibi eleştiriler yapılmıştı. Özünden uzaklaştığını söylemişlerdi. İlginçtir, yapılan eleştirilerin 2 katı bu filmde mevcut. Önüne geleni öldüren, sadece bir katil olarak karşımıza çıkan bir Myers var. Tamam, slasher fantazisi ile süslenmiş bir filme dönüştürülmüş, o da olur. Ama öldürdüğü insanların ağır klişelerle ölmesi gerçekten can sıkıcı. Kaçarken ayağı kayan mı istersiniz, pelerini takılan mı dilersiniz yoksa devasa bir adamın adımlarını duyamayacak kadar aptal polisleri mi yeğlersiniz? Sinemada klişe kimi zaman gereklidir. Yok artık denilen birçok sahne gördük şu güne kadar. Fakat hepsini bir filme toplayıp bunu “işte yeni Halloween” diye sunmak, bana göre seyirci ile dalga geçmekten başka bir şey değil.

Film bir ara zaten Testere serisinin paralele evrenine dönüşü veriyor. Final sahnesindeki “aptallığı” da spoiler olmaması için söylemek istemiyorum. Çekimleri ve oyunculukları orta halli bir film olsa da, senaryo, ah o senaryo maalesef amacından sapmış ve oldukça gereksiz şeylerle dolmuş. Klişeleri kullanmak yerine tamamen klişeden bir film çıkarılmış olması da seyircinin aklına hakaret gibi. Ama şunu yanlış anlamayın: Beklenti oluşturup karşılayamama gibi bir durum söz konusu değil. Film, kendi içinde koca bir saçmalık. Film hakkında söyleyebileceğim tek güzel şey Haluk Bilginer’in varlığı. Kendisini yabancı bir projede ilk defa böylesine dolu dolu görebilmiş olmak beni sevindirdi. Özetle… Derseniz ki ben klişeleri seviyorum, kaçan insanların ayağının kayıp düşmesini normal buluyorum, o zaman sahne sizin. Buyrun beyaz perdeye.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın