Delilik her zaman kişiliğin çökmesi olarak anlaşılmak zorunda değil. Bir büyük atılım olarak da düşünülebilir. Tutsaklık ve varoluşçu ölüm olduğu kadar, özgürleşme ve yeniden doğuşun da tohumlarını taşıyor olabilir.

DC Comics’in çizgi roman evrenine kazandırdığı bu karakter, yıllar geçtikçe bazılarımız tarafından Batman’in bile önünde olan bir fenomene dönüştü. Çizgi romanlarda, animasyonlarda, oyunlarda ve filmlerde birçok farklı sanatçı tarafından tekrar yorumlanan Joker karakteri; her defasında bize farklı duygular yaşatsa da, karakterin bize ortak olarak gösterdiği tek bir olgu oldu. Delilik…

Joaquin Phoenix’li Joker filmi, ilk haberi aldığımız andan itibaren büyük bir merak uyandırdı. Yönetmen koltuğunda Todd Phillips’in oturacağı bu film öncesinde gelin hep beraber bize ne vadettiğine bakalım…

Yazının başında da bahsettiğim gibi; delilik ve Joker’i birbirine tamamlayan bir fragman var elimizde. Jimmy Durante’in Smile şarkısının eşliğinde gerilimin yükseldiği, Arthur Fleck’in normallik ve delilik arasındaki dönüşümünü izliyoruz. Bu dönüşümü; fragmanda yer alan Arthur’un bir deftere yazdığı ”zihinsel hastalığa sahip olmanın en kötü yanı, insanların senden hasta değilmişsin gibi davranmanı beklemesi” yazısı ile çok net hissedebiliriz. Öncesinde çıkan dedikodulardaki gibi filmin ‘The Killing Joke’dan esinlenildiğini gösteren bir tema var. Karanlık ve dram yükünün ağır olduğu ise aşikar. Marvel’ın; Logan filmi ile yakaladığı dramın ağır bastığı çizgi roman uyarlaması yapımı sanırım DC, bu film ile yakalayacak. Ve gelelim o muhteşem kahkahaya. İşte gerçekten Joaquin Phoenix’in bu rolün altından kalkacağını o muhteşem Joker’e has kahkahasıyla hissedebiliyorsunuz. Fragmanı izlerken; kuralları olmayan, mutlak kötü karakterimizin tamamen tersi olan Batman’i görmek bizi sevindirebilirdi fakat bu bir solo Joker filmi. Bunları konuşmak için erken fakat Joaquin Phoenix’in karşısında bir Batman görmenin düşüncesi şahsen heyecanlandıran bir durum. Umalım ki bu iki karakterin tekrar buluşmasında taraflardan biri, izleyeceğimiz Phoenix’in Joker’i olsun. Sonuç olarak sinematografisi ve oyunculukları ile bize efsane bir film beklentisi yarattığını kabul edelim.

Son olarak Heath Ledger’dan bahsetmek istiyorum. Joker söz konusu ise Ledger’dan bahsetmemek ustanın anısına saygısızlık olurdu. Seviyeyi öyle bir noktaya çıkardı ki, oyunculuğunu izleyen herkes onunla beraber bu rolün bir daha bu denli izlenebilecek bir seviyeye gelemeyeceğini düşündü. Sinema severler; 2016 yılında çıkan Suicide Squad filmindeki, Jared Leto’nun canlandırdığı Joker’i görünce ise bu düşüncede ne kadar haklı olduklarını anladılar. Fakat gözden kaçan nokta ise karakterin sadece oyunculuk ile bitmediği gerçeğiydi. Nolan’ın serisi, Ledger için bulunmaz bir nimetti. Oyunculuğunu en üst seviyeye çıkarmasında en az kendi başarısı kadar Christopher Nolan da etkin rol oynadı. Ortaya çıkan bu uyum bize kültleşmiş bir karakter verdi. Leto’da yakalanamayan bu uyumun, Phoenix ve Todd Phillips de yakalanacağını düşünüyorum. Kıyaslama yapmanın doğru olmayacağını; Ledger’ın, belki de sinema tarihinin en büyük oyuncularından birisi olan Jack Nicholson’dan sonra Joker’i oynayıp, kendini bize hayran bırakmasından anlayabiliriz.

Yazımı; Alan Moore’un yazıp İngiliz çizer Brian Bolland’ın çizdiği, en iyi Batman hikayelerinden biri olarak gösterilen The Killing Joke’daki o muhteşem söz ile bitirmek istiyorum.

Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir kötü gün yeterli…

HA HA HA !

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın