“İddialı olduğum bir konu değil yazmak. Ayaklarımın olması gibi dilimin dönmesi gibi birde kalemim dönüyormuş. Yani aslında hem o kadar sıradan, hem de diğer duyularımın işliyor açık olması kadar da aslında büyülü bir şey.”

Yazmak fikrini bu sözleriyle bize ulaştıran Mine Söğüt’le olacağız bugün. Yazdığı cümlelerin hemen hepsinde de ya bir cümle olarak ya da bir sayfa olarak ‘neden?’ sorusuna takılır hep. Hiçbir yere vardırmayan sorudur bu. Yazdıklarında, cevabı ararken gittiğimiz yoldur belki de aradığınız şey der. Hayatı sorgularken de insanın rahme düşüşünden ölümüne kadar her şey belirsizdir, bu belirsizliğe kader denir ve kaderiniz belirsizken neden sevmeyelim ki belirsizliği diyerek ekler. Söğüt’ün kitaplarını okurken paketlenmiş bir şekilde size sunulan bir fikir yoktur. Anlamları ancak kazınarak bulunabilir. Yaşamını dayatılan tüm ideolojilere karşı çıkarak sürdüren Mine Söğüt’ün “Deli Kadın Hikâyeleri” kitabına yer verelim istedik.

“Şimdi seninle bir yolculuğa çıkacağız; yalnız, yolculuk boyunca gözlerin, kafası kesilecek bir kurban tedirginliğiyle bağlı olacak. Var mısın? Yokum diyemeyeceksin, çünkü öyle bir özgürlüğün yok. Aynı toplumda, aynı coğrafyada yaşayanlar aynı kaderi yaşamaya mahkûmdur. Yaşayacaksın. Unutma ki, gözleri görmeyen insanlar, daha iyi duyarlar. Hassas olur kulakları… Sen de hassaslaşacaksın. Kalbinin en sakin zamanlarında dahi attığı sesi duyabilir misin? Duyacaksın. Damarlarından geçen kanın nasıl aktığını duyabilir misin? Duyacaksın. Öyle ya… Gözlerin kapalıysa, kulaklarını açacaksın.”

Yapı Kredi Yayınları’ndan okurla buluşan eser 21 tane öyküden oluşmaktadır. Kitapla ilk karşılaşmada içerisinde yer alan fotoğraflar kitabı tanıtmaya başlar. Bu ön söz niteliğindeki fotoğraflar (eşi) Bahadır Baruter adına aittir. Bu fotoğraflara (kadınlar) ürkmeden bakmayı sürdürenler eserlere birçok anlam yükleyebilir. Ayrıca kitabın kaliteli basım ve baskısı gözden kaçmamaktadır. 176 sayfadan oluşan eser bir gün ayrılarak okunabilecek akıcılığa sahiptir.

“Sen deli olmayan kadın gördün mü koca kafa? Görmediysen az bekle ve delirdiğini kendi gözlerinle izle. Çünkü deli olmayan kadın yoktur, henüz yeteri kadar delirtilmemiş kadın vardır…”

21 öykü boyunca kitapta deliren, çıldıran ve kendini yok etme içgüdüsü ile tanıtılan kadınlar yer alır. Kadınlar kimi zaman anne, kimi zaman anane veya başkasının kızı şeklinde yer edinmiştir. Aile kavramı hep huzur içeren bir kalıp iken Mine Söğüt’ün öykülerinde bir yük gibi addedilir. İnsan sürekli mutlu olamaz. Bunun sürekli istenmesi de bir dayatmadır. Ve bu dayatılamaz. Aslında istenen belki de huzurdur. Bu şekilde ifadelere yer veren Söğüt’ün ‘huzur’ kavramına bu öykülerde küstüğü düşünülebilir. Bir insan amansız yalnız olabilir mi? Bu hikayelerde mümkündür. Sayfaları merakla çevirdikçe bir kasvet bulutu çökmektedir. Ardından bir miktar hüzünle eşlik edebilir okurlara. Belki burada bir günde bitirilebilir ifadesini geri almamız gerekebilir. Kasvetin ağır gelebileceği okurlar için günde bir öykü kâfi olacaktır. O günü etkisi altında bırakabilecek büyüye sahiptir yalnızca bir öykü.

“Yolculuğumuz sona erdi. Şimdi gözlerini açabilirsin. Korkma, karanlığa alıştığı gibi ışığa da alışacak; ama bu kez de kulakların tıkanacak. Duymayacaksın. Vicdanının sessizliği bu… Önceden duyduklarınla, şimdi göreceklerini ilişkilendireceksin. Aklın yetiyorsa izleyecek, yüreğin kaldırıyorsa okuyacaksın.”

Devam eden satırlar boğazına yapışıp soluğu keserken, akıla “böyle bir hayat var mıdır?” sorusu soluk aldırmamaktadır. Sonrasında kesin vardır gerçeği hayatta yer bulmaktadır. Yüzyılın bilmen kaç olması, farkındalık yaratmadan hala kadına şiddeti konuşmak bayalığına bir kez daha dem vurmak için bu 21 deli kadının öyküsünü seçtik. Tekrarın bitmesi ümidini beslesin diye ve artık olmasın çağrısıyla ‘Deli Kadın Hikâyeleri’ kitabını tavsiye olarak bırakıyoruz. Tüm çirkinliklerden yalnız okumak kurtaracak. Farkında okumalar dileriz!

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın