Yapraklar Evi Mark Z. Danielewski tarafından yazılmış kurgu bir roman olmasına rağmen, kitabın ilk sayfasında karşımıza bir başka yazar adı daha çıkıyor. Bu yazar: Zampano. Zampano 80 yaşında, gözleri görmeyen, yalnız başına yaşayan bir insandır. Yapraklar Evi kitabını da farklı kılan şey işte tam da budur. Kitap içinde kitap, metin içinde metin, hatta yazar içinde yazar. Peki Zampano neyi yazmıştır? Onun yazdığı şey yaklaşık 600 sayfalık bir metin olan Navidson Kaydı’dır. İnternette video paylaşım sitelerinden Navidson Record şeklinde yapılacak aramalarda bu kayda dair çok sayıda videoya rastlamamız mümkün. Kitabın başlarında Johnny Truant adında bir başka kişinin yazdığı bir önsöz çıkar karşımıza. Johnny Truant da tıpkı Zampano gibi Yapraklar Evi’nin sayfalarını çevirdikçe bize eşlik eden bir diğer yazardır aslında. Onun hikayesi nedir peki?

Johnny Truant bir dövmecide çalışan, striptizci bir kıza aşık olan, annesi psikolojik sorunlar yaşayan -bunu kitabın sonlarında annesinin ona yazdığı mektuplarda çok net bir şekilde görürüz- genç bir bireydir ve kalabileceği bir ev aramaktadır. Arkadaşı Lude’un ona bir ev bulmasıyla ki bu ev Zampano’ya ait olan evdir, hikaye yavaş yavaş şekillenmeye başlar. Zampano evinde ölmüştür ve onun tarafından yazıldığı tespit edilen bir takım dosyaları Johnny Truant gün yüzüne çıkarmıştır. İşte bu dosyalar Navidson Kaydı’dır. Zampano, Navidson Kaydı’nda neler anlatmaktadır? Kısaca belirtmek gerekirse, Karen ve Will Navidson ile onların çocukları Disy ve Chad’in Ash Tree Lane’de yeni taşındıkları bir evde başlarına gelen tuhaf, inanılması imkansız olaylar silsilesidir. Navidson Kaydı da adını bu aileden almaktadır zaten. Bu kayıtta evin içine yerleştirilen kameralarla ailenin geçirdiği süreçleri okuruz. Evin insanlar üzerindeki etkisini kayıtlardan bir bir öğreniriz. Başlangıçta sıradan bir ev gibi görünse de aslında bu ev öyle sıradan bir ev değildir. Ev, adeta sakinlerine fiziksel harekette bulunmaktadır. Doğası ve boyutları sürekli değişmektedir. Kah daralmakta, kah genişlemektedir ev. Sarmal merdivenler, beş buçuk dakikalık koridor bunların en önemlileridir.

Kısacası bu ev tam bir umutsuz vakadır, yapısal açıdan imkansızdır, kendi kendine çoğalan koridorlara sahiptir. Will Navidson içindeki araştırmacı ve merak duygusuna yenik düşmüş, bir gün bu koridorları keşfe çıkmıştır. Bu ilk keşif neredeyse onun ölümle burun buruna gelmesine sebep olmuştur. Tek başlarına bu işin üstesinden gelemeyeceklerini anlamalarıyla alanında uzman kişileri, evi keşfetmeye ve incelemeye çağırmışlardır. Bu kişiler Will’in ikiz kardeşi Tom, Halloway, Jed ve Wax’dir. Bir de tekerlekli sandalyeye mahkum Reston vardır tabii. Kitabı okudukça evin bu insanlar üzerindeki etkilerini dehşetle takip ederiz. Örneğin Halloway ölüm saçan ve intihara meyilli birine dönüşmüştür. Tom, her şeyi unutmak için kendini içkiye vermiştir. Keza Tom’un başına gelenleri gözlerimiz dolarak okuyacağız. Yine ev Karen üzerinde çok büyük yaraların açılmasına sebep olmuştur. Çocuklarıyla kaçtığını ve kocasını kendisinden uzaklaştırışını görürüz. Yapraklar Evi’nde işte bu insanların evi keşfe dair yaptıkları çalışmalar ve video kayıtlarını okuruz. Tüm bunları Zampano yazmıştır.

Daralan ve genişleyen koridorlar misali metnin de kimi yerlerde daraldığını kimi yerlerde genişlediğini kimi yerlerde ise kocaman bir boşluktan ibaret olduğunu görürüz. Kitabın sonuna doğru evin sakinleri olan Will Navidson ve Karen’in bu süreci nasıl tamamladıklarını öğreniriz. Özellikle Will Navidson’un bu süreçten etkilenme durumu fiziksel ve psikolojik anlamda en ağırıdır bana göre. Kitabın ekler bölümlerinde ise çeşitli fotoğraflar, şiirler ve mektuplarla karşılaşırız. Şunu söyleyebilirim ki hiçbir satırını dahi heba etmeyeceğiniz bir okuma deneyimi yaşamak istiyorsanız Yapraklar Evi tam da size göre. Bakmayın kitabın ilk cümlesinin BU SANA GÖRE DEĞİL oluşuna. Etiket fiyatının neden bu denli yüksek oluşunu kitabı elinize aldığınızda ve bitirdiğinizde daha iyi anlayacaksınız.

Son bir şey daha söyleyerek incelememi noktalamak istiyorum. Açlıktan ölmek üzere olan kız çocuğu ve onu yemek üzere bekleyen akbaba fotoğrafını bilirsiniz. Fotoğrafı çeken kişiye 1994 yılında Pulitzer ödülü ve haber ödülünü kazandıran o meşhur fotoğraf. İşte o fotoğrafın hikayesi ve Yapraklar Evi’nde kendisine nasıl bir yer buluşunu da son sayfalarda hayrete düşerek okuyacaksınız.

* Bu yazı Ramazan Özkul’a aittir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın