2017’de duyurusu yapılan A Star is Born, Lady Gaga’nın ilk defa bir filmde başrolü oynayacak olması ve Bradley Cooper’ın filmi yönetecek olmasından ötürü epey bir ses getirdi. Robert Rodriguez’in filmlerinde ufak rollerde yer alan ve American Horror Story’de büyük rollerde kendini gösteren Lady Gaga ya da esas adıyla Stefani Germanotta’nın ne kadar yetenekli olduğunu görmüştük. Oldukça alakasız bir ikilinin başrolleri alması da tabii ki filmi ilgi çekici kıldı. Açılışını Venedik Film Festivali’nde yapan film için Oscar dedikoduları var. Bu dedikoduların hepsine katılarak, filmin, 2018’de izlediğim en iyi filmlerden biri olduğunu belirtmek istiyorum.

Kısaca konusuna değinirsek… Ünlü bir Country şarkıcısı olan Jackson Maine, konser sonrası içki bulabileceği ilk bara dalar ve orada La Vie en Rose söyleyen Ally ile karşılaşır. Ally’nin sesinden fazlasıyla etkilenen Jackson, Ally’nin şarkıcı olma hayallerini gerçekleştirmek için sahnede yanına bir mikrofon daha koyar. Böylece hem bir ilişkinin başlangıcı olur hem de Ally’nin kariyeri bir daha durmayacak şekilde başlamış olur.

Film, birçok klasik yükseliş hikayesindeki klişeleri bertaraf ediyor. Müziği sadece müzik olarak değil, söylenecek sözü olanların yaptığı bir sanat olarak anlatan film, ikinci yarıdan itibaren endüstriyel müziğin söyleyecek sözü olanları zamanla nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Jackson, anlatacağı hikayeleri olduğundan müzik yapan ve bunu gerçekten de iyi yapan biridir. Özünde bir hikaye anlatıcısıdır. Derdini şarkı yaparak anlatır. Aynı zamanda alkolik ve uyuşturucu bağımlısıdır. Kendisini canlandıran Bradley Cooper da aynı şekilde alkolik ve uyuşturucu bağımlısıydı. Jackson, bir restorantta garsonluk yapan Ally’nin anlatmak isteyeceği hikayelerinin olduğuna ilk geceden ikna olup onu turnesinin bir parçası yapar. Beraber Coachella’da bile şarkı söyleyecek kadar gezerler.

Bu turne sırasında Jackson, sesine ve fikirlerine aşık olduğu kadın ile iyice yakınlaşır. Beraber yazarlar, beraber söylerler, beraber yerler. Gördüklerini, yaşadıklarını şarkı sözlerine döküp, bunu binlerce insana ulaştırırlar. Beraber söyledikleri her konser sonrası Jackson’a “eskisi gibiydin” denilir. Jackson, Ally sayesinde kendini bulur, düzelir. Ta ki bir menajer ortaya çıkıp Ally’ye albüm teklifi yapana kadar. Menajere kadar bir “sesleniş” şekli olarak gösterilen müzik bir anda endüstriyel bir “şeye” dönüşür. Değişen tek şey de müzik olmaz. Jackson da, müzikle beraber yokolmaya başlar.

Ally’nin duygusal, derin, dokunaklı müzikleri bir anda iğrenç bir pop müziğine dönüşür. Şarkı sözlerindeki satırlar azaları, kelimeler uçar gider. Ünlü olmak adına menajerin her dediğini yapan Ally önce sahne gösterisini ardından görünüşünü değiştirir. Jackson ise uyumlu kocayı oynamasına rağmen içten içe bunu kabul edemez. Müzik, onun için anlatım dilidir. Kendini ifade etme şeklidir. Fakat onun grubunun düşüşü, saçma yerlerde iş teklifleri alması, Ally’nin acayip bir tarza kayışı ve bu tarz ile ciddi bir üne ulaşması, Jackson’ı içten içe bitirir. Ally, onun için tanınmaz bir hal alır ama sevgisinden ötürü hiçbir zaman gerçekleri tam olarak söyleyemedi. En sonunda da bu onu intihara sürükledi.

A Star is Born, klasik yükseliş sonrası kavga, ayrılma hikayesi, ardından birinin pişman olup geri dönmesi gibi bir hikaye anlatmıyor. Oldukça gerçekçi bir anlatımı olan filmin tek derdi: Müzik. Jackson, problemleri olan ama anlatacakları olan birini canlandırırken Ally karşımıza geleceği parlak bir kız olarak çıkıp zamanla bir canavara dönüşüyor. Bunu gözümüze gözümüze sokmadan gösteren film Ally’nin ün uğruna değişimini bir süreç olarak anlatıyor. Müzikal filmlerde genel itibariyle danslar, kareografiler ön planladır ama A Star is Born, konser izler gibi sadece müziğe odaklanıyor. Bize, saf müziğin nasıl zamanla kirlendiğini anlatıyor. Ally, aslında -benim için- filmin kötü kahramanı.

Muhteşem bir ikili olan Bradley Cooper ve Lady Gaga, büyük ihtimal Oscar maratonunda yerini alacaktır. Filmin, müzik dalında adaylıklar çıkartacağına kesin gözüyle baksam da oyunculuk ya da uyarlama senaryo dallarında da yer bulabileceğini düşünüyorum. Bradley Cooper’ın ilk yönetmenlik deneyimi olduğunu da düşünürsek ortada çok başarılı bir iş var. Dramatize etmeden, göze sokmadan, klişelerden uzak bir şekilde anlatılan müzik sektörünün önce güzel, naif tarafını; ardından pis, çirkin tarafını görüyoruz. Filmin içinde bun katlanamayan bir adamı ve şöhret uğruna her şeyi yapan bir kadını izliyoruz. Müziğe doymak, çok iyi iki oyunculuk izlemek ve Amerikan müzik sektörünün gerçeklerini abartısız izlemek istiyorsanız A Star is Born’u mutlaka izlemelisiniz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın