“Hakikaten bugün doğum günüm müydü ya?”

Beş yıl önce müziğe, sevenlerine ve dünyaya veda eden Müslüm Gürses ardında büyük bir sızı ve tonlarca kıymetli şarkı bıraktı. Ölümünü öğrenen başta sadık kitlesi olmak üzere sanat dünyasındaki birçok önemli isim soluğu anında cenazesinde aldı. Cenaze törenine katılım sayısı oldukça fazlaydı. Sevenleri her ölüm yıl dönümünde onu anmak, yalnız olmadığını ve unutulmadığını hissettirmek için mezarını ziyaret etmeyi unutmuyor.

Asıl adı Müslüm Akbaş ve Türkmen asıllı olan Müslüm Gürses, 7 Mayıs 1953’te Şanlıurfa’da Fıstıközü köyünde, kerpiç bir evde ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Mehmet Akbaş ve annesi Emine Akbaş çiftçilik yaparak geçimlerini sürdürüyorlardı. Babası, garip ve agresif bir adamdır. Annesi ise sessiz, kendi halinde bir kadındır. Ayrıca Zeyno adında bir kız kardeşe ve Ahmet adında bir erkek kardeşe sahipti. Dönemin ekonomik koşullarını da göz önüne aldığımızda maddi anlamda sıkıntılar çeken aile Müslüm Gürses üç yaşında iken Adana’ya göçmek zorunda kalır. O dönemde tarımla uğraşan insanların uğrak şehri Adana olduğu için orayı seçmişlerdir ve üç çocuklu anne-baba Şanlıurfa’nın şartları altında yaşamakta zorluk yaşıyorlardır.

Mahallede arkadaşlarına şarkı söylerken sesini duyan ustası Günaydın Can Gürgen, Müslüm Gürses’i keşfeden ilk kişi olur. Ona zorla Sevda Yüklü Kervanlar şarkısını ezberletir. Müzik serüveni Sevda Yüklü Kervanlar şarkısıyla başlar diyebiliriz. Tam on iki yaşında iken Adana’da bir aile çay bahçesinde düzenlenen ses yarışmasına -ustasının aracılığıyla- katılmak için başvurur. Babası terzi olmasını istediği için yarışma fikrine karşı çıkar. Müslüm gitmekte kararlıdır. Hatta yarışmada giyebilmesi için bit pazarından kendisine kıyafet alır. Yarışmanın yapılacağı günün önceki gecesinde katılmaktan vazgeçsin diye babası o uyurken saçlarını keser. Fakat bu da onu yıldırmaz. Umursamadan gider ve böylece farklı bir hayatın kapıları ardına kadar açılacaktır. Yarışmada birinciliği kazanır. Aynı zamanda Halkevi’nde müzik eğitimi almaya başlar.

Ve hayatının belki de en büyük trajedisini yaşar: Babası, annesini öldürür. Annesinin acısı henüz çok tazeyken kardeşi Ahmet’i de toprağa gömer. Karamsar bir çocuk olmasının yanı sıra en yakınlarını kaybetmesiyle iyicene içe dönük birine dönüşmeye başlar. Kendisini iyileştirmese de uyuşturan tek şeye adar: Müziğe. Küçük yaşta gördüğü büyük yıkımları şarkı sözlerine ve bestelerine yansıtır. Yaşamı boyunca şarkılarında hayatın adaletsizliğinden, kaderin cilvesinden dem vurması boşuna değildir. Aynı anda annesini, babasını ve erkek kardeşini kaybetmiştir. Sözlerini Sezen Aksu’nun yazdığı “Ağlama Anne” adlı şarkısını söylediğinde adeta annesine, kayıplarına, tüm yaralarına yani yıllar öncesine seslenir:

Sen ne olur çocukluğumu sakla
Tek kalan bu elimde avucumda
Ağlama anne benim için ağlama

Her birimiz başka bir hikaye anne
Bu ayrılıklar niye
Sen yine bir ninni söyle bana
Yavrum uyusun da büyüsün diye”

Babası uzun süre hapishanede yatar. Yıllarca onu görmeye gitmez. Sadece askere gitmeden evvel bir kez ziyaret eder. Cezası bittiğinde ise babası Şanlıurfa’ya döner. Bir kadınla evlenir ve çay evinde çalışarak kendisine yeni bir hayat kurar. Müslüm Gürses ile babasının ilişkisi birçok kez gazetelere manşet olmuştur. Babası kameralar aracılığıyla ona sitem etmiştir. Benim Müslüm diye oğlum yok demişliği dahi vardır. Fakat her zaman “Hadise kan değil, gül” diyen Müslüm baba yine de maddi yardımını babasından esirgemez. Babası vefat ettikten sonra cenazesine ilk giden kişidir. Yıllar önce çocukluğunu elinden alan adamı belki de ancak öldükten sonra affedebilmiştir. Bu sebeple ailesiyle ilgili her şeyi bir sır olarak saklamıştır. Annesini öldürenin babası olduğu bile çok uzun zaman sonra medyalar tarafından keşfedilmiştir. Bu konuda hiç kimsenin röportajını kabul etmez.

Yarışmada birinci olduktan sonra aynı çay bahçesinden şarkı söylemesi için teklif alır. Kısa süreliğine de olsa mikrofonuyla sahnelerde birçok insanın iç sesi olur. Ama sonradan müziğe küsüp terziliğe dönmek zorunda kalır. Ta ki bir gazinoda bağlama çalan arkadaşı, hasta olan assolist Sadık Altınmeşe’nin yerine onun sahneye çıkmasını isteyene kadar. Müziğe tam anlamıyla başlaması bu noktadan sonra gerçekleşir. Artık son nefesine kadar mikrofonu elinden bırakmayacaktır.

Zaman hiç belli olmaz gün doğmadan neler doğar
Talih kuşu bir gün döner şaşırır bize konar”

TRT-Adana-Çukurova Radyosu’nda her hafta cumartesi günü canlı olarak türküler söylemeye başlar. Soyadını “Gürses” olarak değiştirmesi de radyo zamanında gerçekleşir. 1968 yılında, ilk plağı Adana Ömür Plak’ta basılan Emmioğlu/Ovada Taşa Basma çıkartılır. Aradan çok uzun bir süre geçmeden 1969 yılında Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma plağı tam üç yüz bin adet satarak rekor kırar. Artık tanınan biri haline gelir. Sadık kitlesinin ilk meyvesini böylelikle toplar.

Ölümle Yaşam Arası

1978’de geçirdiği trafik kazası ölümle yaşam arasında gidip gelmesine sebep olur. Tarsus- Adana yolunda şoförünün uyuya kalması sonucunda büyük bir kaza yaşanır. Şoför hayatını kaybeder ve Müslüm Gürses’in de öldüğünü zannederler. Morga kaldırıldığında gözlerini açar ve son dakika ölmediği anlaşılır. Hemen ameliyata alınır ve başına beynini koruması için plaka takılır. Bu kaza ve ameliyat sonrası hayatında çok büyük değişiklikler meydana gelir: Koku alma duyusunu yitirir, duyma yetisi yüzde elliye kadar düşer, baş ağrıları artık en yakın arkadaşları olur. Yaşamı boyunca kendisine dikkat etmesi gerekmektedir. En ufak bir darbe ile ölebilme ihtimali vardır. Müslüm baba bir kez daha kaderin cilvesiyle karşı karşıya gelir. Ölüm düşüncesi sürekli beyninin bir yerinde vardır. Ölümle yaşamayı öğrenmeye çalışır. Aslında çoğu insanın yapması gereken şey bir kaza ile onun önüne sürülür. Ölüm ve hastalık korkusu o dönemde yaptığı şarkılara yansır.

Sinema Akımına Kapılması

1960-80’ler sinemaya şarkıcıların oyuncu olarak akın ettiği yıllardır. Dönemin müzisyenleri İbrahim Tatlıses, Zeki Müren, Cem Karaca ve daha nice önemli müzisyen beyaz perdede görünmeye başlar. Halk şarkılarını dinlediği kişileri filmlerde izlerken ilginç bir şekilde daha doyurucu bir hisse ulaşıyordur. O sebeple yapımcılar da soluğu böyle filmler çekerek alır. Tabii buna katlanamayıp daha ilk filmle sinema kariyerine bir süreliğine de olsa son verenler de vardır: Misal Cem Karaca.

Müslüm Gürses de kısa zamanda bu akıma bulaşır. Fakat dönem genellikle kötü filmlerin yapıldığı çerezlik bir dönem olduğu için örnek videoda görebileceğiniz gibi ortaya birçok komik diyaloglu filmler çıkar. Kötü diyaloglar, kötü oyunculuklar, mantık hataları filmlerin içerisinde at koşturmaktadır. Müslüm Gürses, büyülü feneri sever ve film yapmaya devam eder. O dönemde genellikle acı, ızdırap dolu yaşamların baş karakteri olarak karşımıza çıkar. Filmlerde adaletsizlik, aşk acısı, ihanet vb. temalar hat safhadadır. 80 ve 90 yılları arasında çok kez filmlerde yer alır. Sonra on yıl gibi bir süre ara verir. Ardından tekrar döndüğünde ise diğer filmlerden farklı olarak komedi filmlerinde de rol almaya başlar.

Asıl Dönüm Noktası: Muhterem Nur

1982 yılında Adana turnesinde ilk kez tanıştığı bir kadınla “sahneye ilk kim çıkacak” kavgası eder. O kişi hayat arkadaşı Muhterem Nur’dan başkası değildir. Muhterem Nur, aynı zamanda tam o sıralarda sinemalarda severek izlediği bir oyuncudur. Beraber olduktan sonra Müslüm Gürses’in isteği üzerine sanat yaşamına son verir. Hayatı boyunca mutluluktan uzak kalmış olan Müslüm baba belki de ilk kez mutluluğu bu kadınla beraber tatmıştır. “Esrarlı Gözler” şarkısı Muhterem Nur için yazılmıştır.

Aşkı hemde neşeyi tattırmıştın sen bana
Mutsuz bir insandım ben mutluluk verdin bana

Zaman geçmek bilmiyor seni görmediğim an
Dünyam cennet oluyor benim olduğun zaman”

Bir Bilet Alana Bir Jilet Bedava

Evet, izlediğiniz videodaki haber Zaytung’tan değil. Videoda söylenen şeyler tamamıyla gerçek! Müslüm Gürses konserlerinin çoğu insanların kendilerini hatta birbirlerini jiletlemeleriyle son buluyordu. Onun kitlesi şarkıları sadece dinlemekle kalmayıp yaşıyorlardı. Ve bunu dışa vurumlarının sonu genellikle şiddete varıyordu. Bu durumdan sürekli şikayetçi olduğunu dile getiren Müslüm baba kendilerine zarar vermeye çalışan hayranlarına şöyle seslenmiştir:

Onlar geçti artık. Ben gerek şarkılarımla gerek sözlerimle onları telkin etmeye çalıştım. Herhalde o tuttu. Gerek yok yani kendine zarar vermeye, saldırganlığa. Ortada bir emek var, şarkı var, orkestra var. Biz bütün samimiyetimizle güzellikleri sergiliyoruz. Sen çıkıp orada ne bileyim kendi iç dünyandaki rahatsızlıkları bizim yaptığımız güzelliklerle bağdaştırıyor ve işi menfiye çeviriyorsun. Ne anlamı var, ne gereği var?”

Arabesk Kültürü İçerisindeki Konumu

O dönemlerde arabesk şarkıları genellikle minibüs şarkıları olarak geçmekteydi. Fakat onun şarkıları minibüslerden çok işçilerin, alt sınıfın barındığı yerlerde çalıyordu. Tamirhanelerde, atölyelerde; sesin kısılmadığı, sigara dumanının azalmadığı ve alkol kokusunun her yere yayıldığı tüm mekanlarda bir Müslüm Gürses şarkısıyla karşılaşabiliyordunuz. Bu bağlamda farklı kulvarlarda olmalarına rağmen hayran kitleleri bakımından Cem Karaca ile birbirlerine benzetiyorum. Çünkü her ikisi de ezilenlerin, kaybedenlerin sesi oldular. Hala da öyleler.

Birçok sosyolog arabeskin en yumuşak ucunda Hakkı Bulut, en sert ucunda ise Müslüm Gürses’in bulunduğunu söylüyor. Ve bu kültürü dolayısıyla da Müslüm Gürses’i yakından inceliyorlar. Bir yerde o, toplumun aynası olarak görülüyor. Milyonlarca insanın cesaret edip söyleyemediği tüm hislere o mikrofonuyla tercüman oluyordu. Kitlesinin az olduğunu varsaysak bile hayranlarının onunla olan ilişkisi dünyanın çok az yerinde görülmüş türden bir bağlılık barındırıyor. Dolayısıyla kendisi hakkında Caner Işık ve Nuran Erol’un kaleme aldığı bir doktora tezi dahi vardır. Sonrasında bu tez Arabeskin Anlam Dünyası ve Müslüm Gürses Örneği başlığı altında kitap olarak basılır.

Başlangıçta yaptığı müzik sebebiyle elitist kesimin sert tepkilerine maruz kaldı. Onu dinleyen kitle de alt tabakadan olduğu için birçok sanatçı tarafından hem kendisi hem de müziği küçümseniyordu.

2006’da ünlü yazar Murathan Mungan ile ortak bir proje yürütürler ve “Aşk Tesadüfleri Sever” adında bir albüm çıkartırlar. Mungan, albümdeki şarkıların sözlerini yazmıştır. David Bowie’den Leonard Cohen’e kadar birçok önemli müzisyenin bestelerini seslendirir. İşin garip yanı ise bu albümden sonra dışlanan o elitist kitle konserlerine gelmeye, onu dinlemeye başlar. Bir zamanlar “Bu adamın şarkıları dinlenir mi?” diyenler konserlerinde en ön sırada yer alır. Artık onu -tam anlamıyla anlamasalar da- tüm Türkiye dinlemektedir.

Son Zamanları

Ölümüne yakın son zamanlarında Pop ve Rock parçalarını yeniden yorumlamaya başlar. Kenan Doğulu, Sezen Aksu, Fikret Kızılok, Şebnem Ferah ve Nilüfer’in sevilen şarkılarını farklı bir şekilde dinleyiciye sunar. Ondan dinledikten sonra aslını dinlemekten vazgeçebileceğiniz şarkılar da vardır. Misal Tutamıyorum Zamanı ve Paramparça, Müslüm Gürses’in yorumlamasıyla yeniden revaçta olur. Özellikle Nilüfer ve Affet yediden yetmişe herkes tarafından dinlenir. 2008’de çıkan “Sandık” albümüyle adeta “Ben hala buradayım!” der.

2012’de by-pass ameliyatı geçirir ve ameliyat sonrasında birçok sağlık problemi ortaya çıkar. Dört ay yoğun bakımda kalan Müslüm Gürses, 3 Mart 2013 sabahında hayatını kaybeder. Başta bu habere kimse inanamaz. Fakat ne yazık ki gerçektir…

Ölümünün Ardından

Ölümü ailesinden sonra sadık kitlesi tarafından zor karşılanır. Kalabalık cenaze töreninin ardından başında saatlerce bekleyen tonlarca dinleyicisi olur. Her yıl ölüm yıl dönümünde mezarının üstü çiçeklerle kaplanıyor ve kaplanmaya da devam edecek.

Kendisi için bir site dahi açılmış: tıklayabilirsiniz. Siteye girdiğinizde İsyanım Gecelere şarkısı sizleri karşılıyor. Ve ölüm anından bu ana kadar olan zaman dilimi gösterilip şu kadardır yastayız yazıyor. Bir de forum köşeleri var. Sitede en çok dikkatimi çeken şey ise bir hikaye kısmı. Orada insanlar Müslüm Gürses ile tanışma hikayelerini anlatıyor. Kimileri zamanında gerçekten tanıştıkları anı, kimileri de şarkısını dinlediği ilk anı ve hissettirdiklerini yazıyor. Ona olan sevgi gün geçtikte artıyor. Ölümünden sonra şarkıları rekor sayılarına ulaşır. Bilirsiniz ki bizler bir şeyleri yitirince kıymetini biliriz.

En son Neden Tarkovski Olamıyorum’da izlediğimiz oyuncu Vuslat Saraçoğlu “Müslüm Baba’nın Evlatları” adında o ve hayranları için bir belgesel hazırlamıştır. Ayrıca senaryosunu yazar Hakan Günday’ın kaleme aldığı, hayat hikayesinin anlatıldığı Müslüm vizyonda bir izlenme rekoruna doğru koşuyor. Diliyorum ki nice önemli müzisyenlerimizin biyografi filmleri bu şekilde yapılarak kıymetleri biraz daha bilinebilir. Onlara olan saygımız ve sevgimiz ancak yine kendi kurtuluşlarını bir tek orada görebildikleri sanatla gösterilebilir.

Yazımı, bizlere gitmeden evvel bıraktığı “Yıllar Utansın” şarkısıyla bitirmek istiyorum. 

“Aynalar yaşlanmış gösterse bile. Yaşanmadan geçen yıllar utansın.”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın