2018 yılında vizyona giren, seyirciye göre korku, ekibine göre aile draması olan Hereditary sayesinde tanıdığımız Ari Aster, ikinci uzun metraj filmi ile karşımızda. A24’ün yapımcılığını yaptığı filmlere imza atan Ari Aster daha şimdiden kimilerine göre geleceğin en iyi yönetmenlerinden biri ve korku sinemasının yeni efendisi. Ben kendisini inanılmaz derecede şanslı biri olarak görüyorum. Böylesine bir lütuf herkese denk gelmez. Filmlerinde hiçbir şey anlatmadan bu kadar sevilebilen az yönetmen vardır. Hereditary, boş koridora basılmış yüksek desibelli korku müziğinden başka bir şey değildi. Evinizde siz de deneyebilirsiniz. Yeni filmi Midsommar da İskandinav folklörü belgeseli olmaktan öteye gidememiş.

Kısaca konusuna değinelim… Kardeşine ulaşamayan Dani ardından kaza sonucu kaybettiği ailesi sonrası ciddi psikolojik sorunlar yaşar. Sevgilisi Christian onu teselli etmeye, yanında olmaya çalışsa da ne fayda. Son çare, gitmek olur. Christian ve arkadaşları İsveç’te bulunan bir komüne gidip orada zaman geçirecektir. Bu seyahatlerine Dani de katılır ve Amerikan gençliği olarak İskandinav mitlerine göre yaşayan bir komüne doğru yola çıkarlar. Hali hazırda ilginç olan komünün inançları gün geçtikçe aşırıya kaçmaya başlar. Tatil için giden gençler de bu aşırılıktan nasibini alır.

Ari Aster’in mitolojik hikayelere oldukça ilgisi var. Keza ateşle, suratı dezenformasyona uğramış kişilere ve ölüm dramasına karşı ciddi bir takıntısı var. İki filminde de bu unsurları görebiliyoruz. Sadece bunlar değil, iki filminde de aynı başarıyı tekrarlamış: Hiçbir şey anlatmamak. Ari Aster, sanatsal ya da diğer bir deyişle estetik görselliği kendisine tarz edinmiş biri. Yönetmenliğini yaptığı 2 film de kamera kullanımı ve kadrajlama açısından ilginç işler. Sinematografiye oldukça önem veriyor ve göze ya da kulağa hitap edebilecek koreografileri seviyor. 10 milyon dolara çektiği filmi Hereditary ile globalde 70 küsür milyon dolarlık gişeye ulaşınca yapımcılar kesenin ağzını açmış ve kendisine imkanlar tanımış. Ari Aster de bunu sonuna kadar değerlendirmiş.

Set dizaynı, kıyafet tasarımı, özellikle Florence Pugh’un oyunculuğu şahane. Koreografiler ilgi çekici. Ama… Yönetmen gene bir hikaye anlatmayı unutmuş. Hay Allah! Hereditary’de bir aile draması çizmeye çalışan Ari Aster, Midsommar ile Discovery Channel’da ilgi ile izlenecek bir İskandinavya’da mitoloji belgeseli çekmiş. Yemyeşil bir alanda İskandinav folklörü üzerine çok güzel şeyler öğreniyoruz. Açıkçası filme bir belgesel olarak baksaydım salondan mutlu ayrılırdım. Lakin filme, bir korku filmi olarak bakacak olursak, iddia o çünkü, izlediğim “şey” uzun süredir izlediğim en kötü filmlerden biriydi. Sinemaya olan uzun yıllardır merakımı ağırlıklı olarak korku filmleri ile gideririm. Midsommar’a korku demek, korku sinemasına edilmiş hakarettir.

Ari Aster, durumlardan estetik sahneler çıkarmayı başaran biri. Fakat durum anlatmaktan öteye gidemiyor. Çünkü iki filminin de hikayesi yok, hiçbir şey anlatmıyor ki anlatmak istediğini de sanmıyorum. Midsommar; tutarsızlıklarla dolu, karakter tasarımı açısından oldukça başarısız bir film. Korku unsurunun zaten pek de olmadığı film folklör içerisinde kaybolup birkaç ilgi çekici sahne harici ortaya bir giriş-gelişme-sonuç koymuyor. Zaten dediğim gibi, böyle de bir kaygısı yok. Yönetmen, sahne tasarlayıp sizi bir bulmacaya davet ediyor. Sahne içerisinde -eğer ki biliyorsanız- yakaladığınız fotoğraf, resim ya da yazılardan parçaları birleştirmenizi istiyor. Christian adının özellikle seçilmiş olması; Viking ölüm cezası; Pagan inanışları; kelime arasındaki oyunlar; filmin ortasında görünen ayı resmi ve daha fazlası. Üstüne güzel ve estetik çekilmiş sahneler, boom! Herkesin seveceği bir filminiz var.

Film sırasında ayrılan seyirciler, arkamda sürekli oflayıp puflayanlar ile izledim filmi. 2 saat 27 dakikalık filmde tansiyon ne zaman yükselecek, ortalık ne zaman karışacak, kan ne zaman dökülecek, ne zaman yerimden zıplayacağım derken sonunda kendimi İskandinav belgeseline para vermiş bir enayi olarak buldum. Zevkler ve renkler farklıdır. Bir film ne kadar estetik çekilirse

çekilsin, bana anlattığı bir hikayesi yoksa o filmi sevmem mümkün olmuyor. Pencereye ağır bir şekilde yaklaşan kamera ya da koşan karakterin üzerine basılmış yersiz yüksek desibelli müzik beni etkilemiyor. Bir kasabaya gidip orada tek tek ölen gençler filmi bile olamamış Midsommar, kültürel açıdan doyurucu ama sinema açısından oldukça vasat bir iş. Film boyunca içimden “ee hadi bir şey yap” diye bağırdım ve film hiçbir şey yapmadı. Var olan unsurların çoğu da neden var belli değil?

Sonuç itibariyle Midsommar, belgesel olarak doyurucu ama kurmaca film olarak manasız, korku adı altında sıkıcılık sunan estetik bir vasatlık. Başı ile sonunun hiçbir alasının olmadığı, neden sorusuna hiçbir cevap alınamadığı, sadece güzel görüntüler ve folklör ile dolu film görsel kaygısı olanları doyuracaktır. Fakat korkmaya ve hikaye izlemeye gidenler epey bir sıkılacaktır. Son sözüm de sana Ari… Çok şanslı adamsın. Dünya, ürününü satabilmek için uğraşan sahtekarlar ile dolu. Seni de sevdiler.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın