Search
EKİBİMİZ
porno izle- Canlı Bahis Siteleri- canlı casino siteleri- ngsbahis yeni giriş- enbet giriş adresi-

Meksika’dan Amerika’ya En İyi Kaçış: Alejandro González Iñárritu

Alejandro González Iñárritu’un hangi filmlerini bilirsiniz? Çoğumuz Leonardo DiCaprio’nun performansıyla en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kucakladığı The Revenant filmi ile tanısa da, Iñárritu’nun sıkı takipçileri onu ilk filmi Amores Perros ile sevip bağırlarına basmıştı. İlk filmi Amores Perros’da bir araba kazasıyla hayatları kesişen ve değişen insan hikâyelerini anlatan Iñárritu, izledikten sonra insanın yüzüne yumruk gibi çarpan bir film çekmiş ve hepimizi etkilemişti. Yıllar sonra 2009’da Nuri Bilge Ceylan, Iñárritu’ya ilham veren ismin Yılmaz Güney olduğunu bir röportajında dile getirecektir:

“Yabancı bir dergide, Alejandro González Iñárritu’nun Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filmini izledikten sonra sinemaya başladığını yazıyordu. Bir film bir insanın hayatını değiştirebilir. Bir tek laf, söz bile, öyle bir yere dokunur ki yeni bir başlangıç yapabilir. Ben de çok küçük şeylerden sinemaya başlamışımdır. Güney de bu anlamda sadece politik açıdan değil, sinemasal açıdan da çok önemli bir yönetmen.”

Amores Perros’un estirdiği rüzgar Iñárritu’nun 11 Eylül ile ilgili tasarlanan bir projede yer almasını sağlamıştı. Aralarında Ken Loach, Sean Penn, Mira Nair ve Claude Lelouch‘un da bulunduğu 11’09”01-September projesine çektiği 11 dakika ve 9 saniyelik kısa filmi ile dahil olan Iñárritu, filmiyle töröre ve yaşananlara bakış açısını yansıtıyordu.

Başarılı ilk uzun metraj filminden sonra Alejandro González Iñárritu’nun ikinci uzun metrajının nasıl bir film olacağı herkes tarafından merak edilir olmuştu. 21 Gram ile karşımıza çıkan Iñárritu bu kez ruhumuzun kaç gram edebileceğini bize sorgulatmıştı. Alin Taşcıyan 21 Gram’ı şu cümle ile tanıtmıştı:

“İnsanı var eden, kişiliğini belirleyen, yaşama arzusu, gelecek umudu veren anıların ve çocukların apayrı bir yeri var bu karanlık filmde.”

Bu iki filmin senaryosunda Guillermo Arriaga ile çalışan Iñárritu’nun; Arriaga ile son çalışması yine ses getiren bir film olan ve Babil efsanesinden yola çıkarak tasarlanan Babel filmi olmuş ve film uluslararası arenada oldukça ses getirmişti. Film, temelde 11 Eylül ile değişen; insanlar ve toplumlar arasındaki iletişimsizliğin nelere mal olabileceğini göstermişti. 3 kıtada 4 dört ülkede ve birkaç dilde çekilen film izleyicilerden tam not almıştı.

Babel filminin ardından senarist ve yazar Guillermo Arriaga ile yolları kesin bir şekilde ayrılan Iñárritu’nun bu kez nasıl bir film ile geleceği gerçekten merak edilir olmuştu. Hatta bazı eleştirmenler kariyerinin sallantıda olduğundan bahsedecek kadar durumun vehametine dikkat çekmişti. Iñárritu, ilk üç filmiyle kendisinin üzerine düşen görevi tamamlayıp “Ölüm Üçlemesi” defterini kapatmış, artık başka anlatım tarzları ve hikayelere yoğunlaşmak istemişti. Bu noktada aradığı öyküyü başkalarında değil de kendisinde bulmuş ve senaryosunu kendisinin yazdığı filmin baş karakterini hayat veren Javier Bardem’in de ilham verdiği Biutiful filmi ortaya çıkmıştı. Iñárritu, Bardem’in canlandırdığı karakter için şunu söylemişti:

“Bu karakteri özellikle Javier için yazdım. Tam onun bedenine, ruhuna ve yeteneğine göre tasarladım. Bunu daha önce kimse için yapmamıştım.”

Biutiful filmi Barcelona’nın turistlik tarafından ziyade şehrin kirli yüzünü resmeden bir çalışma olmuş ve hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından beğenilmişti.

Biutiful filmiyle birlikte farklı anlatım dilleri ve hikayeler geliştiren Iñárritu’nun bir sonraki filmi ise Birdman or The Unexpected Virtue of Ignorance olmuştu. Bu kez değişen anlatım diliyle birlikte tekniği üzerinde de değişiklikler yapan Iñárritu’nun bu filmini izleyenlerde hiç bitmeyen uzun bir plan ile çekilmiş hissiyatı uyandırıyor ve izleyiciler bunun nasıl mümkün olabileceği üzerine kafa yoruyordu. Filmin tamamı hiç bitmeyen uzun bir plan gibi tasarlanmış, yeni olmayan bu anlatım yolu filmin vizyona girdiği dönem oldukça tartışılmıştı. Hatta bu anlatım dilinin yeniden canlanmasına ya da bu tarz ile çekilmiş eski filmlerin yeniden hatırlanmasına vesile olmuştu. Filmin yarattığı bu tartışmalar filmin ne anlattığı ve ne söylediğini maalesef gölgede bırakmıştı.


Birdman’den hemen sonra hiç vakit kaybetmeyen Iñárritu, bu kez The Revenant ile karşımıza çıktı. Michael Punke’ın kaleme aldığı The Revenant: A Novel Of Revenge kitabından beyazperdeye uyarlanan filmin başrolünde Leonardo DiCaprio yer alıyordu. Filmi, büyük ölçüde Lenardo’nun performansı sırtlasa da Iñárritu’nun ve son iki filminde birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki‘nin filme katkıları büyüktü. Seyirciden oldukça ilgi gören film Leonardo DiCaprio’nun da Oscar hasretine son veren bir film olmuştu.

Tüm Bu Filmlerin Ardındaki İsim, Alejandro González Iñárritu’nun Hayat Hikayesine Bakacak Olursak:

Alejandro González Iñárritu, 15 Ağustos 1963 yılında Meksika’nın başkenti Meksiko City’de zaman zaman ekonomik sıkıntılar yaşayan orta sınıf bir ailede dünyaya gelir. İlk gençlik çağlarında ülkesinden ayrılıp çok az para ile Avrupa ve Afrika’ya giden Iñárritu’nun gittiği yerlerde yaptığı gözlemler ve deneyimler hayatında izler bırakır. Bu gözlem ve deneyimler daha sonra filmlerinde de karşımıza çıkacaktır.

Üniversitede iletişim bölümünde okuyan Iñárritu, okurken bir taraftan da radyoda çalışır ve filmlere müzikler yapar. 1995 yılında ise ulusal bir televizyon kanalına programlar hazırlar.

Alejandro González Iñárritu’nun hayatında dönüm noktalarından biri yazar ve senarist Guillermo Arriaga ile tanışmasıdır. Bu tanışma ile birlikte sinema tarihinin belki de en kısa ama en verimli ortaklığı başlayacaktır. Iñárritu, 2000 yılında Guillermo Arriaga’nın senaryosunu yazdığı Amores Perros filmini çekerek ilk sinema filmi ile kariyerine zirvede başlar. Amores Perros dünya festivallerinden 50’den fazla ödül alır ve Iñárritu’nun adı herkes tarafından duyulur.

“Dokunmak, kendime dokunmak istedim, kendimi yaşıyor hissetmek ve karakterlerle izleyicileri canlandırmak istedim. Karşı çıkmak, ilgilenmek, eğlendirmek, hareket etmek ve kışkırtmak istedim. İzleyicileri araklıksız, lunaparktaki raylı arabaların en tepelerine ve en altlarına götürmek istedim. Karakterlerin mahcup olmalarına izin vermeden onları kameranın önünde; kendini izleyen seyircinin içinde gizli kalmış duyguları veya rahatsız edici utancı çıkarabilmek için çırılçıplak soymak istedim. Bu açıdan, aktör ve aktrislerin filmdeki yürek parçalayan ve inanılmaz katkısı düşündüğümden de çok oldu.”

Not: Alejandro González Iñárritu’nun senarist Guillermo Arriaga birlikte geliştirdikleri üçleme (Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram ve Babil) bazı kaynaklarda ismi konulmamış bir üçleme bazı kaynaklarda ise “Ölüm Üçlemesi” olarak geçmektedir.



Kendisi 1989 İzmir doğumludur, sinema ile fazlasıyla münasebete sahip... Kısa film senaryoları ve geniş bir sinema kitaplığı bulunan bir zad... Fotoğraf, gezi ve müzik hobileri arasında.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.