İtalyan yönetmen Alice Rohrwacher’in üçüncü uzun metraj çalışması olan “Lazzaro Felice”, gerçek ile gerçeküstü karışımı senaryosu ile Cannes Film Festivali’ni ödülle kapattı. 2011 senesinde “Corpo Celeste” filmi ile ilk uzun metrajını gerçekleştiren yönetmen, bu filmden üç sene sonrasında ise Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ile döneceği ve ismini sinemaseverlere iyice duyuracağı “Le Meraviglie” filmini yönetti. İlk filminden itibaren kendisini takibe alan ben ve benim gibi sinemaseverler, nasıl bir üçüncü film ile karşılaşacağız beklentisi içinde filmin yolunu gözler olduk ve şahsen ben büyük bir memnuniyet ile salondan ayrıldım.

2011 senesinde “Corpo Celeste” isimli ilk uzun metrajı ile on üç yaşındaki Marta’nın hikayesini bizlere sunan yönetmen, bu filmi ile Cannes’da Altın Kamera’ya aday olmuştu. 2014 senesinde gösterime giren ikinci uzun metrajı “Le Meraviglie” filminde ise, Gelsomina ve ailesinin, hayatlarına giren bir yabancı ile beraber değişen dünyalarını izlemiştik. Bu film ile de Cannes’da yarışan yönetmen, bu sefer Altın Palmiye için yarışma bölümüne seçildi ve festivalden Büyük Jüri Ödülü ile dönmeyi başararak, ismini iyiden iyiye duyurmaya başladı. Yeni filmi “Lazzaro Felice” ile tekrardan Altın Palmiye için yarışan yönetmen, festivalden En İyi Senaryo Ödülü ile dönerek başarısına bir yenisini daha eklemiş oldu.

Genel olarak çok iyi eleştiriler ile karşılaşan film, bazı çevrelerde ise yönetmenin tercihlerinden ötürü iyi bir film olmayı ıskaladığı yönünde de eleştiriler aldı. Kısa kısa filmin konusu ve neden iyi bir film olduğu hakkında buraya birkaç şey karalayacağım. Filmin ilk yarısında, sürekli çalışmalarına rağmen hep borçlu durumda olan köy sakinlerinin, tütün kraliçesi olan Markiz Alfonsina De Luna tarafından sömürülmelerini izleriz. Sömürülen köy sakinlerinin ise, filme adını da veren Lazzaro isimli iyiler iyisi ve saf genci sömürmesi ile de sistemin gereksinimlerini yerine getirdiğini görürüz. Markiz’in oğlu ile arkadaş olan Lazzaro, arkadaşının kaybolması sonucunda zaman-mekan oynamaları eşliğinde filmin ikinci yarısını oluşturan arayışına çıkar.

Yönetmen, güçlü olan insanların, güçlerini diğer insanları sömürmek için kullandığı evrensel bir meseleyi karşımıza çıkarıyor. Hemen hemen her filmde karşılaştığımız bu durumu, gerçekçilik ile büyülü gerçekçilik harmanı bir yapıda bizlere sunuyor. Geçmişi izlediğimiz kırsal kesimde yoksulluk içinde boğuşan köylülerin, şimdiye geldiğimizde ise kentsel bir yoksulluğa düştüklerini izliyoruz. Değişen bazı şeylere rağmen, insanları sömüren sistemin asla değişmediğini görüyoruz. Film bu gerçekçiliğine, baş karakteri Lazzaro’nun şehre gelmesi ile birlikte masalsı bir hava ile karşılık  veriyor. Aslında ilk sahnelerden itibaren hafiften hissettiğimiz zaman-mekan oynamaları, süre ilerledikçe filme iyice hakim olarak anakronistik bir havaya bürünüyor.

Karşılaştığı tüm olaylar ve davranışlar karşısında kendisini asla bozmayan, etrafında değişen onca şeye rağmen hep “aynı” kalan, birbirini sürekli ezmeye çalışan insanlara karşı, tüm iyiliği, saflığı ve karşılıksız sevgisi ile zamandan bağımsız hep orada olan bir karakter Lazzaro. Yönetmen, hikayesini ana karakterinin gözünden anlatmayarak kanımca çok doğru bir yol tercih ediyor. Bizim, değişen onca şeyin yanında aynı saflığı ve temizliği ile var olmaya devam eden ana karakteri izlememiz, filmin temel yapısı ve anlatmak istediği ile çok güzel örtüşüyor. İtalyan sinemasının yeni gerçekçilik akımından esintiler taşıyan bu yapım, ayrıca seksenler ve doksanlar Avrupa sinemasına yakınlığı ile de bir nostalji duygusu yaşatıyor. Değindiği konulara ve bu konulara yaklaşım biçimine, yakın durduğu filmlere, kimilerinin söylediğinin aksine çok iyi yazılmış ve o iki parçayı çok iyi birleştiren-noktalayan senaryosuna ve müzik seçimleri ile kamera tercihlerine kadar birçok zor işin altından başarı ile kalkılmış.

Adriano Tardiolo’nun görülmesi gereken oyunculuğu, yönetmen Alice Rohrwacher’in her filmi ile önceki filmlerinin üzerine çıktığı takip edilesi yönetmenliği ve artık eskisi kadar sinemalara konuk olmayan bir anlatıya sahip olması ile nostaljik tatlar barındıran bu film, sadece haftanın değil yılın da en iyi filmlerinden birisi.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın